Sandık korkusu onurlu seçim zaferlerine baskın geldi!

Abone Ol

Bu yazıyı sabah saatlerinde bitirip yayın için Toplumsal'a gönderdikten saatler sonra (ve bu yazı henüz yayına girmeden önce) çok tarihi bir gelişme oldu. Kılıçdaroğlu'nun talebi üzerine Ankara'daki CHP Genel Merkezi binasına, CHP Ankara İl binasında olduğu gibi polis baskını ile girildi. Türk siyasetinde ve belki de dünya demokrasi tarihinde görülmemiş şekilde ana muhalefet partisi Genel Merkezinin devlet zorluyla işgali noktasına nasıl geldik?

***

CHP’nin Kasım 2023’de yapılan kongresinde “delegenin iradesinin fesata uğratılması” iddiasıyla kongre sonuçlarının iptalinin istendiği butlan davasından ilk başlarda bir şey çıkmayacağı düşünülüyordu. Nitekim ilk derece mahkemesi davayı reddettiğinde herkes rahatlamıştı. Sırada istinaf süreci vardı ama ondan da bir şey çıkmayacağı kanaati yaygındı. Son haftalarda yandaş medya ekranlarında butlan kararının yazıldığı ve yakında açıklanacağını sık dillendirmeye başladığında, tehlikenin iyice yaklaştığını herkes anlamıştı.

Butlan kararının istinafta onanması bir yana, üstelik kararın “ihtiyati tedbirli” alınmış olması çok ağır sonuçlar doğurdu. Bu karar, Yargıtayın nihai kararı beklenilmeden son üç yılda yapılmış tüm kongrelerin iptali ile Kılıçdaroğlu kadrosunu derhal yönetime getiriyordu.

Butlan kararının dayanağı olarak sunulan, kongrede “delegenin iradesinin fesata uğratılması” iddiasına ilişkin bir tek sübut delil yok ve bu konuda sürmekte olan ceza davası sürmekte. Ortada yasal hiçbir dayanak yokken sonucu bu kadar ağır tarihi bir kararın çıkartılmış olması, ikinci bir “hiçbir şey olmadıysa da bir şeyler olmuştur” vakasını işaret ediyor.

Peki bu yargı darbesi tam olarak bekledikleri sonuçları verecek midir? Sadece CHP tabanı değil, birazcık aklı, izanı ve insafı olan herkes iktidarın muhalefete haksız yargı müdahalelerinde bulunduğunu görüyor. Bu hamleyi boşa düşürecek, geriye püskürtecek tek güç, milletin buna vereceği tepkinin boyutlarıyla ilgili olacaktır. Evet halk çok öfkeli, çok üzgün ancak bir o kadar da yorgun ve bıkkın.

Mart 2025’den beri sokakları, meydanları dolduran muhalif seçmen tabanının enerjisinin ve motivasyonun sürekli üst seviyelerde sürdürülmesinin güçlükleri ortada. Özgür Özel liderliğindeki CHP yönetimi nasıl bir yol izleyecek, ne tür kararlar alıp uygulayacaklar, zamanla göreceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun nefret objesi olmayı göze alması nedendir?

Önce CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı yargı marifetiyle elendi, şimdi de rejimin CHP içindeki işbirlikçilerinin de yardımıyla CHP’nin topyekûn tasfiye sürecine girildi. Bu tarihi hamle bize, Erdoğan rejiminin gözünü ne kadar kararttığını, artık durabileceği bir yerin kalmadığını bir kez daha göstermiş oldu.

Kılıçdaroğlu 13 seçimi kaybetmeyi hazmetti, dert etmedi. Bir tek Özgür Özel’e karşı kaybetmeyi kabul edemedi, kin ve garez besledi. Kendi şakşakçıları dışında, yüzüne tükürülmesi riskini de göze alarak organik CHP seçmeninin karşısına çıkabilecek mi bilmiyoruz. Ancak Kılıçdaroğlu’nun sadece CHP tabanının değil, neredeyse tüm muhaliflerin nefret objesine dönüşmeyi göze almasının sebebi ne olabilir, insanlar gerçekten çok merak ediyor.

Türk siyasi tarihinin belki de en akıl almaz, en ağır ve en haksız yargı kararı olarak tarihe geçecek olan bu karar ile 76 yıllık çok partili serbest seçim sistemimize çok ağır bir darbe vurulmuş oldu. Klişe gibi gelebilir ama bu karar sadece CHP için değil, hepimiz için ağır sonuçlar doğuruyor. Karar yargının aparatlaştırılmasıyla günümüze ve geleceğimize, özgürlüklerimize, seçme seçilme haklarımıza, hukuk güvencemize, anayasamıza ve kişisel haklarımıza vurulmuş inanılmaz ağır bir darbedir.

Kararın açıklanma zamanına çok ince ayar!

Bir önemli detay da butlan kararının UYAP’a yüklenmesi için seçilen gündü. Kararın uzun bayram tatilinin başlayacağı 22 Mayıs Cuma günü çıkacağı söyleniyordu. Çünkü böylece hem Özgür Özel yönetiminin tatil öncesi itiraz haklarını kullanmasına fırsat bırakılmayacak, hem de piyasalar kapandığı için olası panik satışlarının önü alınmış olacaktı. Ancak kararın beklenenden bir gün önce, yani perşembe günü akşam üzeri açıklanması kafaları karıştırdı ve değişik yorumlara sebep oldu.

