60 yıldan fazladır siyasetin içindeyim. 1965 seçimlerinde öğretmen okulunda öğrenci iken TİP için çalışmıştım. O zamanki siyasi özgürlüğü şimdi ara ki bulasın. Bu 60 yıl içinde Türkiye’de sandık hiçbir zaman bu kadar işlevsiz hale getirilmemişti.
* Şimdi bütün yetki tek adama verilmiş bulunuyor.
* TBMM’ye milletvekili seçmeninin hiçbir önemi kalmadı. Orası sadece birilerinin konuşarak kendilerini tatmin ettikleri Londra’daki Hyde Park gibi bir alana çevrildi.
* Halk iradesinin temsil edildiği belediyeler kalmıştı; şimdi sıra belediyeleri tek tipleştirme ve tek ele geçirme süreci başlatıldı.
Başlatan da elbette Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan!
TALİMATI VERDİ
Belediye seçimlerini yitiren AKP yönetimi, bunun iktidarı da yitirmek olduğunu anladı, telaşa kapıldı. Üstelik CHP’li belediyelerin de çalışmalarıyla halkın onayını aldıklarını gördü. İktidar; seçimle bir daha kazanamayacakları belediyeleri yargıyı kullanarak ele geçirme operasyonunu bu amaçla başlattı.
Bu geniş ve riskli operasyonun AKP Lideri Erdoğan’ın oluru ve isteği dışında yürütülmesi de olanaksızdır. Zaten kendisi bu süreç içinde “Turpun büyüğü heybede!” diyerek başlatılan operasyonları özendirmiş; işi başlatan İstanbul Savcısı Akın Gürlek’i daha sonra Adalet Bakanı yaparak bu işlerin hukuksal değil siyasal olduğunu da bir tür itiraf etmiştir.
CHP’nin başarılı belediye başkanlarından birisinin ileride Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakip olarak karşısına çıkmasını engellemek istediğini de yine “Cumhurbaşkanlığı sevdasına kapılan CHP’lilerin telef olacağını” söyleyerek ortaya koymuştur.
Operasyonlar büyük tantanalarla duyurulmuş olmasına karşın ortaya somut kanıtlar konulamamış; iş sadece bazı itirafçıların anlattıklarına dayandırılarak götürülmüştür.
“AZİZ’İM” AKTAŞ!
Onlardan en önemlisi de AKP tarafından özenle korunan Aziz İhsan Aktaş… AKP döneminde Diyarbakır’da ilkokuldaki kantin işletmeciliğinden müteahhitliğe zıplayan bu şahsı önce “Aziz İhsan Aktaş'ın elebaşılığını yaptığı suç örgütü” gerekçesiyle tutukladılar. Sonra da onu itirafçı haline CHP’li belediyelere saldırıyı başlattılar.
Ama bu arada bu suç örgütü liderinin karlı şirketlerine dokunmadılar.
Onun, otoyol kıyısındaki Avrupa’nın en fazla pompa sayısına sahip petrol istasyonu kurma isteğini İBB reddedince, devreye AKP’nin Çevre ve Şehircilik Bakanı girip belediyeyi paspas ederek ruhsat veriyor.
Tutuklanan Aziz İhsan çıkartılıp korumalar da verilerek mafya babası pozlarında dolaştırılıyor.
Suç örgütü lideri dışarıda, onun kanıt gösteremeden rüşvetle suçladıkları içeride…
Ve bu adamın yüzlerce iş aldığı AKP’li belediyelere, devlet kuruluşlarına hiçbir operasyon yapılmıyor; sadece CHP’li belediyelere çökülüyor.
Bunların içinde Aydın Belediye Başkanı gibi tipler de AKP’ye geçince operasyon yemekten kurtuluyorlar.
İşte rezalet budur.
Böyle bir rezillik 60 yıldır görülmemiştir.
Halk, buna cevabını er geç sandıkta verecektir…
HAKARET ETTİN DİYEREK…
Bunları yazdım ya… Beni sürekli izleyen Cumhurbaşkanı’nın avukatları korkarım yeni bir “Cumhurbaşkanı’na hakaret” davası açarlar. Belki o da yetmez, Akın Gürlek beyefendinin İstanbul’daki bir savcısı, “Gerçek olmayan bilgiyi alenen yaymak suçu” işlediğimi söyleyip başka bir dava açabilir.
Türkiye’de artık iyice kıstırılmış olan basının sesini daha da kısmak için yargı tokmağı durmadan gazetecilerin başına iniyor. Bana da son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretten 11 ay 20 gün ceza verdiler. Bu ceza ertelendi ama başka yerden bir dava daha devam ediyor; buradan da ceza gelirse 79 yaşında hapse girebiliriz.
İşte Türkiye bu halde…
Gerçekten de eski Türkiye’yi özlüyorum. Eskiden siyasi liderlere neler denilirdi; neler… Onlar buna gülüp geçerlerdi. Şimdi ise biraz sert eleştiri yapsan hemen yargıcın karşısında buluyorsun kendini.
Hakaret eden olursa cezasını çeksin…
Ama sert eleştiriyi hakaret diye göstererek gazetecileri, yazarları hapse atmak yakışmıyor bu ülkeye…
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bulunduğu makama da yakışmıyor bu davalar…
Haberlere göre 15 binden fazla insan bu hakaret işinden mahkum edilmiş. Sayın Erdoğan’ın avukatları, sadece avukat ücreti olarak 600 milyon liralık bir havuz oluşturmuş gözüküyorlar.
Kendisinin buradan bir kuruş aldığını sanmıyorum ama bu hakaret davaları o avukatların zenginleşme aracı olmuş gibi gözüküyor.
Yakışmıyor; Cumhurbaşkanlığı’na da Türkiye’ye de yakışmıyor.