<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Toplumsal | Güncel Haberler</title>
    <link>https://www.toplumsal.com.tr</link>
    <description>Toplumsal Haber: Siyaset, ekonomi ve yerel gelişmelerde güncel haber sitesi.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.toplumsal.com.tr/rss/toplumsal-kursu" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>2026 Toplumsal Haber. Tüm hakları saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 28 May 2026 19:32:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/rss/toplumsal-kursu"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Üç Fidan'ın ateşi!]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/uc-fidanin-atesi-l-suat-umutlu-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/uc-fidanin-atesi-l-suat-umutlu-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Suat Umutlu, ölüm yıl dönümleri 6 Mayıs 1972'de katledilen 3 Fidan'ın hikayesini kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Günümüz,<br />
6 Mayıs 1972’de göğsümüze saplanan o hançerin hikâyesi;<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Üç fidan, üç yirmi küsur yaşında genç, o kara günde Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde darağacında sonsuzluğa yürüdüler, ki onlar, bir ülkenin bağımsızlık sevdasına canlarını adayan devrimcileriydiler.<br />
Peki, kimdi bu gençler ve neden idam edildiler?<br />
&nbsp;Aradan 53 yıl geçse de, yüreklerimizde neden kor gibi yanmaya devam ediyorlar?<br />
Kime olduğu mühim değil, herkesedir bu &nbsp; memleket hikayesi...<br />
Deniz Gezmiş, 1947’de Ankara’da doğan, öğretmen bir ailenin oğlu ama gözü kara, yüreği memleket aşkıyla dolu ...<br />
O, lisedeyken bile haksızlığa isyan eden, üniversiteye adım attığında da “Bağımsız Türkiye!” diye haykıran bir genç...<br />
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken, sadece kitaplarla yetinmeyen , sokağa çıkıp işçiyle, köylüyle omuz omuza yürüyen, parkası, uzun saçı ve o kararlı bakışlarıyla bir neslin sembolü olan bir genç...<br />
O, bir pop ikonu da değil bir devrimciydi de..<br />
Ve, Amerikan 6. Filosu’na karşı Dolmabahçe’de direnen, “Yankeeler defol!” diye haykıran bir asiydi de...<br />
Yusuf Aslan mı?<br />
1947'de, Yozgat’ın bir köyünde açmış gözlerini. ODTÜ’de mühendislik okumuş, ama tornavida yerine kalemi, kalem yerine mücadele ruhunu seçen, sessiz, sakin, ama içi volkan olan...<br />
Onun için devrim, bir hayal değil, bir zorunluluk, “Tam bağımsız Türkiye” sloganı ise &nbsp;yüreğinde bir nakış olmuş, öyle ki, yakalandığında, işkencehanelerde dimdik durmuş... Zira o, inandığı dava uğruna ölümü göze alan bir gençti...<br />
Hüseyin İnan ise &nbsp;1949 doğumlu ,Sivas’ın bir köyünden ve &nbsp;ODTÜ’de ekonomi okurken, sadece rakamlarla değil, memleketin gerçekleriyle ilgilenen,gözlüklü, fötr şapkalı, manifestolar yazan bir entelektüel aynı zamanda...Ama, o entelektüellik kâğıt üzerinde değildi, o devrimin beyniydi ve stratejiler kurmuş, yol haritaları çizmiş...<br />
23 yaşında, darağacına giderken bile, “Bu bir bayrak yarışı, başkaları devam eder,” diyen<br />
&nbsp;Ne kadar haklıydılar…<br />
1960’lar, 70’ler… Türkiye, adeta bir ateş çemberinde, bir yanda Soğuk Savaş’ın gölgesi, diğer yanda Amerika’nın 6. Filosu limanlarda cirit atarjen, köylerde açlık, şehirlerde baskı, fabrikalarda sömürü, her yerde sağ-sol kavgaları, darbeler, idamların yarattığı bu kaosta, Deniz, Yusuf ve Hüseyin adlı üç gencin, “Bu düzen değişmeli!” diyerek Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu’nu &nbsp;kurup bildiriler dağıtması, mitingler yapmaları...<br />
Evet, bir Banka soymuşlar, Amerikan askerlerini kaçırmışlar da...Ama onlar terörist miydi, “Yabancı güçler bu topraklardan gitsin!” diyerek neden dağa çıkmışlardı?<br />
Gerçekten &nbsp;başka bir yol kalmamış mıydı?<br />
1971 darbesi, bu gençlerin sonunu getirdi, yakalandılar, işkencelerden geçirildiler ve yargılandılar...<br />
Mahkemede;<br />
&nbsp;Deniz, “Biz burjuva düzenine karşıyız!” diye ,<br />
&nbsp;Yusuf, “Bağımsız bir Türkiye için ölürüm!” diye ve<br />
&nbsp;Hüseyin ise“Emperyalizme karşı mücadele sürecek,” diye haykırdılar, ki düzen, onları susturmaya kararlı olduğundan 6 Mayıs 1972’de, sabaha karşı, darağacına yürüdüler.&nbsp;<br />
Deniz, son nefesinde kardeşliği...<br />
Yusuf, ülkenin bağımsızlığı...<br />
Hüseyin'de , bunlar için ölümümüz bir başlangıç diyorlardı...<br />
Ve o ip çekilir…<br />
Unutmayın , onlar 68 kuşağının sembolü, Che Guevara’dan, Fidel’den, Vietnam’daki direnişten ilham alan, ama özünde bu toprakların çocuklarıydılar.<br />
Onları “terörist” ilan edenler de olabilir , ki dönemin darbecileri ve emperyalizmin yerli işbirlikçileri gibi..<br />
Üç Fidan;<br />
Kahraman mı?<br />
&nbsp;Evet, milyonlarca insan için öyle, zira onlar, bu memleketin bağımsızlığı için canlarını verdiler. Ama birileri için hâlâ “suçlu” olabilir ler, Neden? diye sorun....<br />
Biliyoruz ki, düzen, her zaman isyankârları suçlu görür ve her daim de suçlayacaktır.<br />
Onların idamı, TBMM’de oylandı;<br />
&nbsp;273 vekil “Evet, asılsın!” dedi; 48 vekil “Hayır” dedi.<br />
İdamlar, sadece üç genci değil, bir neslin umutlarını da yaralasa, o yara kabuk bağladı ve altında yeni filizler yeşerdi, zira kahramanlık, makamda oturanların değil, bedel ödeyenlerindir.&nbsp;<br />
Deniz, Yusuf, Hüseyin, bu memleketi öyle sevdiler ki, darağacında bile başları dikti.<br />
Onlar, “Vatan hainliği” ile suçlandı ama asıl vatan haini, memleketi yabancı güçlere peşkeş çekenler değil miydi?<br />
Bu tartışma, 53 yıl sonra bile sürüyor. Tarih, her daim haklıyı yazacaktır , ki Onlar, milyonların yüreğinde hâlâ yaşıyorlar...<br />
Yıl 2025...<br />
&nbsp;Deniz’lerin idamından bu yana yarım asır geçmiş ama memleketin hali nedir?<br />
&nbsp;Hâlâ adaletsizlik, hâlâ sömürü, hâlâ “Bağımsız Türkiye” hayalinde milyonlar...<br />
Günümüzün gençleri, belki parka giymiyor ama klavye başında; belki dağda da değil ama meydanlarda, ki bu Deniz’lerin ruhunun hâlâ aramızda olduğunu göstermiyor mu?<br />
Her haksızlığa isyan eden gençte, her “Bu düzen değişsin!” diye haykıranda, onların ruhu var. Bu nedenle Onları anmak yetmez anlamalıyız da...<br />
Deniz’lerin, Yusuf’ların, Hüseyin’lerin davası bir pusula olmalı, nemleketi sevmek, sadece bayrak sallamak değildir, haksızlığa karşı durmaktır, adalet için mücadele etmektir.<br />
Onlar, bu yolda can verirken, bu yolda ne yapıyoruz? Bu 6 Mayıs’ta, sor kendine: “Ben bu memleket için ne yapıyorum?”<br />
&nbsp;Cevabı basit: Sev....<br />
Ama öyle kuru kuru değil; Deniz gibi, Yusuf gibi, Hüseyin gibi sev.<br />
&nbsp;Ateş gibi, isyan gibi, devrim gibi.<br />
Unutma,<br />
Darağacında üç fidan, sadece bir son değil, bir başlangıçtı. Onların bayrağı, hâlâ elimuzde ve taşımak hepimize ait...<br />
&nbsp;Tarihi, kimin yazdığına değil, kimin bedel ödediğine bakarak okuyalım.<br />
Bu memleket, Deniz’lerin, Yusuf’ların, Hüseyin’lerin memleketi.<br />
&nbsp;Ve o memleket, hâlâ bizim.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/uc-fidanin-atesi-l-suat-umutlu-yazdi</guid>
      <pubDate>Tue, 06 May 2025 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2025/05/basliksiz-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="17516"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Satranç tahtasında piyon olmak]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/satranc-tahtasinda-piyon-olmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/satranc-tahtasinda-piyon-olmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<pre>
<span style="color:#c0392b"><strong><span style="background-color:#ffffff">Suat Umutlu</span></strong></span></pre>

<p>Dünyayı bir satranç tahtası gibi düşünün; kare kare ayrılmış, siyahlar ve beyazlar karşı karşıya…</p>

<p>Ama bu kez savaşanlar sadece taşlar değil; fikirler, medeniyetler, tarih ve gelecek.</p>

<p>&nbsp;Bu oyunun taşları, ülkeler değil; ideolojiler, kültürel kodlar, inanç sistemleri ve ekonomik modeller.&nbsp;</p>

<p>Ve,</p>

<p>Oyunu oynayanlar ise insanlığın kaderine yön veren görünmez kuklacılar…</p>

<p>Satranç, düşüncenin ve stratejinin en rafine halidir. Her hamle bir mesajdır; kimi zaman doğrudan saldırı, kimi zaman geri çekilme. Ama her zaman bir planın parçasıdır. Bugünün dünyasında da, adım adım ilerleyen bu büyük oyunda ülkeler, toplumlar ve bireyler, küresel güçlerin planlı hamlelerine karşı kendi varoluş mücadelelerini veriyor.</p>

<p>Bir piyon düşünün: Önünde sınırlı bir alan, sınırlı bir hamle hakkı var. Ama doğru zamanda doğru adımı atarsa vezire dönüşebilir. Bu, toplumların potansiyelini simgeler. Ancak birçok piyon, daha ilk hamlede savaş meydanında harcanır. Çünkü o piyonun kaderi, çoğu zaman onu yönlendiren elin niyetine bağlıdır. Kuklacılar, piyonların aklına şüphe tohumları eker, onları birbirine düşürür, sonra da olan biteni uzaktan seyreder.</p>

<p>Fikirlerin savaşı tam da burada başlar. Bir yanda bireyi öne çıkaran özgürlükçü yaklaşımlar, diğer yanda kitleyi kontrol altında tutan otoriter yapılar. Bir yanda üretime, emeğe ve bilgiye değer veren sistemler, diğer yanda tüketimi kutsallaştıran, insanı yalnızca bir piyasa nesnesi olarak gören anlayışlar…</p>

<p>Medeniyetler çatışması söylemi, aslında fikirlerin çatışmasıdır. Dinin siyasallaştırıldığı, ekonominin ahlaktan arındırıldığı, eğitimin ise sadece itaati öğrettiği toplumlar, bu satranç tahtasında yalnızca figür olmaya mahkûmdur. Kuklacı medeniyetler tam da bunu ister: Kendi kültürel değerlerini “evrensel” diye sunar, kendi çıkarını “insanlık yararı” diye pazarlarken, ötekini öcüleştirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ama her satranç oyununda bir sürpriz mümkündür. Hesaplanamayan bir hamle, ezber bozan bir strateji… İnsanlık tarihi de bu sürprizlerle doludur. Bir halkın uyanışı, bir bireyin isyanı, bir düşüncenin ışığı oyunun seyrini değiştirebilir. Çünkü düşünce, en hızlı atın bile ulaşamayacağı yerlere ulaşır. Çünkü hakikat, en iyi korunmuş yalanın bile maskesini düşürür.</p>

<p>Bugün kuklacı medeniyetler; ekranlar, algoritmalar ve medya orduları üzerinden oyunu sürdürmeye çalışıyor. Gerçekle yalanın sınırları bulanıklaştırılıyor. Tüketimle tatmin, bilgiyle bilinç arasında derin bir uçurum yaratılıyor. Eğitim sistemleri, özgür bireyler değil; sorgulamayan kalabalıklar yetiştiriyor. O yüzden oyunun gidişatını değiştirmek isteyen her birey, önce kendi zihnindeki zincirleri kırmak zorunda.</p>

<p>Bu yazı, işte bu zihinsel uyanışın bir çağrısıdır. Satranç tahtasında taş olmamaya, kuklacının iplerini kesmeye, kendi stratejisini yazmaya çalışanlaradır. Çünkü bu mücadele, sadece bugünle sınırlı değil. Geleceği kazanmak isteyenlerin, geçmişin oyunlarına karşı uyanık olması gerekir.</p>

<p>Ve unutmadan… Her oyun gibi bu satranç da bir gün sona erecek. Ama nasıl biteceğini biz belirleyebiliriz. Teslim olarak mı, direnerek mi? Kuklaların dansı mı, özgürlerin yürüyüşü mü? Karar bizim…<br />
*<br />
Friedrich Nietzsche diyor ki;</p>

<p>&nbsp;“İnançlar, gerçeklerden daha tehlikeli düşmanlardır.”</p>

<p>&nbsp;Bu söz, ideolojilerin nasıl birer silaha dönüştüğünü anlatırken, bu oyunda kim güçlü, kim piyon? diyerek perdenin ardına bakalım mı?</p>

<p>Kenan Özek’in çarpıcı uyarısı(*);<br />
“Birçok kavram ve değer, sanki Soğuk Savaş silahı olmuş…</p>

<p>&nbsp;ABD, ‘Tanrı’yı keşfetmiş; ‘Yeşil Kuşak’ ve ‘dinler arası diyalog’la ulus devletleri eritmenin yolunu da bulmuş,‘Din’ silahını ne yolda kullandığına ilişkin!&nbsp;</p>

<p>‘Yeşil Kuşak’ Sovyetler’e, ‘dinler arası diyalog’ ise tüm ulus-devletleri ‘millet’ ve ‘devlet’ olmaktan çıkarmanın aracı olmuş.” diyor...</p>

<p>Özek'in bu sözü, ideolojilerin manipülatif , yani etkileyici yönlendirici gücünün de özeti aslında...</p>

<p>Bir satranç tahtasının başında durduğunuzu hayal edin, ama bu tahtada ne vezir, ne kale, ne de piyon var.&nbsp;<br />
Düşünün bir an için;<br />
Asıl kaybeden kimdir? diye ...</p>

<p>Elbette manipüle edilen toplumlar, kaybolan kimlikler...</p>

<p>Bu bitmeyen kaosta hepsi bu oyunun piyonları değil midir?</p>

<p>Peki, &nbsp;bu tahtada piyon mu , yoksa oyunu bozan mı olmalıyız?</p>

<p>Düşünen, hisseden, inanan bir varlık olmaktan çıkarılıp bir fikrin, bir inancın, bir ideolojinin içine hapsedilmişiz ve &nbsp;adına bazen “özgürlük” , bazen de “medeniyet” demişler hatta “kardeşlik”de...&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Oysa hepsi, güçlülerin elinde birer silaha dönüşmüş kelimeler olmamış mı?</p>

<p>Bu dünya, koca bir satranç tahtası olmuş ama taşlar ne ordu ne de tanklar...</p>

<p>Hep “fikirler”, “inançlar”, “ideolojiler”, ki kralları deviren, sınırları çizen, toplumları birleştiren ya da ateşe atan birer görünmez silah olup güçlülerin elinde dans ediyorlar...&nbsp;</p>

<p>Kurdukları her laboratuvarda, her medya ağında, her istihbarat masasının kıyısında şu soru yankılanır: “Halkları kendileriyle nasıl savaş ettiririz?”diyen bir güç düşünün...</p>

<p>İşte ABD'nin dolarına kazıdığı “Tanrı’ya inanıyoruz” yazısı ya da Sovyetler’in “komünizm” bayrağı hatta Suudi Arabistan’ın “Vahhabizm” medreseleri gibi ideolojilerin silaha dönüştüğü izlerdir ve bu oyun daha sinsi, daha acımasızca oynanmata devam ediyor...</p>

<p>Diyorum ki;<br />
Aklımızı başımıza alalım, vicdanımızı da hazır tutalım... Güçlülerin silahının ne tank, ne tüfek her daim fikirler! olduğunu unutmayalım.. O fikirler ki bir film sahnesi de olabilir, bir dinî söylem de hatta bir okul müfredatı da. &nbsp;</p>

<p>Bu fikir dediğimiz ya da ideoloji dediklerimiz aslında sinsi kurşun gibidirler sesi çıkmayan ve izi silinmeyen...&nbsp;</p>

<p>Okuyalım ve unutmayalım ki, tarih, bu silahların kanlı dansına her zaman tanıklık etmiştir;</p>

<p>Sömürgecilik döneminde “medeniyet” söylemi veya Soğuk Savaş’ta “özgürlük vs. komünizm” ikiliği, günümüzde ise “demokrasi vs. otoriterlik" gibi &nbsp;halkları yönlendirmek için kurgulanmış birçok örnekleri düşünün derim&nbsp;<br />
*<br />
Mesela bir Yeşil Kuşak Projesi...</p>

<p>O, bir coğrafyayı nasıl inanç ekseninde bölüneebileceğinin bir delili değil midir?1980’lerde Sovyet yayılmasına karşı İslam’ı araçsallaştıran CIA, bugün aynı silahı başka coğrafyalarda yeniden namluya sürmekte,“Dinler Arası Diyalog” ile görünürde barışı vadeder gibi ama &nbsp;gerçekte ideolojik çürümeyi, inancı evrensel bir öğreti olmaktan çıkarıp politik bir maske haline getirmektedir.</p>

<p>Yine Hollywood diyorsunuz...</p>

<p>O, yalnızca eğlence sektörü değil, bilinç inşa merkezi gibi ...Kodlanmış mesajlar, kurgusal kahramanlar, bireyselleşme övgüsü ve sistem içi asi modellerle yeni nesiller yaratan, düşünen değil "tüketen muhalifler" hâline getiren bir kurgudan ibaret aslında...</p>

<p>ABD...<br />
Bu oyunun baş aktörlerinden. Soğuk Savaş’ta “Tanrı’ya inanıyoruz” mottosuyla kapitalizmi ve demokrasiyi küresel silaha çeviren,</p>

<p>Soft power (yumuşak güç) kavramını, kelimelerle yapılan bir nükleer saldırıya dönüştüren bir güç ...</p>

<p>Sanatla, eğitimle, teknolojiyle süslenen her fikir aslında bir “içeriden fetih” operasyonu esasen ...</p>

<p>Unutmayın, bu oyunlar Soğuk Savaş’la bitmemiş olup &nbsp; “küreselleşme” ve “evrensel insan hakları” gibi o süslü laflarla devletleri eritmeye devam ediyor.</p>

<p>İşte teknoloji devlerini aklınıza getirin, Google, Meta, Amazon gibi...</p>

<p>“Özgürlük” masalıyla verilerimizi sömürmüyorlar mı,</p>

<p>“Çevre ideolojisi”nu bile kirli oyuna dönüştürmediler mi?</p>

<p>Tesla’nın “dünyayı kurtarma!” retoriği, lityum madenlerinde çocuk işçileri görmezden gelmiyor mu?</p>

<p>Evet, ideolojinin yeni yüzü gerçekten parlak, ve albenili...</p>

<p>Ama çok zehirli...</p>

<p>Avrupa'da bu medeniyet maskesinin altında neler olmuş yada olmaya devam ediyor?</p>

<p>-İngiltere, yüzlerce yıl boyunca “böl, yönet, yut” stratejisiyle dünyayı ideolojiler üzerinden sömürmüş, bugün bile Kraliyet'in “elitist modernizm” anlayışı, halkları bilinçli cahillikte tutan sistematik bir kodlamayla sürdürülmekte...<br />
&nbsp;Eğitimdeki sınıfsal ayrım, medyadaki tek seslilik ve "özgürlükçü" görünen siyaset, aslında toplumları düşünce kalıpları içine sıkıştırıyor...</p>

<p>-Fransa, laiklik üzerinden dinî kutuplaşmayı derinleştirirken, bir yandan da “cumhuriyet değerleri” adı altında milliyetçiliği yeniden ortaya atıyor, sokak protestoları, göçmen karşıtlığı, İslamofobi… Hepsi aynı sistemin çarkında dönen parçacıklar değil midir?</p>

<p>-Almanya, sanki Nazi geçmişini unutmuş gibi görünse de “ekonomik milliyetçilik” ve “entegrasyon politikaları”yla özellikle Türk kökenli toplulukları sessiz bir ayrımcılığa tabi tutuyor , eğitimde, iş gücünde ve siyasette ‘asimilasyoncu özgürlük’ söylemiyle de nesiller ideolojik bir filtreye maruz kalıyor...</p>

<p>-Polonya gibi ülkelerde ise "dine dönüş" hareketi, Batı'nın içindeki Doğu kompleksini dengelemek için bir kuklacı manevrası olmuş ve Din burada bir inanç değil, kimlik silahı gibi...</p>

<p>Kısaca, Avrupa'da;<br />
&nbsp;İngiltere, “medenileştirme misyonu” yalanıyla ve halen de “liberal demokrasi” ve “serbest piyasa” masalıyla eski sömürgelerinde etkisini sürdürüyor...</p>

<p>Fransa, “laiklik” ve “evrensel insan hakları” söylemiyle “Fransız kültürü”nü dayatıyor, Afrika’ya “özgürlük” taşıdığını iddia ediyor, ama aslında bu söylem de, ekonomik ve siyasi çıkarların bir perde arkası aslında...</p>

<p>Almanya, “Avrupa Birliği” idealiyle “birleşik Avrupa” hayalini sanki sattı, ama yıllar önce bir borç krizinde Yunanistan’ı “Alman disiplini”yle ezdi geçti...</p>

<p>Polonya, “Katolik milliyetçiliği”yle komünizme kafa tuttu, ama &nbsp;AB’nin “liberal” dayatmalarına karşı “Hıristiyan Avrupa” ideolojisiyle kutuplaşmayı körükledi...<br />
*<br />
Devam edelim...<br />
-Suudi Arabistan, “Vahhabizm”i petrol parasıyla Pakistan’dan Endonezya’ya yaydı; medreseler ve camilerle Şii İran’a ve seküler rejimlere karşı ideolojik savaş açtı. Ama bu silah geri tepti; finanse ettikleri cihatçılar da Usame bin Ladin gibi radikalizmi küresel belaya çevirdi. Bugün “Vizyon 2030” ile “modern İslam” imajı satıyor gibi ama Yemen’de ise kan döküyor!<br />
Yani, Suudi Arabistan, &nbsp;Vahhabî ideolojisini yoksul İslam toplumlarına ihraç ederek dinî çeşitliliği boğmuştur. Kâbe'nin gölgesinde kurulan alışveriş merkezleri, maneviyatın değil maddiyatın kutsandığı bir inanç düzeni kurmuştur.</p>

<p>-İran, mollaların gölgesinde ideolojiyi devletleştirirken, halkını siyasi mezhepçilikte boğmuştur. Devrim Guard’larının koruduğu şey halk değil, iktidarın ideolojisidir.İran, 1979 Devrimi’yle “Şii ideolojisi”ni jeopolitik kılıca çevirdi...Hizbullah, Husiler ve Şii milislerle Ortadoğu’yu yangın yerine çevirdi. Bugün de &nbsp;bu retoriği sürdürüyor, ama halkı da ekonomik krizle boğuşuyor...</p>

<p>-İsrail, “Siyonizm”i ve “Ortadoğu’nun tek demokrasisi” imajını kalkan yaptı; Filistin meselesi hem birleştirdi hem çatışmayı körükledi. Gazze’deki insani kriz, bu ideolojinin karanlık yüzü artık...</p>

<p>Siyonizm, yalnızca bir devlet politikası değil, küresel bir güvenlik doktrinine dönüşmüş gibi...Her eleştiriyi &nbsp;bastırmak, düşünce özgürlüğüne karşı kullanılan en güçlü zırhtır artık...</p>

<p>-Mısır, dinin ve milliyetçiliğin bir arada nasıl bir halkı susturabileceğini gösteriyor, ne yazık ki....Müslüman Kardeşler ile cunta arasında sıkışmış halk, aslında iki kuklacının farklı maskeleriyle yönetilmekte...</p>

<p>-Katar ve BAE, medya imparatorluklarıyla bölgedeki tüm söylemleri yönlendiren görünmez baronlar gibik. Al Jazeera örneğinde olduğu gibiler...<br />
&nbsp;“Bağımsız medya” görüntüsü altında ideolojik yönlendirme yapılmakta...<br />
Katar, “El Cezire” ve Müslüman Kardeşler’le, BAE ise “ılımlı İslam” markasıyla ideolojik nüfuz peşindeler?<br />
Kısaca, Ortadoğu ideolojilerin kan gölüne döndüğü bir arena görüntüsü veriyor bize, maalesef...<br />
*<br />
Asya, ideolojilerin sert ve yumuşak yüzünü sergiliyor.&nbsp;<br />
Çin, Mao’nun “Kızıl Kitap”ıyla komünist devrimi ihraç etti; Kızıl Kmerler 2 milyon insanı öldürdü.<br />
&nbsp;Bugün “Kuşak ve Yol” ile ülkeleri borç tuzağına çekiyor; Sri Lanka limanlarını kaptırdı.&nbsp;</p>

<p>-Hindistan, “laiklik” ve “dünyanın en büyük demokrasisi” imajıyla prestij kazandı, ama “Hindu milliyetçiliği” azınlıkları dışlıyor.&nbsp;</p>

<p>-Pakistan, “İslamcılık”ı Hindistan’a karşı kalkan yaptı, ama Ziya-ül Hak’ın “İslamizasyon”u Taliban’ın tohumlarını ekti, yıl 2025 ve halen radikal gruplarla boğuşmaya devam ediyorlar. ABD'nin laboratuvarı olmuş gibiler ,Taliban gibi örgütler ideolojik virüsler olarak üretilip ve yine halkına karşı silah olarak kullanılıyor gibi...</p>

<p>-Güney Kore, “Hallyu” ile K-pop ve dizilerle kültürel taarruzda; BTS ve Squid Game, Çin’in hegemonyasına karşı kalkan gibi...</p>

<p>-Japonya, “anime” ve “ekonomik model”le yumuşak güç kurdu.&nbsp;</p>

<p>-Kuzey Kore’nin “Juche”si halkını açlığa mahkûm ediyor.&nbsp;<br />
*<br />
Afrika’da Etiyopya, “Pan-Africanizm”le umut vaat etti, ama iç savaşlar gölge düşürdü.&nbsp;</p>

<p>Nijerya, “federalizm”le çatışmaları dizginlemeye çalışsa da Boko Haram zayıflığını gösteriyor.&nbsp;<br />
Devam ediyoruz...<br />
&nbsp;Küba’nın “devrimci sosyalizm”i romantik bir hayal, ama ekonomik kriz halkı ekmek kuyruklarına mahkûm etti.&nbsp;</p>

<p><br />
Venezuela’nın “Bolivarcı Devrim”i hiperenflasyonla çöktü.&nbsp;</p>

<p>Avustralya, “liberal demokrasi”yle Çin’e karşı Pasifik’te liderlik peşinde.<br />
*<br />
Ve,<br />
Türkiye....<br />
Bu kanlı satranç tahtasında ülkemiz hem hedef hem oyuncu mudur?</p>

<p>&nbsp;Anadolu, asırlardır emperyalist güçlerin “böl, parçala, yönet” silahıyla sınandı; dinî ve etnik farklılıklar, güçlülerin elinde piyon yapıldı.&nbsp;</p>

<p>İngiliz Lord Curzon, 1919’da, “Türkiye’yi parçalamalıyız; Kürtleri, Ermenileri destekleyerek Osmanlı’yı bitirmeliyiz,” dedi.&nbsp;</p>

<p>Sykes-Picot’la Sir Mark Sykes, “Şii-Sünni, Kürt-Arap hatlarını kullanalım,” diyerek taşları dizdi.</p>

<p>&nbsp;Sevr, bu oyunun şah mat hamlesiydi; ama Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’yla tahtayı devirdi, Lozan’la özgürlüğü kazandı.&nbsp;</p>

<p>Fransa, General Maurice Baussard’ın 1925’te Şeyh Sait İsyanı’nı körüklerken, “Kürt isyanları Türk birliğini bozar,” sözleriyle dinî ve etnik ateşi harladı. Türkiye, Cumhuriyet’in iradesiyle bu tuzağı ezdi.</p>

<p>Soğuk Savaş’ta ABD sahneye çıktı. CIA’den Paul Henze, 1979’da, “Türkiye’de ılımlı İslam, komünizme karşı bariyer,” diyerek dinî hareketleri silahlaştırdı.&nbsp;</p>

<p>Graham Fuller, 1988’de, “İslamcı hareketler seküler devleti dengeleyebilir,” diyerek Gülen cemaatinin yükselişine göz kırptı.</p>

<p>&nbsp;1980 darbesi, bu gölgeli oyunun parçası mıydı?&nbsp;</p>

<p>X’te yankılanan “Bizim çocuklar başardı” sözü, Henze’ye atfedilse de sis perdesinde... 15 Temmuz, bu silahın geri tepmesiydi; Gülen’in ABD’deki gölgesi, sorguları büyüttü.</p>

<p>&nbsp;Bugün, ABD’nin YPG’ye silahları...<br />
&nbsp;Alevi-Sünni geriliminin hassas ipi, “dinler arası diyalog” masalı vs...</p>

<p>Hepsi, Türkiye’nin aklını ve vicdanını hedef alsa da, Türkiye piyon değil! ki...</p>

<p>Osmanlı’dan miras bir direnç, Cumhuriyet’le taçlanan bir birlik sahibiyiz ...</p>

<p>Her hamleye de karşı koyacak gücümüz vardır. Öyle değil midir?</p>

<p>Kenan Özek’in uyarısına tekrar dönelim.<br />
Din, ulus-devletleri eritmenin bir aracı ve Türkiye, bu oyunu hep gördü, Atatürk’ün “Fikri hür, vicdanı hür” nesilleri ise bu nankör ideolojilerin zincirini &nbsp;kırmaya devam edecektir.</p>

<p>Sorumuz,<br />
Sen, bu satranç tahtasında ne olacaksın,güçlülerin fikrine tutsak bir piyon mu, yoksa oyunu bozan bir akıl mı?&nbsp;</p>

<p>Anadolu’nun ruhu, şah mat diyor!, hatırla...</p>

<p>Sen, bir an dur ve düşün...<br />
Bu satranç tahtasında hangi taşsın?<br />
İnancın gerçekten senin mi?<br />
Fikrini kim kodladı?<br />
Hayranı olduğun lider, sana biçilen role &nbsp;hizmet ediyor mu?</p>

<p>Vezirler medya,<br />
Kaleler tarikatlar,<br />
Atlar siyasiler,<br />
Ve<br />
Piyonlar halk olmuş ise...<br />
Unutma ki,<br />
Şah, çoğu zaman kaybedilmiş &nbsp;vicdandır ...</p>

<p>Bir fikrin arkasında saf tutarken güçlülerin sahnesinde figüran olduğunu bil(e)mez, ya da bilmek istemeyiz de ...<br />
Biliyorum,düşünmek acı verir, sorgulamak ise yalnızlaştırır. Her ne kadar susmak, sessiz kalmak belki güvende hissettirir, ama bedeli ağırdır: Kimlik krizleri, kutuplaşma, savaşlar ve eriyen yok olan toplumlar.&nbsp;<br />
Unutma ki, kazananlar hep kendini en iyi pazarlayanlar oluyor;<br />
Medeniyet, özgürlük adı altında Hollywood filmleri, Kuşak ve Yol projeleri &nbsp;ya da direniş masalları!<br />
Gerçek aydın, ideolojiye tapan değil, onu sorgulayandır, öyle değil mi?<br />
Ve gerçek özgürlük, kendi fikrini yaratmakla; gerçek güç ise dayatılanı reddetme cesareti gerektirir. Yoksa bu ideolojiler savaşında taraf olmak kolay, kendin olmak ise zordur, bilmelisin.<br />
Yine ,güçlüler her zaman alkışlayan bir kalabalık isterken , akıl, vicdan ve ruh bu oyunu her daim bozar...<br />
Bu nedenle önündeki satranç tahtasında güçlülerin ipinde dans etmeyeceksin, &nbsp;uyunu bozacak hamleyi yapacaksın,yani o ideolojilerin gölgesinden ayrılırsan &nbsp;zafer senin olacaktır ..<br />
Sen, yeter ki aklına güven ve vicdanını &nbsp;ortaya koy, piyon değilsin...<br />
Şimdi sahne senin !<br />
Bir oyun kurucu ol,<br />
Düşün ve<br />
Sorgula.<br />
Unutma ki;<br />
Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmedikçe kurtuluş yoktur, diyen Mustafa Kemal Atatürk gibi bir önderin var ...</p>

<p>O halde ben de,<br />
Immanuel Kant’ın sözleriyle nokta koyuyorum;</p>

<p>“Kendi aklını kullanma cesaretini göster!”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/satranc-tahtasinda-piyon-olmak</guid>
      <pubDate>Mon, 05 May 2025 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2025/05/satranc-tahtasi.jpg" type="image/jpeg" length="15902"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayat: Teklifsiz Okul]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/hayat-teklifsiz-okul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/hayat-teklifsiz-okul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Sen, düşündüğün şeysin.”
Hermes Trismegistus]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<pre>
<span style="color:#c0392b"><strong>Suat Umutlu</strong></span></pre>

<p>Hayat, kapısı ardına kadar açık bir okuldur; bize sormadan, durmaksızın ders verir. Sabah kahvenizi döktüğünüzde sabır öğretirken, trafikte korna sesiyle de empatiyi hatırlatır ya da sevdiklerinizle geçirdiğiniz bir akşamda sevginin gücünü hissettirir.</p>

<p>Ama bazen bu dersler daha derindir, zihni sarsar, ruhu sınar.</p>

<p>Ludwig van Beethoven, sevdiği kadın Magdelena’nın "Seni sevdiğimi de nereden çıkarıyorsun? Bir kere sen daha çocuksun. Yaş olarak kastetmiyorum. Kafa bakımından. Aptalın birisin... Üstelik de çirkinsin,” sözüyle reddedilmişti, ki tokat buydu. Bir genç için bundan daha &nbsp;ağır tokat olabilir mi?&nbsp;</p>

<p>Öyle ki, bu reddedilme onu uzun süre kendine getirememişti...</p>

<p>Ama zihni bu acıyı işlerken profesyonel müzik kariyerini ateşledi, ne dersiniz?</p>

<p>Yine, o terk edişle yıkıldığında, zihni ölümü düşünse de Ayışığı Sonatı’nda yeniden doğmuş; sağır kulaklarına rağmen kalbiyle duyarak bestelediği bu eserle, aşkının acısını notalara dökmüş ...</p>

<p>Kardeşinin ölümü sonrası yeğenine baba olmaya çalışması ise zihninin sevgi ve sorumluluk dersini davranışa çevirme çabası olmuştur, ki hastalıkları buna engel olsa da...</p>

<p>Lakin ağır bir hastalığın pençesindeydi, sanki iyileşmek de istemiyordu. 26 Mart 1827 günü hayata veda etti. Adeta, kimse acımayınca, o kendine acımış ve bir mektup bırakmıştı ardında:&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Zavallı Beethoven... Zavallı Beethoven’cik... Bu dünyada senin için mutluluk yok. Huzuru ve mutluluğu sen ancak kafanın içindeki dünyada bulabilirsin,” diyordu.</p>

<p>Öldüğü gün, Schubert, şöyle der masa arkadaşlarına: “Kadehimi, Beethoven’in ve bir de içimizden onun arkasından ilk gidecek olan kişinin şerefine kaldırıyorum.”</p>

<p>Benzer şekilde, annesinin kaybıyla &nbsp;derin bir depresyona sürüklenen bir yazar, yolda yürürken zihninde beliren bir şiiri kâğıda döker, acısını dizelere, yasını yaratıcılığa dönüştüren bir ders olur..&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Teklifsiz okul öyle bir yerdir ki, neyi ne zaman öğreneceğinizi bilemezsiniz.Zihnimiz, bu dersleri bir kompozisyon gibi işler: girişte olayı algılar, gelişmede tartar, sonuçta ya bir söz dökülür dilimizden ya da bedenimiz bir davranışla konuşur.</p>

<p>Unutmayın, her şey aklımızla fikrimizin elindedir. Zihin, bizi ya doğruya taşır ya da yanlışa sürükler; beden, sadece onun izinden gider.</p>

<p>Zihnimiz, beynimizde muhakeme yapar, duygusal merkezlerde tepkileri ateşler, bellekte geçmiş deneyimlerden notlar sunar, bizlere...</p>

<p>Örneğin, biri size ters bir söz söylediğinde zihin, olayı yakalar: “Bu ne anlama geliyor?” diyerek tartar, analiz eder:<br />
&nbsp;“Hakaret mi, yoksa yanlış mı anladım?”</p>

<p>Sonuçta ya “Haklısın” dersiniz ya da öfkeyle karşılık verirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Ama ya zihin dar, bilgisiz ya da aceleciyse?&nbsp;<br />
İşte o zaman kompozisyon yanlış yazılır.&nbsp;</p>

<p>Bilgisiz bir zihin, farklı bir görüşü tehdit sanır. Zira, çözümleme araçlarından yoksundur. Aceleci bir zihin, düşünmeden tepki verir ve “üç kere düşün, bir kez konuş” disiplininden de habersizdir.</p>

<p>Sonuç mu?<br />
Yanlış sözler, incinen kalpler, hatta suçlardır...<br />
Yani teklifsiz okul, zihnin bu sınavlarında ne kadar hazırlıklı olduğunuzu test eder.</p>

