Özel gereksinimli çocuk ve örgün eğitim

Şimdi arkanıza yaslanın ve hayal edin. Çocuğunuz ilkokula başlayacak, anne ve baba olarak heyecanınızın boyutu tarifsiz, okulları geziyorsunuz ve bir okulu (sonunda) çok beğeniyorsunuz.  Kayıt esnasında şöyle bir cümle kuruluyor size : “Çocuğunuz bu okula uygun değil”. Hayal kırıklığının boyutunu anne ve babanın ifade etmesi mümkün değil. Maalesef özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin çoğunluğunun yaşadığı durumdur bu.

Kayıt aşamasını geçtiğimizi varsayarsak yani çocuğumuz kayıt oldu ve okul açıldı, dersler başladı. Birinci ay bitmeden yani daha çocuk okula adaptasyonu sağlamadan, diğer velilerden şikayetler alır başını gider. En üzücü olanı ise normal çocukların psikolojisini bozuyor etiketinin üzerine yapışmasıdır, hakkında konuşulduğundan habersiz sadece arkadaşlarının neden kendisiyle oynamadığına anlam veremeyen çocuğun.

Engelli bireylerin yaşamın her yönüne eşit katılımı beklenmektedir. Bu bireylerin bağımlı olmadan yaşama olanaklarına kavuşturulması ve eşit haklara sahip olmaları istenmesine rağmen, bu haklara ulaşma ve kullanmada yetersiz bir grup oldukları belirlenmiştir (Çağlar 2011, Şişman 2011). Daha hayatın ilk mücadelesinde kaybetmişlerdir.

Bir öğretmen sınıfındaki çocukların seviyesini tespit eder ve değerlendirme yapılacak öğrencileri belirler. Çocuğun hazır bulunuşluk düzeyi yaşıtlarından geride ise İlçesindeki Rehberlik Araştırma Merkezine yöneltmesini yapar ve sonucunu bekler. Eğer çok ağır derecede engeli yoksa her özel gereksinimli birey birden fazla engeli olsa dahi kaynaştırma öğrencisi olabilir. Özel olarak hazırlanmış bir planla, sınıftaki diğer öğrencileri hazırlayarak, iyi bir sınıf yönetimiyle, kaynaştırma destek hizmetlerinden faydalanarak her birey örgün eğitime katılabilir. Bu sınıfa uygun değil demek işin kolay yoludur. Sadece kaynaştırma öğrencileri için değil maalesef ki bazı eğitimcilerden özel eğitim sınıfları hakkında bile olumsuz sesler yükselmektedir. “Bu sınıf bu okula uygun değil”, “bu çocukları bir okula toplasalar ya”, “hayır ne öğrenecek ki burda” cümleleri kurulduktan çok sonra bile özel eğitimcilerin ve özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin kulaklarında üzüntüyle çınlar. O sesi inanın hiç unutmazlar.

Aslında eğitim ortamında yapılması gerekenler çok basit ve netken özel gereksinimli çocuğa sahip anne ve babalar için durum karmaşık bir hal alır. Yeni okul, yeni öğretmen arayışları; yeniler bulunduğunda ortama uyum süreci üzücü ve yıpratıcıdır. Özel eğitim sınıflarının sayısının yetersiz olması tek başına durumu zorlaştırırken, bulunan özel eğitim sınıflarının da mevcudunun dolu olması eğitimin devam etmesini engellemektedir . Bir çok çocuğun sıra beklerken okuma yaşı geçer. Ortaokuldan sonra eğitimi bırakan özel gereksinimli çocuklar hiçte azımsanacak sayıda değildir. Bu aşamada sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan aileler özel öğretmen ya da günümüzde özel eğtim mezunu özel eğitimcilerin anlam veremediği yaşam koçlarıyla çocuklarının eğitimini devam ettirirken; sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin maalesef çocuklarını evde oturtmaktan başka yapacakları bir şey yoktur. Çocuklarına özel özel eğitim aldıran ailelerin bir dezavantajı da özel eğitim mezunu olmayan kişilerdir. Eğitimde her branş elbette önemlidir ama özel eğitim adı üstünde özel yetiştirilmiş eğitimciyle olur. Kim kalp ameliyatını ortopedistin yapmasını ister? Özel eğitimci olmayan birinin kaç saat kurs aldığının ya da kaç tane sertifikasının olduğunun önemi  yoktur.  Bunu her anne babanın dikkate alması gerekir.

Özel gereksinimli çocuğa sahip her anne baba çocuğu için normal çocuğa sahip anne babadan kat ve kat daha endişelidir. Sadece özel gereksinimli çocuğu olan anne ve baba çocukları yetişkin dahi olsa ben ölürsem ne olur diye kaygılanır. Yani bizim aklımıza gelmeyen sayısız kaygıyı, üzüntüyü yaşayan ailelere bir de eğitimde sekte vurmak doğru değildir. Her çocuk özeldir ve her çocuğun okuma hakkı vardır. Bugün görünmeyen yeteneklerini ortaya çıkaran, bir çocuğun yüreğine dokunabilen eğitimciler olmak;  çocuğunun sınıfındaki arkadaşına psikolojisini bozuyor demek yerine, empati kurmasını sağlayarak, farklı hayatların olduğunu anlatarak çocuğunun kişisel gelişimini destekleyen aileler olmak zor değil. Bir çocuğu kaybetmek daha kolay ama çok iç acıtıcı.

Bu hafta Salı günü okuduğum bir haberle bu yazıyı yazmak istedim. İlkokulda iken, engelli olması nedeniyle aynı okulda çocuğu olan velilerin “çocuğumuzun psikolojisini bozuyor” diyerek okuldan attırmak istedikleri 13 yaşındaki bedensel engelli yüzücü Koral Berkin Kutlu Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüzme branşında Avrupa ikincisi olarak gümüş madalya kazanmış. Senin gülen gözlerinden  öperim çocuk.

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...