"Millet gövde oldu Ata baş oldu,
Taşlar silah oldu otlar aş oldu.
Misli görülmemiş bir savaş oldu,
Kovduk yabanları yurttan dışarı.
Gözümüzde gökte açtığın o iz,
Yolcuyuz iyiye ve güzele biz,
Ya yaşatmak seni bu hür vatanda
Ya da senin gibi ölmek ahdimiz." -
Behçet Kemal Çağlar¹
*
Tarih, sadece ilerlemenin değil, aynı zamanda büyük savaşların ve çıkarılan acı derslerin toplamı ama "Tarih kitapları insanlığı anlatırken başarılı olsa da insana yaklaştığında eksik gibi...Zira; sabah işe yetişmeye çalışan, çocuğunun geleceğini düşünen, bazen inanan bazen şüphe eden, geçim derdiyle yaşarken korkuları ve küçük umutlarıyla ayakta durmaya çalışan gerçek insanlar için bir kırılma yaşanmış ve neticede "İnsan" olduğu hâliyle anlaşıl(a)mamış, olması gerektiği hâliyle sevilmiştir..."²
Yüz yılı aşkın süredir küllerinden doğan bu devletin evlatları olarak, bu topraklar üzerinde barış ortamında yaşıyoruz ama bu beraberinde tehlikeli bir toplumsal hafıza kaybını da getirmiş olmalı ki; hürriyeti hep var olan ve asla kaybolmayacak sanıyoruz. Zira, 2. Dünya Savaşı’nın atom bombası dehşetinden 11 Eylül sonrasındaki işgal dalgalarına; SSCB ve Yugoslavya’nın haritadan silinişinden Irak, Libya ve Suriye gibi parçalanan devletlere; sokak ortasında linç edilen liderlerden hürriyetin ve bir karış toprağın bedelini kanla ve gözyaşıyla ödeyen, evlerini, tarihlerini ve en önemlisi "yarınlarını" kaybeden milyonlarca insana baktığımızda, "yalnız kaldığını hissedenlerin hayatına farklı çağlarda farklı dinlerin, ideolojilerin, ulusların, devrimlerin bir yön vermeye çalıştığını görüyoruz.
Bu arada büyük sistemler çökmüş, duvarlar yıkılmış ama beklenen ferahlık bir türlü gelmemiş, insanların omuzlarındaki ideolojilerin yerini de anlamsız bir boşluk almış ve hiç kimse tarihin yönünü bil(e)miyor, en acı şekilde derslerini alanların 'vatanını ve karakterini koruyamayan toplumlar başkalarının figüranı olur' diyerek darmadağın olmuş hayatlarını toplamaya çalışmasının bir anlamı olsa da "zaman geçtikçe hiçbir sistemin insanın iç boşluğunu tamamen doldur(a)madığı ve enkazların altında sadece başarısız ideolojilerin değil, aşırı umutların da yatıyor"² oluşunu görmekteyiz.
Gerçekten, "insanı düzenin kölesi yapan, insanlık değerlerini daha fazla kâr uğruna yok eden emperyal kültürünün dayattığı yaşam biçimiyle dünya aynı şeyi düşünüp duyumsar hale gelmiş ve her şey, her yer, her kişi birbirine benzemeye başlamıstır. Adeta “Televizyonların aynası” haline gelen insanlardan oluşan öyle toplumlar yaratıldı ki, bu çökmekte ve çürümekte olan, insanı alçaltan emperyal bir düzenin taa kendisiydi. Maalesef, tekellerin (paranın, tüketimin, reklamın) belirlediği ve ne insana ne de insanlığa yakışmayan bu “kültür”; akla, bilime, sanata, düşünceye, aydınlığa yönelttiği saldırıya hâlâ devam ediyor."³
Bu arada, "Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" ya da "Türk milleti zekidir, çalışkandır" gibi
bizi biz yapan değerleri yani "millî ruh"umuzu ise yaşarken huzuru ve mutluluğu nasıl kaybettik diye asla düşünmediğimiz için unuttuk gibi...
İşte, son yüzyılın "ibret tablosu" önümüzde iken, üç tarafı deniz dört bir tarafı yangın yeri ve jeopolitik konumu itibariyle de emperyal güçlerin gözbebeği (!) ülkemizde duyulan o ayak seslerini hatta cahilliğin getirdiği açlık, sefalet ve biat kültürünün yarattığı ağır mağduriyet içinde yaşadığımız türlü sorunlar ve sıkıntıların hepimizin sinirlerini alt üst ettiği ortamda dahi bir rehavet uykusunda gibiyiz. Sanki her şey yolundaymışçasına vatan kavramını unutan, şahsi menfaatini memleket meselesinin önüne koyan "kendini seven", lay lay lom havasında ıslık çalanlar! gibiyiz. Bunun adına ister beyin çürümesi isterseniz insanlığın kaybı deyin, bence 'ahval-i ruhiye'miz böyle iken dahi umarsızca çözümü beklemeye devam edeceksek, ya umut etmekten vazgeçelim ya da mücadele edelim yoksa hep zavallı kalmaya mahkumuz.