<p>Bilimsel olarak, muhakeme gücümüz beynin &nbsp;sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Ancak cehalet, kültürel yoksunluk ya da stres, bu bölgeyi köreltebilir, ki tarih, bunun örnekleriyle doludur: bağnazlık, linçler, çatışmalar…&nbsp;</p>

<p>Hepsi, zihinsel darlığın ya da düşüncesizliğin eseridir.</p>

<p>Teklifsiz okul, hoşgörü dersi sunar, ama bilgisiz zihin ötekileştirir.</p>

<p>&nbsp;Empati dersi verir, ama aceleci zihin saldırır. Örneğin, bir topluluk, farklı bir kültürü tehdit olarak görür, nedeni zihinleri yeni bir fikri işleyecek donanımdan yoksun olmasıdır...<br />
Ya da bir anlık öfkeyle işlenen bir suç…&nbsp;<br />
Zihin, “Beni küçük düşürdü” diye tahlil eder, ki düşünme fırsatı bulsaydı bir yanlış anlaşılma olduğunu fark edebilirdi ...<br />
Teklifsiz okul, zihnin aceleciliğe karşı sabırlı olmasını öğretir.</p>

<p>“Üç kere düşün, bir kez konuş” felsefesi, belki de bir rehber olur, zihne bir an soluk aldırır, beynimize “Dur, tekrar bak” der, duygusal tepkileri dizginler, geçmişten öğrenmeyi devreye sokar, kimbilir?</p>

<p>Diyelim ki, iş yerinde sert bir eleştiri aldınız ve sinirlendiniz. Hemen yanıt vermek yerine düşünürseniz, belki eleştirinin yapıcı olduğunu dahi görürsünüz.</p>

<p>&nbsp;Bir dost, bir arkadaşla olan tartışmanızda, “Kırıldım” demeden önce biraz bekker, düşünürseniz eğer, sadece yanlış anlamayı ya da anlaşıldığını fark edebilirsiniz.</p>

<p>Teklifsiz okul, bu disiplini öğretir: Yavaşlayın, çözümleyin, kompozisyonu doğru yazın. Düşünmek, zihni özgürleştirir; acelecilik ise zincire vurur.</p>

<p>Zihnimizi bu okulun daha iyi bir öğrencisi yapmak da mümkündür.&nbsp;</p>

<p>En önemli unsur elbette eğitim ve kültür...<br />
O, beyinde yeni bağlantılar kurar, zihni zenginleştirir, farklı insanlarla iletişim, muhakeme yelpazesini genişlettiği gibi bilinçli farkındalık yaratır ve &nbsp;bir anlık nefes molasıyla ani tepkileri de törpüler.&nbsp;</p>

<p>İşte teklifsiz okul, her an bir ders sunar, ama bu dersleri doğru almak zihnimizin niteliğine bağlıdır.Cehalet ya da acelecilik, yanlış sözlere, kırık kalplere, hatta felaketlere yol açar. Ancak “üç kere düşün” disipliniyle, aklımız bizi doğruya taşıyabilir.</p>

<p>Neticede, her şey aklımızla fikrimizde başlar. “Allah sana akıl vermiş, fikir vermiş” derler ki, bu zihnimizin hem özgürlüğü hem de sorumluluğudur.&nbsp;<br />
“İnsanın fikri neyse zikri de odur” atasözü de düşüncelerimizin sözlerimize ve davranışlarımıza yansıdığını hatırlatır.</p>

<p>Zihnimiz, hayatın kompozisyonunu yazan bir kalemdir. “Sen, düşündüğün şeysin!” fısıltısı ise bu kalemi bilinçle tutmamızı öğütler, bir yere not ediniz!</p>

<p>Beethoven’ın acısını Ayışığı Sonatı’na, bir yazarın yasını ise şiire dönüştürmesi, zihnin en ağır dersleri bile yaratıcılığa çevirebileceğini göstermiyor mu?</p>

<p>Teklifsiz okul, bize her an bir ders sunarken, aklımızın rehberliğiyle ya doğruya ya da yanlışa yol alıyoruz.</p>

<p>Beden, ruh ve zihin üçgeni, insanın fiziksel, ruhsal ve zihinsel yönlerini bir bütün olarak ele alan bir kavram olup birbiriyle bağlantılıdır ve birbirini etkiler. Zihnimizi tıpkı bir enstrüman gibi kullanırsak birçok zorlukların üstesinden gelebilir, birçok başarıya imza atabiliriz. &nbsp;Kısaca;<br />
Yaşamın bazı derslerini zihnen doğru olarak kabul edebiliriz ama önemli olan, bunları yaşamımızın vazgeçilmez uygulamalı unsurları arasına katabilmektir.</p>

<p>Sen, kendine hangi düşünceyle yeni bir dünya yaratmak ve yaşamak istersin?<br />
Biraz izan, biraz mizanla...<br />
*<br />
Yazıda esinlendiğim paylaşımları okumanız dileğiyle, kendilerine teşekkür ediyorum.<br />
Gürcan Banger, “Yaşam Bir Okul Olsa,” İstikbal Gazetesi, <a href="https://www.istikbalgazetesi.com/makale/yasam-bir-okul-olsa-300768" rel="nofollow">https://www.istikbalgazetesi.com/makale/yasam-bir-okul-olsa-300768</a></p>

<p>Nezihe Sönmez, “Zihnin Gücü Evrenin Anahtarı,” Antalya’nın Gündemi, <a href="https://www.adanaulus.com/kose-yazilari/ayisigi_sonati-162892.html" rel="nofollow">https://www.antalyaningundemi.com/zihnin-gucu-evrenin-anahtari</a></p>

<p>İfral Turgut, “Ayışığı Sonatı,” Adana Ulus, <a href="https://www.adanaulus.com/kose-yazilari/ayisigi_sonati-162892.html" rel="nofollow">https://www.adanaulus.com/kose-yazilari/ayisigi_sonati-162892.html</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/hayat-teklifsiz-okul</guid>
      <pubDate>Sat, 03 May 2025 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2025/05/f21057c7hdludwigva122711tk-1.jpg" type="image/jpeg" length="16310"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Telef etmek'le övünen siyaset: Zafer mi yıkım mı?]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/telef-etmekle-ovunen-siyaset-zafer-mi-yikim-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/telef-etmekle-ovunen-siyaset-zafer-mi-yikim-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Çünkü gerçekte bu ülkede her alanda asıl telef edilen adalettir." Zülal Kalkandelen]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#c0392b"><strong>Suat Umutlu</strong></span></p>

<p>​​​​​​​Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Özgür Özel’i kastederek “cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li telef olup gidecek” ifadesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CHP Genel Başkanı Özgür &nbsp;Özel'in, <em>&nbsp;"Sen Ekrem İmamoğlu’nu telef edemezsin ama bu aziz millet İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanlığı koltuğuna getirecek"</em> ,<br />
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 'nun,<em> "Telef olan Türk ekonomisidir, iştir, aştır, ekmektir, telef olan demokrasi ve hukuktur, telef olan milyonlarca emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin, gencin hayatıdır" </em>cevapları ülkenin gündemine saplanmış gibi ...</p>

<p>Bu yalnızca bir siyasi sataşma mıdır, yoksa derin bir zihniyetin ipuçlarını mı taşımaktadır?</p>

<p>Bu &nbsp;“telef olmak” deyiminin siyasetteki yeri, anlamı ve çağrışımları gündemimizi sarstı, zira bu ifade, bir polemik değil; bir bakış açısı gibi, hem rakibe hem halka dair...</p>

<p>Bilirsiniz,“Telef olmak” deyimi, halk arasında en çok doğal afetlerde ölen hayvanlar için kullanılır, en çok da koyunlar için...</p>

<p>&nbsp;Fakat bir siyasetçi bu ifadeyi bir rakibini “siyasi olarak yenmekle” eşdeğer görüyorsa, burada hem insana hem siyasete dair derin bir problem yok mudur?<br />
*<br />
&nbsp;Gerçekten, “telef olma” meselesi, siyasetin dilinden psikolojisine, oradan da toplumun ruh haline uzanan derin bir yara gibi..</p>

<p>Ahmet Atam'dan bir paylaşım, ironik ve şiirsel bu yorum adeta bir ayna tutmuş: Siyasetin karanlık yüzü, narsisizm, empati eksikliği ve “rakibi yok etme” hırsıyla dolu bir arena...</p>

<p>İşte o paylaşım:<br />
*<br />
Rakibini 'telef etmek'le övünen siyasetçinin psikolojisi: İronik bir dille narsisizm, empati eksikliği ve siyasetin karanlık yüzü!</p>

<p>Siyaset arenasında “rakibini telef etmek”le övünen isimler, adeta bir belgesel sunucusu edasıyla: “Bakın, şurada bir rakip daha ‘doğal seleksiyonla’ tarihe karıştı!” diye gurur yapıyor.</p>

<p>Peki, telef olmak kelimesinin siyasetteki bu “başarı”yla özdeşleşmesi, bize bu liderin psikolojisi hakkında neler söylüyor? &nbsp;</p>

<p>Telef Etmek” Deyince Akla Koyunlar Gelir… Ama O “İnsan”dan Bahsediyor!</p>

<p>Normalde “telef olmak”, bir afette hayvanların toplu ölümünü anlatır. Ancak siyasetçimiz, bu kelimeyi rakiplerini “yok etme” başarısı için kullanınca, ortaya tuhaf bir çelişki çıkıyor:</p>

<p>Hayvan metaforu:&nbsp;<br />
Rakibini “sürüden ayırıp” alt etmekle övünmek, insanları koyunlaştırma eğilimi mi?</p>

<p>Narsisizm alarmı : “Ben yaptım, ben kazandım” diyerek zaferini afet senaryosuna bağlamak…&nbsp;</p>

<p>Acaba bu, empati eksikliği mi yoksa sınırsız bir kibir mi?</p>

<p>Psikolojik Portre: “Kazandım, Çünkü Ben Yenilmezim!”&nbsp;</p>

<p>Rakip “telef etme” hırsıyla yanıp tutuşan siyasetçinin kişilik analizi:</p>

<p>Machiavelli’nin: “Amaca ulaşmak için her yol mubah” diyen bu zihniyet, etik değerleri de “telef” mi ediyor?</p>

<p>Sürekli savaş modu: “Düşman yoksa, ben de yokum!” diyen bir paranoya hali.</p>

<p>Zafer sarhoşluğu: Rakibini alt etmekten haz almak, psikopatik bir eğilim mi?</p>

<p>&nbsp;Not: Normalde “telef” edilenler koyunsa, bu siyasetçi kendini ne sanıyor? Çoban mı, yoksa bir “doğal afet” mi?&nbsp;</p>

<p>İroni Şöleni: “Afet Yöneticisi” mi, “Afetin Ta Kendisi” mi?&nbsp;</p>

<p>İşin en komik (ve trajik) yanı, bu siyasetçinin kendini “kurtarıcı” ilan ederken, aslında yıkımı normalleştirmesi:</p>

<p>Çelişki: “Halkı koruyorum” deyip, dilinde halkı “sürü”, rakibi “telef edilecek varlık” yapmak.</p>

<p>Gerçek: Google’da “siyasetçi psikolojisi” aratınca çıkacak ilk örnek: “Narsisizm + empati eksikliği = Telef etme hırsı”.</p>

<p>Sonuç: Siyaset “Telef Etme Sanatı” Değil, “İnşa Etme Becerisi” Olmalı!&nbsp;<br />
*<br />
Rakibini “telef etmek” üzerine kurgulanan bir siyasi başarı, aslında toplumun da yavaş yavaş telef olması demek. Peki biz bu liderden ne bekliyoruz:</p>

<p>Bir çoban mı? (Hayır, teşekkürler!)<br />
Yapıcı bir lider mi? (Evet, lütfen!)</p>

<p>Unutmayın: Gerçek zafer, rakipleri yok etmekte değil, farklılıkları bir arada yönetmekte yatar. Yoksa siyaset, hayvan çiftliğine döner!&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Rakibini “Telef Etmek”le Övünen Siyasetçinin Ruh Haline İronik Bir Bakış: “Zafer” mi, Yoksa Psikolojik Bir Kriz mi?<br />
*<br />
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “telef olma” ifadesi, sadece bir siyasi atışma değil; Türk siyasetinde yıllardır süregelen bir zihniyetin yansıması sanki, “Rakibi alt etme” üzerine kurulu bu dil, &nbsp;insan onurunu zedeleyen bir noktaya vardırıyor.&nbsp;</p>

<p>Bu ifadeyi hem alaycı hem de eleştirel bir şekilde tartışıyor binlerce vatandaş;</p>

<p>&nbsp;Örneğin, bir X kullanıcısı şöyle yazmış: “Telef etmek mi? Siyaset değil, sanki gladyatör arenası!, sadece rakibi değil, toplumun umudunu ve diyaloğunu da “telef ediyor.” diyor</p>

<p>Oysa, “siyaset inşa etme becerisi olmalı”, bir doğal afet gibi yıkıp geçmek yerine, farklılıkları bir arada tutma sanatı olmalı, öyle değil midir?</p>