Öyle anlaşılıyor ki bu ince zamanlama ayarı çok daha farklı bir sebeple yapılmıştı. Sebep şuydu; Kılıçdaroğlu’nun kendisine tebliğ edilen bu kararı derhal uygulayabilmesi, yani İcra mahkemesine başvurup karar aldırması ve diğer bürokratik işlemler için en az bir mesai gününe ihtiyacı vardı. Cuma akşamı karar açıklansaydı Kılıçdaroğlu CHP avukatlarına ve YSK’nın CHP’li üyesine azilname gönderemeyecek, CHP’nin temyiz başvurusunu geri çekemeyecek ve diğer resmi prosedürleri derhal başlatamayacaktı. Bu durum Özgür özel ve ekibine bayram tatili sonrasına kadar fırsat tanınması demek olacaktı.

Nitekim Kılıçdaroğlu bu kısa süreyi derhal kullandı. Yani, piyasalar çok da umurlarında değildi, amaç kararın tüm sonuçları ile bir an önce uygulanmasıydı. Bu gerçekliği Şamil Tayyar bir paylaşımıyla doğruladı.

Serbest seçimlerin serbestliği kağıt üstünde kaldı

Gelinen bu durumda, önümüzdeki ilk genel seçimlere “serbest seçimler” denilebilir mi? Bu soruyu yanıtlamak için serbest seçim kavramının içeriğini anlamakta yarar var.

İktidarın belirlediği değil isteyen herkesin aday olabileceği, adaylar için eşit yarış koşullarının bulunduğu, propagandaların serbestçe yapılabildiği, bağımsız hâkim gözetiminde gizli oy, açık sayım yönteminin uygulandığı seçimlere serbest seçim deniliyor. Bu koşulların herhangi birisi kaldı mı bugün ülkemizde?

AKP öncesinde bir adli yargı bölgesindeki en kıdemli hâkim otomatik olarak İl-İlçe Seçim Kurulu Başkanlığını üstlenirdi, bu düzenlemeyi kaldırdılar. Ayrıca bugünkü HSK üyelerinin tamamı AKP tarafından özenle seçilerek atandı. Gelinen bu durumda, seçim sürecinin ve sandıkların güvenirliğini sağlayacak bağımsız ve tarafsız bir yargıdan söz etmenin imkânı kalmamıştır.

Sandık korkusu otokrasiyi perçinliyor

Gitgide otoriterleşmesine rağmen rekabetçi sistemde meşruiyetini seçimlerde aldığı başarıya dayandıran bir Erdoğan vardı. Bugün ise sandıktan korkan ve bu korkusunun tümüyle deşifre olmasını göze alır duruma gelmiş bir Erdoğan var. İmamoğlu’nun çok güçlü bir Cumhurbaşkanı adayı olarak karşısına çıkmasından sonra hem rakibi İmamoğlu’nu hem de partisi CHP’yi yargı eliyle topyekûn imha sürecini başlattı.

Sadece iktidardan icazetli (kazanma şansı olmayan) muhalif parti ve adayları ile yarışılan bir seçimi kazanıyor olmak, onurlu ve meşru bir başarı olamaz. Erdoğan rakiplerini iktidar imkanlarıyla parçalayıp yok ederek, demokratik siyasi yarışı berhava ederek kazanacağı bir seçim başarısının siyasal meşruiyetini tartışılır hale getirmesini de göze aldı.

Siyasi tarihe, iktidarının devamı için her tür mertlik dışı yöntemleri kullanan, rakiplerini gerekirse yargı kumpasları ile bertaraf eden bir lider olarak geçme riskini göze almak, olağanüstü bir korkunun ürünü olsa gerektir.

Yargı marifetiyle dizayn ettiği, genel başkanını kendi atadığı parçalanmış muhalefete karşı elde edeceği başarıdan Erdoğan gurur duyabilecek midir? Eski seçim zaferlerinde olduğu gibi, seçmeni karşısında aynı heyecanla, kıvançla balkon konuşmalarına çıkabilecek midir? Diğer yandan, kendisini çeyrek yüzyıldır iktidarda tutan siyasal tabanının tümü reislerini aynı heyecanla, coşkuyla ve gururla savunmaya devam edebilecek midir?

Özetle; butlan kararı ile Erdoğan siyasal geçmişindeki tüm seçim başarılarının saygınlığından vazgeçmeyi içine sindirdiğini gösterdi.

Otokrasiler baskıyı düzenli artırmak zorundadırlar

Türkiye’deki rejimin “demokrasi” sıfatı çoktan kayboldu. “Tek adam” yönetiminin tüm özelliklerini taşıyan bir otokraside yaşadığımız günden güne daha da netleşiyor. Demokrasinin esası olan yasama, yürütme ve yargı erkleri tam olarak tek elde toplanmış durumda. Türkiye’de bugün gelinen noktada artık ne Anayasa var ne de kanunlar; sadece iktidardan gitmemek için her şeyi göze almış otokrat bir yönetim var.

Ülkeyi bu noktaya getirdikten sonra Erdoğan durabilir mi? Bu noktadan daha ileri gitmeyecekse, buraya kadar yaptıkları boşa gitmiş olmaz mı? Bu seviyeye geldikten sonra kendiliğinden demokrasiye dönen bir otokrat örneği dünyada henüz görülmedi. İmamoğlu’nu seçime sokmayan, iktidar alternatifi CHP’ye kayyum atayan irade, kazanma potansiyeli olan herhangi bir lider adayının seçimlere girmesi riskini bertaraf etmeye devam edecektir.

Bu tahlilleri karamsarlığı artırmak için değil; tehlikenin boyutlarını bilme, çok daha ağır uygulamalara ve hukuksuzluklara hazırlıklı olma, bunlar karşısında direnci yitirmeme adına yapıyorum. Umut asla yok olmayacaktır. Tarih bize gösteriyor ki, halka güç ile hükmetmenin sonu yoktur ve halkın iradesi sonunda mutlaka üstün gelecektir.

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }