70’li yılların sonlarına doğru dünyada hayvan popülasyonu bakımından yedinci sıradaydık. Avrupa ve tüm dünyaya hayvan ve hayvansal ürünler ihraç ediyorduk.

Özal hükümetleri ile başlayan ithal furyasında başta İtalya’dan olmak üzere hastalıklı hayvan ve hayvansal ürünleri ithal etmek moda oldu.

Avrupa’nın kedi köpek maması bile yapmadığı ürünler ülkemize yığıldı.

AKP hükümeti ise hastalıklı hayvan ithalinde çığır açtı. Avrupa’nın ve dünyanın hastalıklı hayvanlarını bile bile ithal ettiler. Bu hastalıklı hayvanların etlerini insanlarımıza yedirdiler…

Kurban bayramlarından hemen önce başta deli dana hastalığı olmak üzere her türlü hastalık taşıyan hayvanlar yurda sokuldu. Etleri insanlarımızın sofralarında yer aldı.

Hayvan ithaline karar verilmeden önce Dünya Sağlık Örgütü’nün bültenlerine bakılır, nerede salgın hastalık var diye… Bu öyle zor bir şey de değil, örgüt; derlediği bu bilgileri her ülkeye anında gönderir ve bu hastalıklı yerlerden bırakın hayvan almayı, başka bir yerden aldığınız hayvanları kapalı kasalar içinde bile hastalıklı ülkeden geçirilmesine izin vermez…

WHO’nun bildirimleri ile salgın hastalık olan ülkeye karşı gümrük kapıları kapatılır ve o ülkeden hiçbir hayvan ve hayvansal ürün alınmaz. Bizim 3285 sayılı hayvan sağlığı ve zabıtası kanununa göre de cezai yaptırımı vardır…

Hayvan ithali yapılacak ülke de salgın hastalık olmamalıdır. İthali yapılacak ülkeye, bir uzman veteriner hekim, bir mikro biyolog ve bir de zooteknist ten oluşan en az üç uzmandan oluşan bir heyet yasal zorunluluk olarak gider ve hayvanların seçimini yapar. Hayvanlarda herhangi bir hastalık olup olmadığını kontrol eder.

Sonra o ülkeden meşe şahadetnamesi alınır. Burada hayvanların yedi göbek öncesi yer alır, geçirdiği hastalıklar ve bölgede hastalık olup olmadığı… Son zamanlarda bazı yerlerde menşe şahadetnamesi yerine hayvan pasaportuna bırakmış ki, hemen hemen aynı şey…

Bakın menşe şahadetnamesi olmadan bir hayvanı yurt içinde bile bir semtten bir semte götüremezsiniz. Yasaktır. Hayvanlarınıza el konulur ve bir de ceza ödersiniz…

Bu şartlardan sonra ithal edilen hayvanlar gümrükte karantinaya alınır. Sağlık taramasından geçirilir, en ufak bir şüphe bulunan hayvan hemen geri çevrilir.

Hastalıksız çıkan hayvanlara tüberkülin testi yapılır, sonra yerlerine gönderilir. İki ay boyunca hayvanların eti, sütü vb. hiçbir ürünü kullanılmaz. İki ay sonra test tekrar yapılır, yine bir şey çıkmazsa ancak o zaman hayvanlardan yararlanılır…

Peki tüm bu yasal zorunluluklar ortada iken AKP hükümeti nasıl olur da, hayvan ithal eder ve bir hafta sonra bu hayvanlar kesilir?

Bu cinayettir, ihanettir…

Düştüğümüz bu durum nedeniyle yüzyıllar geçse başta Avrupa olmak üzere dünya ülkeleri bizden 1 gram bile hayvansal gıda almayacaklar…

Şarbon ülkemizde yıllar önce söndürülmüş, kurutulmuş bir hayvan hastalığıydı. En son 2001 yılında Amerika’da rastlanan ve bakteriyel bir hastalık olan şarbon, ot yiyen hayvanlardan insanlara temas yolu ile geçen ve kimi zaman ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır… Bu nedenle de bi,yolojik silah olarak kullanılır…

Brezilya’da şarbon salgını olduğu WHO’nun bültenleri ile sabit iken, bu bültenler bizim Tarım İl Müdürlüklerinde bile mevcut iken, gümrük kapıları Brezilya’ya karşı kapalı iken nasıl olur da oradan hayvan ithal edilir ve hiçbir sağlık denetiminden geçirilmeden ülkede dağıtımı yapılır?

İşte bu ihanettir!

.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.