Bakın, o görünmez el deyince hatırlatalım; ABD'nin güya bizdeki büyükelçisi Thomas Barrack gibiler, emperyalizmin 'arka kapı' diplomasisiyle, lobicilik adı altında ülkemizin de egemenliğini, Cumhuriyetini hedef alıyor ve "Demokrasi sizin neyinize; sizin rejiminiz güçlü ve otoriter bir monarşi. Bu yöneticinin kim olacağına da biz karar veririz” diyor."⁴
Barrack bi'bak!
Senin gibi türler, bizim için sadece 'istenmeyen kişi' (persona non grata) değil, bir virüstür bunu iyi belle!
Dünyada yaşanan emperyalizmi ve onun dayattığı saldırıyı yok edecek olan elbette “insan”dır. Onurlu bir dik duruş; sadece sınırdaki askerin değil, zihnini bu sinsi kuşatmaya kapatmış herkesin borcudur. Zira tarih, sadece ders alanları değil, aldığı dersi kararlılığa dönüştürenleri yaşatır.
Hatırlatalım;
Bu coğrafyada Atatürk ve arkadaşlarının emperyalizme karşı kazandığı onurlu mücadele ile oluşan Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı, emperyalist odakları her zaman rahatsız etmiştir. Onların niyeti bellidir: Rejimi değiştirmek. Hem kimse kimsenin kara kaşına hayran değildir. Bedel ödemek değil, bedel ödetmek isteyenlere karşı onurlu şekilde dik durmak önemlidir."⁵
Unutulmamalıdır ki, "insanlık tarihinde hiçbir lider Mustafa Kemal Atatürk kadar milletine ve insanlığa sınırsız hizmet ederek bu büyüklüğe erişemedi. Bu nedenle, insanlığın geleceği için Atatürk’e sahip çıkmak bir mücadele borcudur. Zira Atatürk varsa vatan vardır; ahlak, adalet ve milli egemenlik vardır. O yoksa, bütün yollar insanlığı aralıksız savaşlara, çatışmalara ve açlığa sevk etmeye devam edecektir."⁶ Bu sadece bizim için değil her toplum, her devlet ve her insan için geçerlidir.
Neden mi?
İsterseniz Hitler’in hırsıyla yanan Avrupa’yı, 11 Eylül bahanesiyle darmadağın edilen Ortadoğu’yu mesela Saddam’ın Irak’ını, Kaddafi’nin Libya’sını, Esad’ın Suriye’sini hatırlayın. Ya da SSCB’nin dağılmasını, komşunun komşuyu kestiği Yugoslavya'yı, Bosna'yı veya bugün Filistin'de yaşananları bir daha düşünün!...
Adeta dibe vurduğumuz bir noktada çözüm nedir?
Hem çocuklarımızın geleceği hem de damarında taşıdığın kan nedeniyle görev ve sorumluluğunu hatırla ve biraz
umutlu, biraz da mücadele ruhlu ol!...
Unutma,
"Bizim yolumuz; aklın, bilimin ve tam bağımsızlığın yoludur. Celladına hayran bir sessizliktense, vatanına sevdalı bir mücadele evladır. Bu yolu 100 yıl önce açan o 'mavi gözlü dev'in mirası, senin damarlarındaki asil kandır. Islık çalmayı bırak ve o ruhu geri çağır; zira o ruh varsa gelecek vardır ve başka bir Türkiye yok!"
Halet-i ruhiyenin sana huzur ve mutluluk vermesi için, tıpkı Ellinci Yıl marşında denildiği gibi:
"Yurtta sulh" ilk hedef, "Cihanda sulh" parola / Koparamaz hiçbir güç bizi milli birlikten / Ata'mızın izinde koşuyoruz kol kola...
İşte bu ruh bizimle olsun...
Yine, yeniden...
O, Yunan ordularını İzmir’de denize döktüğünün ertesi günü, “İşimiz bitmemiştir, yeni başlıyoruz” demişti.
Başlayalım mı?
Ha gayret gardaş!..
Dipnotlar;
¹ Behçet Kemal Çağlar: Cumhuriyet Dönemi şairlerindendir.
² Sebahattin Polat: Araştırmacı-yazar. "Tarihin Gri Mecrası" başlıklı makalesinden esinlenilmiştir. (sebahattinpolat.blogspot.com)
³ Öner Yağcı: Edebiyatçı ve araştırmacı-yazar. "Emperyalizmin Ahlakı" yazısından esinlenilmiştir. (cumhuriyet.com.tr)
⁴ İfral Turgut: Eğitimci-yazar. "Persona Non Grata" başlıklı makalesinden esinlenilmiştir. (adanaulus.com)
⁵ Basri Koyuncuoğulları: Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini (laiklik, demokrasi ve çağdaşlık) savunan ve bu değerlere yönelik emperyalist tehditlerin güncel analizlerini yapan bir fikir insanıdır.
⁶ Kenan Özek: Atatürkçü düşünce sisteminin evrensel boyutu üzerine çalışmalar yürüten bir araştırmacıdır.