Ülkemizde hemen her seçimde iktidar partisi lehine oy hırsızlıkları yapılmıştır.

Burjuva-Bezirgân partilerin seçim hileleri yetmemiş, iktidarda kalabilmek için seçim yasaları değiştirilmiştir.

Bugüne kadar genelde kitabına uydurulmaya çalışılmış, hatta seçim yasalarındaki değişikliklerin bazen yapanı vurduğu dönemler de olmuştur.

Bugünlerde ise şeytanın bile aklına gelmeyen düzenlemelerle AKP-MHP ittifakına iktidar olanakları sunulmakta.

Geçmişte birbirlerine sarf ettikleri ağza alınmayacak sözler arşiv kayıtlarında dururken, bunlar hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine methiyeler düzmekte.

Hatta kendilerine geçmiş sözleri hatırlatılınca da anında saldırıya geçmekteler.

Oysa zamanında sözün sahibine en küçük bir tepki gösterememişlerdi.

İktidar nimetlerinden yararlanıp, başta kendileri ve aileleri olmak üzeri tüm kadrolarını zengin etme uğruna “geçmişe sünger çektiler”.

Bu nedenle gözlerini karartmış durumdalar. Biçimsel anlamda dahi olsa Burjuva Demokrasisinin kurallarına uyma ihtiyacı duymuyorlar.

Kimseyle görüşmeden, tartışmadan hazırladıkları yirmialtı maddelik tasarıyı yirmi saat içinde bir gece yarısında, milletvekillerin horlama sesleri arasında meclisten geçiriverdiler.

Artık bundan sonraki seçimlerde; sandıktan çıkan mühürsüz oylar geçerli sayılacak. Birden fazla oy pusulası aynı zarfa konacak. Örneğin; cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin aynı anda yapılması halinde her iki pusula ya da yerel seçimlerde İl ve İlçe Belediye Başkanları, meclis üyelikleri pusulaları da aynı zarf ve sandığa konulacak. Sandık kurulu başkanları AKP’li memurlar tarafından seçilecek. Yüzde on barajı ittifaka dahil partiler açısından uygulanmayacak. Aynı binada oturan seçmenler farklı sandıklara kaydedilebilecek.

Böylece; 17 Nisan Referandumu’nda YSK eliyle hırsızladıkları oyları, şimdi kitabına uydurarak daha rahat çalacaklar. Seçim hilelerini daha kolay yapacaklar.

Görüldüğü gibi, bunların seçimlerin eşit-adil-güvenilir olması gibi bir gündemleri yok.

Gerçekten bu nitelikteki bir seçimde her iki partinin de tarihin çöplüğüne yuvarlanması kaçınılmaz. Onlar da bunu bildiklerinden her türlü hileyi mübah görüyorlar.

Esasen buna ittifak denmesi de yanlıştır.

Yani AKP; mahkûm olduğu iktidarı kaybetmemek, MHP’de onaltı yaldır mahrum kaldığı iktidara kavuşmak için her türlü kirli oyunun içindeler.

Dolayısıyla AKP-MHP arasındaki ilişki tamamen bir vurgun-talan ortaklığıdır.

Meclisteki diğer Amerikancı partiler de figüranlık yapmaktalar.

Öyle ki, günler öncesinden iki parti arasında hazırlanmış olan bu tasarıda hiçbir değişiklik yapma olasılığı bulunmamasına, dolayısıyla meclisin hiçbir işlevini kalmamasına karşın, en küçük bir protestoda bile bulunmadan, beşer dakikalık sözler alarak alicengiz oyununa ortak olmaktalar.

Yani garp cephesinde değişen bir şey yok...

Tam da burada Hikmet Kıvılcımlı’nın 1965 seçimleri vesilesiyle kaleme aldığı ve Samsun’daki Çaltı Dergisi’nde yayımlanan “Neden Böyle Coşarlar?” yazısını okumalıyız.

Kıvılcımlı, her zamanki gibi, yarım yüzyıl önceden bugünü nasıl anlatıyor, görelim...