<p>&nbsp;Ama , “zafer” naraları ve “düşman” yaratma döngüsünde sıkışmış gibiyiz,Psikolog Robert Hare’in psikopati ölçeğinde, “başkalarını manipüle etme” ve “empati yoksunluğu” gibi özellikler de bu tür ifadelerle bağdaşıyor. Siyasetçinin “rakibi telef etme” hırsı, düşüncesi de, Machiavelli’nin “amaca giden her yol mubahtır” felsefesini hatırlatmıyor değil...</p>

<p>Ancak, modern demokrasilerde bu yaklaşım sürdürülebilir olamaz, zira toplum, artık sadece “güçlü” değil, “birleştirici lider” istiyor, desek de vatandaşın ruh hali karışık,bazıları bu sert dili “siyasetin doğası” olarak görürken bazıları da “yeter, yapıcı bir şeyler duyak!” diye isyan ediyor, ki haklı olmadığını söyleyebilir misiniz?</p>

<p>Hatta diyorlar ki, “Telef etmek dedikleri, aslında hepimizin umudunu yok etmek. Siyaset buysa, batsın!” ...</p>

<p>Başka söze gerek var mı?</p>

<p>Bakınız,<br />
Siyaset arenasındaki bu “telef etme” hırsı, toplumda zaten var olan kutuplaşmayı derinleştirmekte, TÜİK’in son verilerine göre de siyasi kurumlara güven de ciddi düşüşte iken, vatandaş, ne “çoban” ne de “doğal afet” , yapıcı, şeffaf ve empati kurabilen liderler ararken cevabı aranan soru;</p>

<p>Birbirimizi telef etmek yerine, nasıl bir arada yaşarız? olmalıdır.Siyaset, rakibi yok etmek değil, farklılıkları yönetmek olmalıdır...</p>

<p>Bu sadece liderlerin değil, bizlerden de değişimini gerektirir: Daha az kutuplaşma, daha çok diyalog.&nbsp;</p>

<p>Yoksa, hayvan çiftliğine dönen bir siyaset, hepimizi “telef” edecektir</p>

<p>Siyaset; farklı fikirlerin çatışması değil, toplumun ortak akılla yönetilmesidir.&nbsp;</p>

<p>Ve o şiir gibi isyan:</p>

<p>Gökyüzünde kasırga, yıldırımlar “iktidar” yazıyor,<br />
Bir megafonun ucunda<br />
Halk diye bir sözcük<br />
Sıkışıp öylece kalıyor…<br />
Bir ayna var ortada,<br />
İçinde heykeli eriyor.<br />
Neden mi? Kibrinden!<br />
“Ben yaptım!” diyor, “Ben kazandım!”<br />
Oysa kazandığı,<br />
Bir koyun sürüsü değil,<br />
Kendi yalnızlığı.<br />
Telef olan,<br />
O başkası necidir, kimdir?<br />
Yoksa siyaset dediğimiz,<br />
Bir doğal afet midir?</p>

<p>Bu dizeler, sadece bir edebi itiraz değil, bir halk çığlığıdır. Çünkü kelimelerin ardında bastırılmış bir öfke, bastırılmış bir umut ve kaybedilen bir değerler manzumesi var.</p>

<p>Sonuç mu? Acı ve açık:</p>

<p>Siyaset; “telef etme” sanatı değil, “inşa etme” becerisidir.</p>

<p>Zafer, rakiplerini yok etmekte değil; farklılıkları bir arada yönetebilme iradesindedir.</p>

<p>Aksi hâlde toplum bir hayvan çiftliğine, siyaset ise bir afet bölgesine döner, ki siyasetin bir "doğal afet" olup olmadığı,toplumların liderlerini nasıl algıladığıyla da doğrudan bağlantılıdır.&nbsp;</p>

<p>Zira bir lider, halkı bir arada tutan ve farklılıkları yöneten bir figür olmalı, yoksa rakiplerini saf dışı bırakmaya çalışan bir güç değil ...</p>

<p>Siyaset, toplumun yönlendirilmesinde büyük bir güce sahip, biliyoruz.</p>

<p>Ancak bu gücün nasıl kullanıldığı, özellikle de siyasi dilin nasıl biçimlendirildiği, toplumun birlik ve beraberliği açısından da kritik bir önemi var.</p>

<p>Siyasetin dili, sadece politikacıların söylemlerinden ibaret değil ki ...</p>

<p>O dil, aynı zamanda halkın siyaseti nasıl algıladığını ve ona nasıl katıldığını da belirler...</p>

<p>Siyaset dilinin temel taşları neler olmalıdır, diye ele alırsak öncelikle , kutuplaştırıcı değil, birleştirici olmalı , ama günümüzde siyasi söylemler, çoğu zaman halkı ayrıştıran ve ötekileştiren bir dille kuruluyor. Mesela farklı düşünenleri düşman gibi göstermek, toplum içinde huzursuzluk yaratmıyor mu?</p>

<p>Yine bu dil,hakaret ve tehdit değil, çözüm odaklı olmalıdır. Mesela rakiplerini "telef etmek", "yok etmek" gibi ifadelerle siyaset yapmaya çalışmak, demokrasinin özüne aykırıdır, politikacıların kullandığı dil, halka örnek teşkil etmelidir...İşte &nbsp;nezaket, karşılıklı saygı gibi ... Elbette rekabet, demokrasi için gerekli ancak seviyeli ve fikirler üzerinden yürütülmelidir.</p>

<p>Yine bir siyasetçi , asla gerçeklerden kopmamalı, bilgiye dayanmalı..Yoksa popülist söylemler ve manipülatif ifadeler, kısa vadede siyasi avantaj sağlasada uzun vadede toplumu yanıltarak ciddi hasarlara sebep olur...Politikacılar, gerçekleri çarpıtmadan, toplumun ihtiyaçlarına yönelik somut çözümler sunan bir dili benimsemeli, ki bilgiye dayalı bir söylem, halkın güvenini kazanmanın da en sağlam yoludur, öyle değil mi? diyerek olmasını umalım...</p>

<p>Siyaset, halkın tüm kesimlerine de hitap etmeli ve farklı düşüncelerin ifade edilmesine olanak tanımalı, zira çoğulculuk ve katılımcılık, sağlıklı bir demokrasinin temelidir.</p>

<p>Sonuç olarak, siyasetin dili, toplumun yönünü belirleyen temel unsurlardan biridir.&nbsp;</p>

<p>Yapıcı, kapsayıcı ve gerçeklere dayalı bir dil benimsenirse hem demokrasiyi güçlendirir hem de halkın siyaset kurumuna olan güvenini artırır.&nbsp;</p>

<p>Unutmamalıyız ki siyaset, halkın ortak geleceğini şekillendiren bir araçtır ve kullanılan dil, bu geleceğin nasıl olacağını belirleyen kritik faktörlerden biridir.&nbsp;</p>

<p>Bu perspektifle, siyasetin dilini değiştirmek sadece politikacıların değil, toplum olarak hepimizin görevidir. Daha olumlu ve yapıcı bir dil talep etmek, daha iyi bir siyaset ortamı yaratmak adına önemli bir adımdır.<br />
*<br />
Don Kişot demiş ki;<br />
"İnsan, lüksün ve gösterişin kölesi olur, zenginliklerin peşinden koşar, sanki orada mutluluğu bulacakmış gibi.</p>

<p>Ama şunu göremez: Ne kadar çok şeye sahip olursa, onları kaybetme korkusu da o kadar büyür; ve işte bu korkunun içinde gerçek mutluluk kaybolur.</p>

<p>Çünkü sevinç, ne altında ne de zenginlikte gizlidir; yüzüne değen rüzgarın okşayışında, bir dostun içten kahkahasında, minnetle paylaşılan bir lokma ekmektedir.</p>

<p>Kendi içinde bulunacak bir şeyi dışarıda arayan kişi, büyük bir deliliktedir!</p>

<p>Basit bir hayat, en büyük hazinedir; bunu anlayan insan, dünyanın en mutlu insanıdır.”<br />
*<br />
Ve unutmayın:<br />
Telef edilen sadece rakipler değil…<br />
Telef olan; adalettir, demokrasidir, vicdandır.<br />
Ve belki de en acısı:<br />
Telef olan, birlikte yaşama umududur.<br />
Ne dersiniz,<br />
Öyle midir?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/telef-etmekle-ovunen-siyaset-zafer-mi-yikim-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 May 2025 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2025/05/erdo-3.jpg" type="image/jpeg" length="84795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mesele cehalet mi? l Ekin Koç yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/mesele-cehalet-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/mesele-cehalet-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son seçimler sonrası yine toplumun ve “kanaat önderleri”nin önemli bir kısmında “Bu halk cahil. Eğitim lazım” nakaratları yaygınlık kazandı. Kuşkusuz, toplumların dönüşmesinde oldukça önemli bir konu başlığı. Bunu inkâr etmek anlamsız. Ancak, böyle bir tespit yapılsa bile arkasından bir dizi soru gelmemesi mümkün değil. Sorun gerçekten eğitim mi?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<pre style="text-align: justify;">
<span style="color:#c0392b;"><strong>Ekin Koç</strong></span></pre>

<p style="text-align: justify;">Eğitim ise&nbsp;nasıl ve kimler tarafından ve kimin için hazırlanmış bir eğitim? Peki, günümüzdeki eğitimin bu kadar kötü olmasının nesnel sebepleri var mı? Ya da toplumun hangi kesimlerine ne kadar ulaşabiliyor?&nbsp;&nbsp; gibi bir dizi soru akla geliyor.&nbsp; Her birine detaylı cevap verilebilir ama önce temel bir sorunsal belirlemek gerekir. Başlıkta yazılan gibi mesele gerçekten cehalet mi? Aydınlanma, bu konuya kabalaştırırsak “evet” diye cevap vermişti. Peki, neydi bu aydınlanma? Kısaca özetleyelim.</p>

<p style="text-align: justify;">Aydınlanma dönemi bu soruya kabaca “evet” olarak cevap vermişti. Burjuvazi uzun bir süreç sonrası serpiliyor ve iktidara yürüyordu. Kiliseye karşı, başlangıçta, kralı ve mutlakiyetçi devleti destekledi. Sonra, aristokrasiyi yıkıp bir düzen kurma arayışları başlamıştı. Soylulukla hesaplaşmak istemişti burjuvazi. Temelinde, sınıf mücadeleleri yatan bu arayışlar, izdüşümlerini felsefi ve ideolojik alanda da bulmuştu doğal olarak. Baldırı çıplakları bu savaşta yanlarına çektiler. Eşitlik, akıl ve erdem kavramlarının anahtar olduğu ideolojiyle elbette. Kant, “Aydınlanma Nedir?” makalesine bu soruya oldukça öz bir yanıt vermişti.</p>

<p style="text-align: justify;">“"Aydınlanma, insanın, kendi kendini mahkûm ettiği ergin olmayıştan kurtulmasıdır. Ergin olmayış, başkalarının idaresinde olmadan aklını kullanamamaktır. Aklını, eksik olduğundan değil, başkalarının idaresi altında olmadan kullanma kararlılığı ve yürekliliği gösteremeyen, kendi kendini ergin olmayışa mahkûm eder. Sapere aude! 'Kendi iradenle aklını kullanma yürekliliğini göster!”</p>

<p style="text-align: justify;">Bir diğer aydınlanma filozofu D’Holbach ise toplumun düzensizlik, çürümüşlük ve sefalet içinde olduğunu söyler. Hastalıklı bir durum olarak tarif edip çözüm arar. Çözüm ise, ayrıcalık, “yozlaşmış rütbe” sistemini ortadan kaldırıp, hakkaniyete göre bir toplum kurmaktır. Bunun yolu ise “yanlış”a saldırmak ve gerçeği yaygınlaştırmaktır. Başka bir deyişle cehaleti ortadan kaldırmaktır. Aydınlanmanın temel sorunsalı cehaletin nasıl ortadan kaldırılacağına dayalıydı. Aydınlanma, cehaletin yok edilmesi gerektiğini ve cehaleti yok etmek için eğitimin gerekliliğini söylemişti. Ancak, nasıl ve kimlerin yönetiminde bir eğitimi gerekli olduğu muğlak kalmıştı. İnsana değerini ve inancını teslim etse de, siyasal iktidarın kaynağını tanrısallıktan alıp laikleştirse de, akıl, erdem gibi kavramlar oldukça soyut bir zemine oturtulmuştu. Oysaki, akıl, erdem dediğimiz kavramlar da tarihsel ve toplumsaldır. &nbsp;Birtakım nesnel ilişkiler tarafından belirlenir.&nbsp; O nesnel ilişkilere ise birçoğumuzun bildiği gibi maddi üretim ilişkileri denir. Üretim ilişkileri üzerinde de sınıf mücadeleleri yükselir. Bir dolayımdır aslında bu. Ama, verili düzen içinde eğitim yaygınlaştırılmış olsaydı bile “nasıl bir eğitim?” sorusu oldukça makul olurdu. Özel mülkiyet düzenini doğal kabul ettiren bir eğitim, gerçekten aydınlatır mı? Ya da artık iyice yaygınlaşmış olan İslami referanslı bir eğitim çözüm müdür? Milliyetçiliği normal kabul eden bir eğitim dertlerimize derman olur mu? Bu soruların hepsine kocaman bir “hayır” cevabı verilir ve verilmeli.&nbsp; Aydınlanmacı çizgiyi savunmak, orta çağ zihniyetinin dünyanın her yerinde galebe çalmaya çalıştığı günümüzde şüphesiz önemlidir ve anlamlıdır ama elbette daha ilerisini sorgulayarak ve düşleyerek. Yoksa, her şey salt eğitime dayalı olsaydı çetrefilli birçok mesele daha kolay olmaz mıydı?</p>

