Sınıflı toplumda emek-sermaye çelişkisinden kaynaklanan artı değer sömürüsü; ezen-ezilen, sömüren-sömürülen zıtlıklarını da doğurdu.

Kapitalist toplumda üretimin alabildiğine sosyalleşmesi bu zıtlıkları daha bir belirginleştirdi.

Kapitalist üretim yordamı içinde dolaysızca yer alan; durumları ve çıkarları başka başka olan insan kümeleri yani üstte-ezen burjuvazi; daha fazla sömürmek, altta-ezilen işçi sınıfı; daha az sömürülmek için kıyasıya mücadeleler içine girdiler.

Amerikan işçi sınıfının kanı-canı pahasına yürüttüğü daha insanca yaşam koşulları ve sekiz saatlik iş günü mücadeleleri 1 Mayısları, yine Amerikan kadın tekstil işçilerinin aynı talepler uğruna verdiği mücadeleler de 8 Mart emekçi kadınlar gününü doğurdu.

Evet, bugün 19’uncu yüzyıldakine nazaran çalışma saatlerinde görece bir iyileşme var.

En azından iş yasalarında bu sorun görece hafiflemiş gibi..,

Ancak bu mutlak olmayıp, sendikasız-örgütsüz işyerlerinde bazen zorla, bazen de “fazla çalışma” adı altında işçiler yasal sürelerin çok üzerinde çalıştırılmaktalar.

Fazla çalışmanın işçinin onayına bağlı olması ve normal ücretin yüzde elli artırımlı ödenmesi kuralına rağmen bu alanda patronların yoğun hak gasplarını görmekteyiz.

Hele hele AKP’giller tarafından iş yasasında yapılan değişikliklerle; özel istihdam büroları aracılığıyla geçici işçilik, (İş Yasası m. 7) belirli iş sözleşmesi, (İY m.119) kısmi süreli iş sözleşmesi, (İY m. 13) çağrı üzerine çalışma, (İY m. 14) deneme süreli çalışma, (İY m. 15) patrona işçiyi günde 11 saate kadar çalıştırabilme yetkisi veren denkleştirme usulü (İY m. 41) gibi çalışma yöntemleri, işverenlerin hak gasplarına tamamen yasal kılıflar bulunması amacıyla yapılan düzenlemelerdir.

Bir de burjuva hukukuna göre, bir işyerinde en az bir yılı bulan çalışmaları karşılığında işçilere ödenmesi gereken kıdem tazminatı hakkı vardır.

Bu hak; işçinin işini kaybetmesi halinde işyerindeki yıpranması, yeni bir iş edinmede karşılaşacağı güçlükler ve işyerine sağladığı katkı göz önüne alınarak; geçmiş hizmetlerine karşılık işveren tarafından işçiye yasal kurallar dahilinde verilen toplu paradır.

Kıdem Tazminatına bazı işçiler, yıpranma hakkı da derler.

İşçilerin bu hakkı, son zamanlarda türlü hileli yollarla gasp edilmeye başlandı. Çalışan sayısının binleri bulduğu işyerlerinin patronları, bu gaspdan dolayı büyük miktarlarda haksız kazanç da elde etmekteler.

Son yıllarda, yerli parababaları kadar yabancı Finans-Kapitalistler de bu yönteme başvurur hale geldiler.

Hileli iflas yöntemleriyle şirketlerin ticari varlığına sonlandırma, işletmesel “krize” giren yavru şirketleri birleştirme ya da bünyesine katma şeklinde hukuki varlığına son verme gibi yöntemler son yıllarda sıkça görülen yöntemler oldu.

Emperyalizminin temsilcisi METRO Market; bir zamanlar kendi bünyesindeki REAL Market’i 2014 yılında Kayseri merkezli Beğendik grubuna sattı. Beğendik’de iki yıl sonra “iflas ettim” diyerek, Real işçilerini kapıdışarı etti.

İyi de işçilerin Kıdem Tazminatı ne oldu?

Kocaman bir hiç!!!

Yukarıda belirttik, işçilerin kıdem tazminatı hakkı bizzat yasadan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla eğer Real Market’in hukuki varlığı şu anda yoksa bile 2014 yılına kadar Metro Market bünyesinde olmaktan kaynaklı işçilerin tazminatlarından Metro Market şirketi de sorumludur.

Bu yasalar işverenlere karşı niçin uygulanmıyor?

İşte Real işçileri tam bir yıldır, gasp edilen kıdem tazminatlarını alabilmek için mücadele ediyorlar.

Kendilerine sahip çıkan Nakliyat-İş Sendikası önderliğinde dört mevsimdir yılmadan, usanmadan direniyorlar. Her geçen gün yeni mücadele yöntemleri geliştiriyorlar. Aynı günde birden fazla eylem koyarak, kasa kilitleme gibi değişik eylem yöntemleri geliştirerek Alman emperyalistlerini zorluyorlar.

Ama karşılarında sadece işverenler ve uşakları yok ki...

Sarı sendikacılar ve onların provokatörleri var. Onlarla örgütlü güçleri sayesinde başa çıkıyorlar. Fakat bir de polis saldırısı ile baş etmek zorunda kalıyorlar.

Asli görevi yasaları uygulamak olan devletin polisi hakkı yeneni değil, hakkı gasp edileni koruyor. Alman emperyalistlerine karşı etkili eylemler geliştiren ve tamamen meşru hak arama mücadelesi yürüten Real işçilerine ve önderlerine saldırıyor, onları gözaltına alıyor.

Bu saldırılar işçilerin sınıf bilincine kavuşmasını sağlıyor. Yerli-yabancı parababalarını ve onların destekçilerini daha iyi kavramalarını da beraberinde getiriyor.

Madalyonun bir başka yönü daha var ki; burada kapkara bir SENDİKALAR FACİASI görünmekte.

Yani, sarı sendikacılık…

Bunlar bir yandan 15-20 yıl aidatını aldığı işçi işten atılınca patronla işbirliği yaparlar, işçiye sahip çıkmazlar. İşçi sınıfı el yordamı ile Devrimci Sendikacılarla mücadeleye girişince de karalama ve provokasyonlara başlarlar.

Bazılarının ise Real işçilerin kahramanca mücadelesi icazetli örgütlenmelerine zarar verecek diye ödleri patlıyor. Sonra da adlarına “devrimci” diyorlar. Verilen hak mücadelesine dil uzatmaya çalışıyorlar.

Ancak nasıl ki; güneşin balçıkla sıvanması mümkün değilse, gerçek devrimcilerin işçi sınıfımızın hak mücadelesine önderlik etmeleri ve sınıf mücadelesine düşürdükleri ışık karartılamaz. Herkes işini yapar, yapıyor. Siz patronlara biat edin, gerçek devrimci sendikacılar, patronlara kök söktürmeye ve işçilerin gasp edilen haklarını almaya, onları sınıf bilincine kavuşturmaya devam etsin.

Herkes yoluna…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.