Sağcıların tarihi riyakarlığı: Komutansız zafer kutlaması!

Aslında dünkü gazeteye yazacaktım, Kutül Amare Zaferi’ni gününde kutlayacaktım ama biraz daha sabredeyim dedim içimden. İkiyüzlülüğü bu yıldönümünde de göreyim istedim, istedim ki sağcıların karaktersizliğine bir yazıyla not düşeyim.

Emperyalizme diş ile, tırnak ile direnen altın çağın çocuklarıydı onlar. Çağın altınının üstü çamurla, türlü pislikle kaplanmıştı. Usanmadılar, sildiler yalın elleriyle. Çağı altın yapanlardı, mücadeleleri asla unutulmayacaktı.

Mahmut Şevket Paşa’nın deyişiyle ‘Yıldız Sarayı’nda ikamet eden baykuş‘u; Abdülhamit‘i el birliğiyle kurulduğu tahttan indiren, yurdu ilk kez ‘hürriyet’ ateşiyle yakanlardı onlar. İstibdatı yırtıp attıklarında şimdiye adı kalanların çoğu yirmili-otuzlu yaşlarındaydı. Ve çoğu otuzlu yaşlarının başında, peşi sıra düştüler kara toprağa. Çünkü istibdattan kurtardıkları yurtları, o baykuş ve şürekası elinde yıllarca inim inim inlemişti. Dahası emperyalistlerin at oynatabileceklerini düşündükleri bir saha haline gelmişti. Yağma ve işgal planları yapılıyordu. Hayatlarında ilk kez hürriyeti tadan altın çağ çocuklarının ise yurdun bir karışını bile emperyalizm çizmesi altında ezdirmeye niyetleri yoktu. Emperyalizme karşı savaştı şiar, son damla kan toprağa düşene kadar.

***

Türkleri ilk kez cumhuriyet fikriyle tanıştıran, ta 1913’te Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ni kuran Süleyman Askeri Bey. İlk ateşi yakan da oydu, ilk toprağa düşen de. İngiliz işgalciler Bağdat’a yöneldiğinde, Anadolu’da oluşturduğu gönüllü bir orduyla düşmanın üzerinen akın eden Süleyman Askeri de toprağa düştüğünde daha 31 yaşındaydı. Onun yaktığı ateş, bir yıl dört ay sonra bir İttihatçı kardeşinin elinde tüm yurda umut olacaktı. Enver Paşa‘yı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne kaydeden kendisinden bir yaş büyük amcası Halil (KUT) Paşa, Kut’ta Süleyman Askeri’den aldığı mirası gururla zafere ulaştıracaktı.

29 Nisan 1916’da Kut şehrinde perişan ettikleri İngilizleri esir alan Halil Paşa, ordusuna şöyle seslenecekti:

“Arslanlar! Bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.”

İngilizlerin ‘tarihimizin en aşağılık teslim oluşu‘ diye tarif ettiği Kut’ta ve eş zamanlı olarak Çanakkale’de yurtseverlerin verdiği mücadele ve aldıkları zafer, Türklerin boyun eğmeyeceğinin, emperyalizme asla teslim olmayacaklarının müjdecisiydi. Otuzlu yaşlarında kara toprağa düşenler göremeyecekti belki ama onların bedenleri toprağa düştükten birkaç yıl sonra emperyalistler ‘geldikleri gibi’ gideceklerdi.

***

En başta sağın karaktersizliğine vurgu yapmıştım, artık oraya dönebiliriz. 2016, malum Kutül Amare Zaferi’nin yüzüncü yıldönümüydü. Ve AKP Kutül Amare Zaferi’ni keşfetmişti! Osmanlı’yı yıkan Abdülhamit gibi basiretsizliğini zalimlikle kapamaya çalışan padişahlar değilmiş gibi, yıllarca İttihatçıları Osmanlı’yı çöküşe sürüklemekle, hatta ve hatta hiç utanmadan ‘vatana ihanet’le suçlayan sağcılar, yüzüncü yılda İttihatçıların zaferine konmaya kalkmışlardı. Israrla, kalın kalın başa yazmak lazım. Türkiye’de sağın herhangi bir tarihi yok. 17 yıllık AKP iktidarını düşünün bir, hangi olaylar aklınıza geliyor ilk elden? Tarihi olmayan sağ, kendine tarih devşirmek zorunda. Tıpkı sağdan örnek verebilecek tek bir şair bile bulamayınca Erdoğan’ın sık sık Nâzım’a sarılması gibi. İşte yüzüncü yılında bu emperyalizme karşı alınmış büyük zaferin eteği dibinde bitiveriyordu AKP’liler. Ama cımbızlayarak, tahrif ederek. Nasıl mı, mesela Osmanlı’nın son paşası, büyük komutan Halil Paşa’yı anmadan! Tıpkı Çanakkale’yi anan Diyanet’in Çanakkale kahramanı ulu önderin; Mustafa Kemal Paşa’nın adını hiç geçirmemeyi başarmış olması gibi.

O dönem, Halil Kut Paşa’nın mezarına rakı dökülmesini vasiyet edişi ön plana çıktı. E tabii, AKP bunu vasiyet etmiş biriyle yan yana duramazdı. Ancak bu yalnızca görüntü. Hani sağcıların bu ülkede tarihi yok dedik ya; AKP de diğer sağcı partiler gibi kendine ait olmayan, normal şartlarda asla yan yana gelmeyeceği tarih karakter ve olayları yeri geldiğinde apartmak zorunda. Bundan işte, yarattığı tüm değerleri delik deşik ettikleri Atatürk’ün adını bazen şaşırtıcı bir şekilde “saygı ve minnetle” ağızlarına almaları.

İngilizlerin milyonlarca poundluk rüşvetini reddeden genç İttihatçı Halil’i saymadan Kut, Çanakkale’de düşmana geçit vermeyerek yurdu, özellikle de İstanbul’u kurtaran Mustafa Kemal’i saymadan Çanakkale…

***

Şair usta Nihat Behram‘ın ‘Ayaklanma Çağrısı’ndan birkaç kısım geldi aklıma…

“Susan da ikiyüzlü konuşan da / İhanetin sinmediği giz unutuldu / Yalan doruklarda çığırtkan”

Yine andılar Kutül Amare Zaferi’ni, kahramanı olmadan. Sağın timsah gözyaşları sel olup aktı, sevinçleri sahte, gülüşleri riyakar. Ancak her gecenin bir sabahı var. Tıpkı 1918’de İstanbul’da işgalciler tarafından tutuklanan Halil Paşa’nın Mustafa Kemal’in özel talimatıyla hapisten kaçırılması gibi.

Bu riyakarlığa karşı, önüne dünyanın serveti dökülen genç İttihatçı Halil kadar, Çanakkale’de askerine “merminiz yoksa süngü takın” diyen Mustafa Kemal kadar net ve acımasız olunmalı.

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...