<p style="text-align: justify;">“Eğitim şart” bakış açısının bir sonraki durağı liyakat fetişizmi oluyor. Merkez Bankası başkanı, “liyakatli” diye muhaliflerin ve günümüz entelektüellerinin hatırı sayılır, bir kısmı tarafından övülebiliyor.&nbsp; Oysa, İçeriksiz, şekilsiz soyut bir liyakat anlayışının sonu, krizin yükünün emekçilere yıkılmasını meşrulaştırmaya çıkıyor. Liyakat fetişizmi, sömürü ilişkilerini gizlemek için müthiş bir kılıf oluyor. &nbsp;Liyakate haddinden fazla önem veren entelektüellerin bir noktada Nazi destekçisi olduklarını Pierre Bourdieu şu şekilde ifade ediyordu:</p>

<p style="text-align: justify;">“"Entelektüellerin kültürel sermayeleri vardı ve egemenlerin hakimiyeti altında olsalar da egemenlerin parçasıdırlar. Muğlak tutumlarının, mücadeleye katılımlarındaki ılımlılığın altındaki nedenlerden biri de budur. Bu "liyakat ideolojisi"ni belli belirsiz de olsa paylaşırlar.İsyan etme sebepleri, 1933 Almanya’sında olduğu gibi, aslında diplomalarının güvencesindeki yeterliliklerinden haklarına düşen payı almadıklarını düşünmeleridir." <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> (Bourdieu; s.57)</p>

<p style="text-align: justify;">Bu nedenle düzeni sorgulamaya yanaşmayan entelektüelin düşünsel dünyası, düzenin izlediği çizgiyi büyük oranda tereddüt etmeden takip ediyor.&nbsp; “Düzen nereye biz oraya” onların sloganları olsa çok da abes kaçmaz. Dolayısıyla, başka bir dünya özlemi ile yanıp tutuşanların kendi aydınlarını yetiştirmesi önümüzdeki dönem için elzem. Tabii ki aydın, işçi sınıfının aydını olacaksa, fanusta değil, mücadele içinde yetişiyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Dünyada ve güzel ülkemizde karanlık bir düşünsel, siyasal, toplumsal atmosferin olduğu inkâr edilemez. Ama hangi dönem tam anlamıyla aydınlık olmuştu ki? “Her gecenin bir sabahı vardır” klişesi gibi gözükebilir ama tarih, tekerrür etmesiyle bazen bardağın boş tarafını bize gösterir bazen dolu. Biz yine de dolu tarafına bakalım. Bizim tarihimizden bir örnek sunalım. Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabında 1905 öncesinde “bu millet adam olmaz, bu devlet kurtulmaz” söylemlerinin her tarafta duyulduğunu, orta sınıfın yarı umutsuzluk içinde olduğunu belirtiyor. Ardından önce 1906 yılında vergi ayaklanmaları gerçekleşiyor, ardından 1908 Devrimi meydana geliyor, sonrasında ise 1923. Bazen, tarihten, siyaset ve duygu devşirebilmek önemli oluyor…</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<hr align="left" size="1" width="33%" />
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Pierre Bourdieu, Karşı Ateşler- Neoliberal İstilaya Karşı Direnişe Ateş Edecek Sözler, Sel yayınları, çev. Sertaç Canbolat</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/mesele-cehalet-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 18:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2024/01/secim-2.jpg" type="image/jpeg" length="56515"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bana göre... l Deniz Öztürk yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/bana-gore-l-deniz-ozturk-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/bana-gore-l-deniz-ozturk-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Deniz Öztürk, CHP'deki değişim tartışmalarını, genel başkan değişimiyle neyin değiştiğini Toplumsal okurları için yazdı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<pre>
<span style="color:#c0392b;"><strong>Deniz Öztürk</strong></span></pre>

<p>CeHePe'ye yenilik ve genç başkan istiyoruz diye uzun süre kamuoyunu&nbsp;meşgul ettiler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eski yüzü çevirdiler yeni yüz diye, hatta patlamış söküklere yama üstüne yama attılar, atmaya devam ediyor ve edecekler… Seçimde başkan ve başkan aday adayları örneği..</p>

<p>Bana göre;</p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi gitti …”sadece koltuk, ben"&nbsp;partisi geldi.</p>

<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün 7 Aralık 1922'de</p>

<p>“Muhterem efendiler, her yerde,siyasi parti kurulması hakkında da halk ile uzun sohbetler yaptım.7aralık 1922 tarihinde Ankara basını vasıtasıyla, halkçılık prensibine dayanan ve “” Halk Partisi”” adıyla siyasi bir parti kurmak niyetinde olduğumu açıklayarak, bu partinin nasıl bir program takip etmesi gerekeceği hakkında,&nbsp; bütün vataseverlerin, ilim ve fen adamlarının yardım ve işbirliğine başvurmuştum”<span style="font-size: 12.5px;"> </span>( M.Kemal Atatürk, Nutuk s: 468)</p>

<p>Bugün Ce He Pe “Biz” değil “Ben” ile hareket eden parti oldu…</p>

<p>Bana Göre;</p>

<p>Seçimde AKP İstanbul adayı olarak Sayın Murat Kurum'u&nbsp;gösterecek ve Ekrem İmamaoğlu’nu zorlu bir çekişme bekliyor. CHP kurultayında olduğu gibi delege olmayacağı için...</p>

<p>Bana göre;</p>

<p>Bakıköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nu Ekrem İmamoğlu İstanbul Belediye Başkanı adayı olarak göstertmeyecek. Aday olarak kendisini gösterecek.</p>

<p>Bana göre;</p>

<p>Kadıköy’de Belediye başkan adayı olarak Tunceli Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nu görececeğiz. Kadıköy kayıtsız kalmayacak ve CHP Kadıköy’de kaybeden olacak.</p>

<p>Bana göre;</p>

<p>Mart ayında yapılacak seçimde CHP'nin&nbsp;oy oranı çok düşecek ve Sayın&nbsp;Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP&nbsp;genel başkanlığına getirilecek.</p>

<p>Bana göre;</p>

<p>Kıvaç Tatlıtuğ ile Beren Saat'in başrolünü paylaştığı sinema filmi “İstanbul’a Son Çağrı” görüntü, oyuncu, konu olarak hayal kırıklığı yarattı. Özellikle Beren Saat rolü ile iyi tanışmadığını, çok kötü oynadığını söyleyebilirim.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/bana-gore-l-deniz-ozturk-yazdi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Dec 2023 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/12/kilicdaroglu-9.jpg" type="image/jpeg" length="82751"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sessiz sinemanın yıldızı: Charlie Chaplin]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/sessiz-sinemanin-yildizi-charlie-chaplin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/sessiz-sinemanin-yildizi-charlie-chaplin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/sessiz-sinemanin-yildizi-charlie-chaplin-1</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Aug 2023 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/08/whatsapp-image-2023-08-04-at-164919.jpeg" type="image/jpeg" length="63921"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayatınızı kolaylaştıracak web sitesi araçları]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/hayatinizi-kolaylastiracak-web-sitesi-araclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/hayatinizi-kolaylastiracak-web-sitesi-araclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/hayatinizi-kolaylastiracak-web-sitesi-araclari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Jul 2023 14:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/website.png" type="image/jpeg" length="52640"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Memleketi de emekliyi de bitirdik I Yasef Yerusalim yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/memleketi-de-emekliyi-de-bitirdik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/memleketi-de-emekliyi-de-bitirdik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okuyucular,&nbsp;&nbsp;yeni bir yazıda hep beraberiz.</p>

<p>Memleketin gidişatı gördüğünüz gibi... Her gün çıkan haberlerde memur ve emekli maaşı konuşulmaya devam ediyor. Fakat&nbsp;son birkaç yılda oluşan %400-500'lük enflasyon,&nbsp;tüketim malzemelerinin artması kiraların artması konuşulmuyor...</p>

<p>Daha evvel söyledim yine söylüyorum;&nbsp;hiç&nbsp;kimse 1000 doların altında bir rakamla açlık ya da yoksulluk sınırını üzerine geçemez, bu&nbsp;mümkün değil. Dolayısıyla&nbsp;hükümetin bu rakamların üzerinde bir iyileştirme yapması gerekir.&nbsp;</p>

<p>Bankalarda&nbsp;kredi kartlarına yapılan&nbsp;faiz uygulamaları ya da ihtiyaç kredilerindeki faiz oranlar -bazı bankalarda aylık %5'in üzerine geçmiş durumda- &nbsp;birbirini&nbsp;tutmuyor. Üstelik&nbsp;ihtiyaç kredisi olarak 50 bin, 20 bin, 15 bin, 70 bin&nbsp;söylerken gibi rakamlarla insanların geçinmesi mümkün değil. Artık kredi ile insanların ihtiyaçlarını karşılaması da mümkün gözükmüyor.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni gelen kararlarla beraber gelen yeni vergileri de insanların bu ekonomik koşullarda ödemesi mümkün değil. Çeyrek asır önceki deprem vergileri hala üzerimizde. Bu sebepten bu vergilerin indirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>&nbsp;Öte yandan bayram ikramiyelerinden hala ses yok. Önce vergiler yükseltildi.&nbsp;Şimdi 1000-2000 liralık zamlarla insanların idare etmesi isteniyor. Yok efendim, artık bu kabul edilebilir bir durum değil...</p>

<p>Memlekete huzur gelmesi için dengelerin&nbsp;tutulması lazım... Size sesleniyorum ilgililer;&nbsp;bu işe el atın ve bu halkı&nbsp;yoksulluktan çıkartın!</p>

<p>Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/memleketi-de-emekliyi-de-bitirdik</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Jul 2023 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/06/emekli.webp" type="image/jpeg" length="21830"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filenin Sultanları ''her şeye rağmen'' şampiyon oldu!]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/filenin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/filenin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyasetin ''kadın'' üzerindeki yargılayıcı ve küçümseyici baskısını yıkan Filenin Sultanları altın madalya ile evine döndü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<pre>
<span style="color:#e74c3c;">Elif Akırmak</span></pre>

<p>Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı, ABD’nin Teksas eyaletindeki Arlington kentinde oynanan 2023 FIVB Milletler Ligi’nin finalinde Çin’i 3-1 yenerek tarihinde ilk kez şampiyon oldu.</p>

<p>Filenin Sultanları, ilk seti 25-22 alırken, ikinci set aynı skorla Çin lehine sona erdi. Üçüncü seti de Türkiye 25-19 alıp, setlerde 2-1'e getirdi.</p>

<p>Cumhuriyetin 100. yılında&nbsp;kadınların&nbsp;tarihi başarısı büyük bir çoşkuyu beraberinde getirdi. Maçı&nbsp;heyecanla takip eden yurttaşlar, şampiyonluğun ardından Filenin Sultanları'na tebriklerini sosyal medyadan iletti.</p>

<p>Filenin Sultanları’nın 2023 Avrupa Şampiyonası’ndaki Maç Programı devam ederek 24 Ağustos 2023 tarihinde oynanacak final Türkiye - Almanya ile sona erecek.</p>

<p><strong>PERDENİN ARKA YÜZÜ</strong><br />
Siyasi konuşmaların, oturumların içerisinde&nbsp;kadının yerinin evi olduğunu söyleyen, kadının en büyük kapasitesinin doğurmak olduğunu ileten ve en az üç çocuk isteyen siyasetçilerin defalarca kadınları hedef aldığını biliyoruz. Meclis kürsülerinden ''kadınların&nbsp;tercihlerini, seçimlerini ve gelecek planlarını&nbsp;yargılayıcı bir bakış açısı ile ele alan siyasetçilere altın madalyayı gururla sunuyoruz.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yüzden tüm eleştirilere rağmen sesini başarıları ile duyuran File'nin Sultanlarını kutlar, gelecek şampiyonlukları için şimdiden başarılar dileriz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/filenin</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Jul 2023 12:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/a-milli-kadin-voleybol-takimi.jpg" type="image/jpeg" length="39743"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Jane Birkin hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/jane-briken</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/jane-briken" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu ve müzisyen Jane Birkin, 76 yaşında Paris’teki evinde hayatını kaybetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fransız medyası, yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle mayıs ayında konserlerini iptal eden şarkıcının Paris’teki evinde bakıcısı tarafından ölü bulunduğunu aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>David Birkin ve Judy Campbell’ın ortanca çocuğu olarak Londra’da bir çiftlikte hayata gözlerini açan Jane Birkin, oyuncu olan annesinin yolundan giderek 17 yaşında oyunculuğa başlamıştı.</p>

<p>Michelangelo Antonioni’nin&nbsp;<strong>‘Cinayeti Gördüm’</strong>&nbsp;filmiyle yıldızı parlayan Birkin, stiliyle, duruşuyla ve özgür ruhlu halleriyle herkesi kendine hayran bırakmayı başardı.</p>

<p>Ancak Dirkin, bu hayranlığı yalnızca kameralar önünde bırakmayacaktı. 1969 yılında&nbsp;<strong>‘Slogan’</strong>&nbsp;adlı filmin setinde tanıştığı ve aşık olduğu ünlü Fransız müzisyen Serge Gainsbourg ile bir jenerasyonun erotik marşına dönüşen&nbsp;<strong>‘Je t’aime… moi non plus’</strong>&nbsp;adlı şarkıyı seslendirerek listelerin zirvesine taşınmıştı.</p>

<p>Şarkı birçok ülkede yasaklanmasına karşın dünya çapında büyük bir başarı elde ederken, ikonik çift dünyada cool’un tanımı olmuştu.</p>

<p>1971 yılında da bu aşkın meyvesi olarak müzisyen ve oyuncu Charlotte Gainsbourg dünyaya gelmişti.</p>

<p>Serge Gainsbourg, 1991’de evinde geçirdiği kalp krizinden hayatını kaybetmişti.</p>

<p>Bir dönemin hafızasına tutkulu aşklarıyla kazınan Gainsbourg-Birkin çiftinden Jane Birkin de Paris’te yaşadığı evinde hayata gözlerini yumdu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/jane-briken</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Jul 2023 15:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/adsiz-tasarim-2-1.png" type="image/jpeg" length="62887"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Memleketi de emekliyi de bitirdik I Yasef Yerusalim yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/memleketide-emekliyi-de-bitirdik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/memleketide-emekliyi-de-bitirdik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yasef Yerusalim, memur maaşı ve zamlara dikkat çekti...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okuyucularım, yeni bir yazıda hep beraberiz.</p>

<p>Memleketin gidişatı gördüğünüz gibi... Her gün çıkan bir sürü haber daha oncede yazdığım gibi memur maaşı emekli maaşı vesaire vesaire diye gidiyor.</p>

<p>Ancak son birkaç yılda oluşan %400-500'lük enflasyon ya da tüketim malzemelerinin artması kiralarını artması yüzünden önceden söylediklerimi söylemek zorunda kalıyorum... Hiç kimsenin 1000 doların altında bir rakamla açlık ya da yoksulluk sınırının üzerine geçmesi mümkün değil. Dolayısıyla hükümetin bu rakamların üzerine çıkması gerekir.</p>

<p>Yine daha onceki yazılarımda söylediğim gibi bankalarda yapılan kredi kartlarındaki faiz uygulamaları ya da ihtiyaç kredilerindeki faiz oranları&nbsp;bazı bankalarda aylık %5'in üzerine geçmiş durumda. Diğer bankalarda söylenen rakamlar birbirine tutmuyor.&nbsp;Üstelik&nbsp;ihtiyaç kredisi olarak 50 bin, 20 bin, 15 bin, 70 bin gibi rakamlar söylenirken bu rakamlarla insanların geçinmesi mümkün değil. 50 bin,&nbsp;70 bin dediğiniz rakam bin&nbsp;dolar veya iki bin&nbsp;dolar... Kredi ile insanların borçlarını&nbsp;kapatması mümkün değil, buna da bir çözüm&nbsp;bulunması lazım.</p>

<p>Şimdi gelelim yeni yapılan kararlara...</p>

<p>Bu kararlarla beraber&nbsp;yeni vergiler çıktı. Öte yandan bu vergilerle insanların başa çıkması mümkün değil. Zaten&nbsp;depremden sonra gelen vergiler hala üzerimizde ve sırtımızda kalmış da durumda...&nbsp;Yurt dışında insanların 1 liraya bindiği arabalara biz 3 liraya &nbsp;binerken ve onların aldığı maaşın neredeyse 5'te birini alırken olmaz öyle şey... Vatandaş çöpten yiyecek toplayıp idare ediyor, pazar artıklarını alıyor... Dolayısıyla bu vergilerin acilen indirilmesi gereklidir.</p>

<p>Bayram ikramiyeleri nerede? Bayram ikramiyelerinden&nbsp;ses yok... Önce vergiler yükseltildi, raflar yükseltildi şimdi 1000-2000 liralık zamlarla insanlar idare ettirilmeye çalışılıyor.&nbsp;Bu vergilerdeki&nbsp;faiz oranlarının geri alınması&nbsp;lazım!</p>

<p>İnsanlara bin doların üzerinde bir maaş vermeniz lazım. Emekli, memur ya da işçi&nbsp;bu ortalamalarda olmadığı sürece insanların 'insan gibi' yaşaması mümkün değil. Ülkenin kaostan çıkması da mümkün değil.</p>

<p>Her olaydan sonra kemer sıkın dendi, dendide kemerle kalmadı sıkacak...&nbsp;&nbsp;Belde para kalmadı. Dolayısıyla ip de bağlasak urgan da bağlasak sonuç vazgeçilmez.&nbsp;Evet,&nbsp;geçiniyor gibi gözükebiliriz ama bu insanlık dışı hareket bir an evvel düzeltilmeli.</p>

<p>Memlekete huzur gelmesi için dengelerin bir arada tutulması lazım. Size sesleniyorum ilgililer, size sesleniyorum bilgililer, bu işe el atın ve halkı yoksulluktan ve fakirlikten çıkartın!</p>

<p>&nbsp;<br />
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Haftaya görüşmek dileğiyle,</p>

<p>Sağlıcakla kalın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/memleketide-emekliyi-de-bitirdik</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Jul 2023 12:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/memur-zam.jpg" type="image/jpeg" length="83681"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Varoluşçu edebiyatın son temsilcisi Milan Kundera hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/varoluscu-edebiyatin-son-temsilcisi-milan-kundera-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/varoluscu-edebiyatin-son-temsilcisi-milan-kundera-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Varoluşçu edebiyatın son temsilcilerinden olan Kundera 94 yaşında hayata gözlerini yumdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, “Saptırılmış Vasiyetler”, “Gülünesi Aşklar”, “Ayrılık Valsi”, “Ölümsüzlük”, “Gülüşün ve Unutuşun Kitabı” gibi kitaplara imza atan Milan Kundera yaşamını yitirdi. Varoluşçu edebiyatın son temsilcilerinden olan Kundera 94 yaşında hayata gözlerini yumdu.</p>

<p><strong>MİLAN KUNDERA KİMDİR?</strong><br />
1929 yılında Prag’da doğdu. 1967’de yayımlanan ilk romanı Şaka 1968’de Çekoslovak Yazarlar Birliği Ödülü’nü aldı. 1968’deki Rus işgalinden sonra Kundera, 1975’te Fransa’ya göç etti ve Fransız vatandaşlığına geçti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1978’de “Gülüşün ve Unutuşun Kitabı” yayımlandığında Çekoslovakya hükümeti tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı. “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” isimli kitabı 1980’lerin sonuna kadar ana vatanında yasaklı kaldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/varoluscu-edebiyatin-son-temsilcisi-milan-kundera-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jul 2023 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/milan-kundera.jpg" type="image/jpeg" length="45867"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne ahtapotun 45 günlük serüveni: Yavruları için ölüyor]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/anne-ahtapotun-45-gunluk-seruveni-yavrulari-icin-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/anne-ahtapotun-45-gunluk-seruveni-yavrulari-icin-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AA foto muhabiri, İzmir'in Karaburun ilçesi açıklarında, bir bayağı ahtapotun kuluçka dönemini kayda aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 300 çeşit ahtapottan biri olan "bayağı" ahtapot türü, Akdeniz'den İngiltere'nin güney kıyılarına, Batı Atlantik'ten Doğu Atlantik kıyılarına kadar geniş bir coğrafyada görülüyor.&nbsp;</p>

<p>Anne ahtapotlar, 40-55 gün süren kuluçka süresince çoğunlukla avlanmak için bile dışarı çıkmıyor, bu dönemi besinsiz tamamlıyor.&nbsp;Yavruların yumurtadan çıkmasının ardından ahtapot, annelik görevini tamamlıyor. Fedakar anneler, genellikle besinsiz kalma sebebiyle yavrularını gördükten sonra hayata veda ediyor.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AA foto muhabiri, İzmir'in Karaburun ilçesi açıklarında, bir bayağı ahtapotun kuluçka dönemini kayda aldı.</p>

<p>Görüntüde denizin 12 metre derinliğindeki kovuğa yumurtasını bırakmış bir anne ahtapotun üzüm salkımı şeklinde yerleştirdiği yumurtalarını koruma çabası yer alıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://toplumsalcomtr.teimg.com/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/ekran-goruntusu-2023-07-11-132100.png" style="border-width: 3px; border-style: solid; width: 100%; height: 100%;" /></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/anne-ahtapotun-45-gunluk-seruveni-yavrulari-icin-oluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Jul 2023 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/ahtapot.jpg" type="image/jpeg" length="72742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebu Hanife anadilde ibadet görüşünden döndü mü? I Cemil Kılıç yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/ebu-hanife-anadilde-ibadet-gorusunden-dondu-mu-i-cemil-kilic-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/ebu-hanife-anadilde-ibadet-gorusunden-dondu-mu-i-cemil-kilic-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/ebu-hanife-anadilde-ibadet-gorusunden-dondu-mu-i-cemil-kilic-yazdi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Jul 2023 21:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/ebu-hanife.jpg" type="image/jpeg" length="76157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müzik projeniz ilerlemiyorsa bunları deneyebilirsiniz]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/muzik-projeniz-ilerlemiyorsa-bunlari-deneyebilirsiniz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/muzik-projeniz-ilerlemiyorsa-bunlari-deneyebilirsiniz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/muzik-projeniz-ilerlemiyorsa-bunlari-deneyebilirsiniz-1</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Jul 2023 22:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/07/muzik-1.jpg" type="image/jpeg" length="34409"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayram ikramiyesi ve dövizin etkisi I Yasef Yerusalim yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/bayram-ikramiyesi-ve-dovizin-etkisi-i-yasef-yerusalim-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/bayram-ikramiyesi-ve-dovizin-etkisi-i-yasef-yerusalim-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yasef Yerusalim, asgari ücretin üçte biri olan bayram ikramiyesine dikkat çekti...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okuyucular, tekrar bir araya geldik.</p>

<p>Emekliler ve çalışanlar için iyi bayramlar diliyorum. Buruk&nbsp;bir bayram olduğunun üstünü çizmem de gerekiyor.</p>

<p>Her gün artan dövizin fiyatları&nbsp;değiştirmesi&nbsp;ile&nbsp;kiraların ve&nbsp;mutfak giderlerinin azalmak yerine bilakis&nbsp;yukarıya çıkması&nbsp;ve buna karşılık&nbsp;memur&nbsp;ve&nbsp;emeklinin zam almamış olması...</p>

<p>Bayram ikramiyesinin arttırılmaması ve hala 2000 TL gibi komik bir rakam verilmesi...</p>

<p>Bir ailenin 4 kilo ete tekabül edecek&nbsp;bir bayram ikramiyesi ile&nbsp;bayram&nbsp;geçirmeye çalışmaları...</p>

<p>Önceki yazımda da söylemiştim -ne olursa olsun- bin doların altında bir maaş 1400 doların altında bir emekli maaşı olmamalı demiştim.</p>

<p>Hala aynı söyemim ile devam ediyorum; ne 25 bin liranın altında bir maaş ne de bunun altında bir emekli maaşı olmamalı.</p>

<p>İster memur ister işçi ister emekli olsun devletin bunu göz önünde bulundurarak maaşları düzenlemesi ve bu halka ızdırap çektirmek yerine bayram sonrası yüzlerin gülmesini sağlamalıdır.&nbsp;Türk halkı&nbsp;hak ettiği mutluluk ve refah içinde yaşamalıdır.</p>

<p>Değinmek istediğim diğer bir konu ise her gün gazetelerde ve internet sayfalarında&nbsp;ekonomi hakkında&nbsp;yazılan yazılar...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı kişilerin söylediği ''çıkacak, inecek,&nbsp;duracak kalkacak'' gibi cümlelerle beraber emekli,&nbsp;memur&nbsp;ve işçinin maaşları hakkında ''bu kadar ikramiye verildi''&nbsp;yazılması...</p>

<p>Kimsenin bir şey aldığı yok! Her şey aynı tas aynı hamam&nbsp;devam ediyor.&nbsp;Gerçekten bir şey yazacaksanız ''açlık sınırı neresi, yokluk sınırı neresi, 30 gün&nbsp;altında insanların yaşayamayacağına'' değinin.</p>

<p>Dolar&nbsp;bu rakamlara çıktıkça sizlerde&nbsp;30 binden yukarı çıkması gerektiğini&nbsp;yazın. İnsanlarda&nbsp;boş&nbsp;bir umutla sayfaları okuyup umut beklemesinler.</p>

<p>Dürüstlük ve doğruluk içinde Türkiye'nin geleceğini hep beraber şekillendirelim. Türkiye'de daha evvel bir emekli maaşı asgari ücretin iki misli iken bugün asgari ücretin üçte ikisi olması insanlarla dalga geçmektir.</p>

<p>Bunların ivedilikle düzeltilmesi lazım.&nbsp;Emekli bu şartlarla yaşayamaz durumda...</p>

<p>Buradan bütün yetkililere, devlet görevlilerine sesleniyorum; lütfen bu yazıyı dikkate alın ve halkın hak ettiği yaşantıyı onlara verin!</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/bayram-ikramiyesi-ve-dovizin-etkisi-i-yasef-yerusalim-yazdi</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Jun 2023 22:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/06/asgari-ucret-1.jpg" type="image/jpeg" length="82394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Emekli günden güne değer kaybediyor!]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/emekli-gunden-gune-deger-kaybediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/emekli-gunden-gune-deger-kaybediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yasef Yerusalim, bu yazısında emekli maaşları hakkında yazdı. Asgari ücretin altında olan ücreti hayat şartlarına konu eden Yeruselim iktidara seslendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okuyucular, bu hafta tekrar beraberiz...</p>

<p>Bu haftaki yazımda emeklilere yapılan haksızlıkları konu alacağız.&nbsp;Emekli maaşları bundan ortalama 7 sene evvel asgari ücretin neredeyse iki katıydı. Bugün asgari ücretin çok altında... Bu&nbsp;da gösteriyor ki emekli yalnızca asgari ücret&nbsp;karşısında 1'e 2,5, yani&nbsp;yüzde 60 değer kaybetmiş. Bir taraf onun iki buçuk misli büyümüş (bu dövize göre değil enflasyona göre değil) yalnızca asgari ücrete oranla ölçeceğim enflasyona göre bakarsak zaten ezilen ezilmiş... Son 3 yılda bütün tüketici ürünlerine bakarsak yüzde 500'ün üzerinde, hatta dayanıklı tüketim malzemelerine bakarsak son 3 yıl içinde yüzde 500'e yakın zam var.</p>

<p>Durum böyleyken&nbsp;neden emekli maaşları bu kadar düşük kalır?</p>

<p>Her gün bir açıklama yapanlar, bayram ikramiyesini arttıracağım diyerek ezmeye de devam edenler, daha nereye kadar fakir yoksul muhtaç bırakacaklar? Bayrama ihtiyaçlarını karşılasan diye 2000 lira verdikleri insanlar, bayramı nasıl karşılayabilecekler kendileri düşünebiliyor mu?</p>

<p>Bugün pastanedeki pasta bile 250 lira olmuş, 500 lira olmuş. Bu insanların nasıl geçinebileceğini düşünen bir birim var mı? Burada bütün bakanlara sesleniyorum: Asgari ücret&nbsp;bin doların üzerinde, emekli maaşı da 1400 doların üzerinde olmalı... Çünkü ister kabul edin ister kabul etmeyin Türkiye'nin yaşadığı durum budur.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir insanın normal yaşam standartlarında oturabileceği ev kiraları bile&nbsp;10-15 bin iken emekli maaşı 30 bin liraya tekabül etmeli. 30 bin lira dahi olsa kirasına yüzde 50'si kiraya gider ve mutfak masrafları da ilave edilmeden bu insanlar yaşayamaz. Onun için asgari ücret bin dolar, emekli maaşı da 1.400 doların üzerinde olmalı. Üstüne basa basa söylüyorum.</p>

<p>İstediğiniz emtia, istediğiniz tüketim malzemesi, istediğiniz hesabı alın. Son 3 yılda 5 yılda artışlara bakın. Nerelere geldiğimizi görün. Burada ilgililere tekrar sesleniyorum; acil ve hızlı bir şekilde (ülkenin yüzde 20 vatandaşı ve onlarla yaşayan ailelerini düşünürsek)&nbsp;bu ülkenin yüzde 50'sini, yüzde 60'ını tamamlayarak bu rakamları vermek zorundasınız.</p>

<p>En kısa sürede tekrar görüşmek üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın sevgili okuyucular...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/emekli-gunden-gune-deger-kaybediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 21:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/06/asgari-ucret-1.jpg" type="image/jpeg" length="74699"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faiz artışı ve kredi kartları l Yasef Yerusalim yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/faiz-artisi-ve-kredi-kartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/faiz-artisi-ve-kredi-kartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sevgili okuyucular;

Yeni bir haftada daha tekrar beraber bir araya geldik.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kredi kartlarındaki büyük sorunlar, devletin enflasyonla mücadelesi, faizlerin yükselmesi, doların yükselmesi ülkede her şeyi tetikledi ancak doğru olanlar kadar yanlış olanlar da var.</p>

<p>Bugün biz bir yanlışa parmak basacağız. Önümüzdeki günlerde beklenen faiz artışlarıyla beraber -ki 22'sindeki toplantıdan sonra bu biraz daha belli olacak- göreceğiz ki şu anda nakit avans ve kredi kartlarından çekilen taksitli avansların 1.36'dan başlayan faiz oranlarının ikiye, iki buçuğa katlayacağını, yani yüzde 200 ve yüzde 300'ü katlayacağını 2.75'leri bulacağını göreceğiz. Yeni uygulamalar için bu olabilir. Muhtemelen bu uygulamalar bankalarda Ağustos ayında başlayacak. Ancak söylediğim gibi geçmişten gelen taksitler veya borçlar için böyle bir faizlendirme yapılması mümkün değildir. Çünkü verilmiş haklar vardır. İnsanlar, bu haklara göre para çekmiş, düzenlemelerini yapmışlardır. Dolayısıyla 22'sinden evvel bu yazıyı yazmamın sebebi önlem almak ve muhtemel bir yanlıştan dönmektir. Kararlar için de bir tarih koyulmalı. İlelebet olmasa dahi ağustostan itibaren en az 180 günlük süre verilmeli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yani taksit boyunca, aldıkları taksit süreleri boyunca bu faizlerin eski oranlarda devam etmesi takip eden taksit sayılarının arkasında da ödeyemedikleri miktar için en az 180 gün eski faizden devam etmeleri gerekir. Çünkü insanlar zaten bunu keyif için çekmiyorlar, ihtiyaçları için çekiyorlar ve böyle bir hesaplama yapıyorlar. Şimdi bu hesaplamanın altından kalkamayacakken, tamamını ödeyememişken ve hala taksitleri veya bakiyeleri varken yeni bir faiz oranıyla karşılaşmaları mümkün değil. Altından kalkmaları olası değil. Dolayısıyla ben bunu bankalara da uyarı, devlete de uyarı niteliğinde yazıyorum.</p>

<p>Lütfen kararlarınızı alırken eskiden hesaplanmış&nbsp;faiz oranlarını değiştirmeyerek, onlara kendi taksitlerinin süreleri bittikten sonra yeni bir zaman tanıyarak eski faiz oranı ile yeni bir zaman tanıyarak -ki en az ortalama 180 günden bahsediyorum- bu tür bir sıkıntıdan kurtarılabilir. Kredi kart sahiplerine ve halkımızı içine düşebilecek sıkıntılardan kurtarabiliriz. Bu konuya dikkat çekiyor ve önceden önlem alınması için şimdiden bütün bu konudaki karar ve yetki sahiplerine uyarıda bulunuyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/faiz-artisi-ve-kredi-kartlari</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Jun 2023 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/06/kredi-kartlari.webp" type="image/jpeg" length="61366"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filmin sonunu yazdım... l Özlem Deniz Öztürk yazdı...]]></title>
      <link>https://www.toplumsal.com.tr/filmin-sonunu-yazdim-l-ozlem-deniz-ozturk-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.toplumsal.com.tr/filmin-sonunu-yazdim-l-ozlem-deniz-ozturk-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seçim sonuçları CHP açısından nasıl okunmalı? Özlem Deniz Öztürk yazdı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sonunu bildiğin filmi izlemek heyecan uyandırır mı? Daha önce izlemişsindir,&nbsp;boş vaktin çok, tekrar izlemek istiyorsun. Tekrar izlersek filmin sonunu değiştirebilir miyiz? Tekrar tekrar izledin, ilk izlediğin heyecanı alamazsın. Tıpkı seçimler gibi... Seçimlerde CHP’nin sonucu&nbsp;ve CHP’nin içeresinde yaşananlar değiştirilebilir&nbsp;mi? (Filmin sonunu biliyoruz ama seçimler yapılıyor ve oy kullanmak için zaman harcıyorum).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün CHP dediğimiz zaman sadece Kemal Kılıçdaroğlu düşünülüyor. Ad aktarması yapıyoruz. Seçim kaybetti demek ile CHP mi,&nbsp; Kemal Kılıçdaroğlu mu kaybetti demek doğru olur. Peki seçim kazanılmış olsa idi Kemal Kılıçdaroğlu mu kazanacaktı,&nbsp;Millet İttifakı&nbsp;mı,&nbsp;Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı, ekonomi mi,&nbsp;kim kazanacaktı?&nbsp; O zaman Kemal Kılıçdaroğlu tek başına çalıştı kazandı,&nbsp;diyebilecek miydi; Kemal Kılıçdaroğlu gitsin diyenler... Tek başına kaybettiyse bu sonuç neden düşünülmüyor? Seçimin yapıldığı gün bütün şimşekler neden Kemal Kılıçdaroğlu’na çarptı? Ekip çalışması değil miydi? Sanki filmin sonunu yazdılar, sabırsızlıkla filmleri tutsun diye reklam yapmaya başladılar. Yerel seçimlerde örgütler,&nbsp; gönüllü seçmenler ve oy veren seçmenler unutulduğu gibi ve yine Kemal Kılıçdaroğlu unutuldu. &nbsp;Diktatörse ve adayları Kemal Kılıçdaroğlu belirliyorsa doğru adaylar diye ses çıkaranları duydunuz mu? Kemal Kılıçdaroğlu büyük bir şans diyen,&nbsp; seçmene sormayan,&nbsp;CHP’nin içinden ve gazeteci tanımından uzak olanlar bilmiyorlar. Öyle ya gazeteci olarak iş bulmak, para kazanmak da zor. Bir tarafta olmak gerekiyor. CHP’nin seçmenleri hiç önemsenmedi ya da CHP’nin hiç ayrılmayan Alevi tabanı hiç konuşulmadı. Şimdi kazanan değil kaybeden olarak konuşuluyor. Tarafsız düşünelim... Kaybeden tek başına Kemal Kılıçdaroğlu. Kazanan CHP’nin içerisi&nbsp;oluyor. Mustafa Kemal Atatürk’ten&nbsp;sonra CHP’nin geçmişine bakmak gerekiyor. Sosyal medyadan kalıp sözler&nbsp;değil, gerçekten araştırmak gerekiyor. İstanbul, Ankara, İzmir olarak oy oranına bakmadan... Türkiye geneline baksak ve de çalışmayan, çalıştırılmak istenmeyen örgütlere bakmadan konuşmamak gerekiyor. Halkın içerisinde olmayan CHP’nin&nbsp; adı yok. Özgür Özel şöyle bir cümle kurmuş: “Kemal Kılıçdaroğlu gitsin diyenler için altını kazısak trol ya da Cumhur ittifakına oy verenler çıkar” demiş. Kazımaya gerek yok, Cumhur İttifakı'na oy verenler bugün bu sesi çıkaranlar. Kemal Kılıçdaroğlu başarısız diyenlerdir. Sormak lazım Kemal Kılıçdaroğlu gitsin derken kimi aday gösterecekler. İyi Parti'ye göz kırpanlardan, Cumhur İttifakı'nın her zaman yanında olanlardan mı? Kimi istiyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması parti içeresinde bazı kişileri rahatsız ediyor ki bunu bugün çıkan sesler daha net anlatıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Toplumsal Kürsü</category>
      <guid>https://www.toplumsal.com.tr/filmin-sonunu-yazdim-l-ozlem-deniz-ozturk-yazdi</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Jun 2023 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://toplumsalcomtr.teimg.com/crop/1280x720/toplumsal-com-tr/uploads/2023/06/kilicdaroglu-4.jpg" type="image/jpeg" length="30485"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