“Seçim kampanyası açıldı. Türkiye’de hiçbir “İŞ” seçim kadar heyecan ve ter döktürmüyor. Çünkü seçim, yalnızca bir “SEÇİM” değil, aynı zamanda en büyük “İŞ”tir. Amerikalı “İş adamı”nın güttüğü anlamda bir “İŞ”, işverenin “İş Bankası”, İşçinin son yıllar Devlet zoruyla haraca bağlanışı demek olan sendikacı “Türk-İş” gibi bol kazanç getirici bir ticaret ve hava oyunudur. Amerika’nın petrolcü akıl hocasının direktifi ile ülkemize “Çift Parti” olsun diye sokulan demokrasi, Amerika’da olduğu kadar Türkiye’de de vaktiyle Şark usulü “İbadet mahfi, rezalet mahfi” diyerek gizli kapaklı yapılan işlerin, perde yırtılarak yapılması oldu. Demokrasinin ruhu sayılan seçim şimdi açık seçik bir İŞ’tir: Ne ziraat İş’i, ne ticaret İş’i, ne sanayi İş’i, ne batakçı toprak ağalığı İş’i, ne lotaryacı bankacılık İş’i; seçim işi, seçim ticareti, seçim sanayii, seçim ağalığı, seçim bankerliği kadar kolay ve hiç masrafsız en muazzam kâr sağlayıcı değil. Kalıpları memleketi kaplamış, içleri Zeppelin balonundan daha sakin: gelenekçi görenekçi, gösterişli, afur tafurlu iri iri bezirgân partilerinin sağ olsunlar, AP’lilerin, CHP’lilerin, YTP’lilerin, MP’lilerin, (Milli Birlikçi 14’ler olmasa CKMP’lilerin) o şaşırtıcı derecede hırslı, çatlatıcı heyecanları, coşkunlukları, kıyasıya kapışmaları, hep seçim İş’inin muazzam gelirli bir Girişkinlik ve Özel kazanç oluşundan ileri geliyor.

“Türkiye, küçük züğürt bir ülke. Hangi İş’e başvurursan vur: en çok yüz bin kazanırsın, belki. Suyun başını kesmiş yabancı sermayeyle ortaklığa girsen: bir milyon kesersin. Tekelci büyük bankanın dizginlerini ele geçirsen: yüz milyonlarla ancak oynarsın. Devlet bu İş’lerle kıyaslanabilir mi? Seçimle devlet kuşu başına kondu mu: Bütçe en azından onlarca MİLYAR: En ufak Devlet Bankası, en büyük Özel Bankadan on kat aşırı sermayeli, dev Parababası. Alabildiğin kadar kredi al. Seçimde vereceğin nedir? Kasabadaki yıkılası evin, birkaç aylık kirasıyla, iki üç işsiz güçsüze köy köy dolaşmaları için beş on günlük çep harçlığı. Kazandın mı: Bütün Devletçiliğimiz emrinde. Devlet Sanayii, Bankalarından aşağı kalmaz. Batılının çürüğe çıkardığı tapon makinaların komisyonla yeni fiyatına Türkiye’ye sokuşturulması da olsa, yurt içinden en verimli büyük sanayi Devletindir. Alıcı 30 Milyon uyruklu müşterinin insafına kalmış. Tepeden inme fiyat satırınla hepsini kıyma edebilirsin ve de bütün özel kişi fabrikalarının bire beş yüz vurgunlarına öncülük edersin. Kimden korkacaksın? Seçimle geldin gık diyenin alnını karışlarsın.

“Geç Büyük Millet Meclisinin başına. Bırak şu, hanedan gelirinin yirmi otuz katı olan mebus maaşını bir yana. Herkesin iki yüz elli lirayla cehenneme memur yazılmak için dilekçe donattığı ülkede, beş altı bin lira Milletvekili aylığı da para mı? Milyarlık Devletçiliğimiz avucunun içinde. Hemen bir şirket kur. Sermaye mi gerek? Gözünü aç yeter. Değme sermayeli şirket açıldı demektir. Açamazsan açılmış şirketten çok ne var bizde? Yalnız İstanbul Ticaret Odası’nda on binlerce Özel Teşebbüs İş’sizlikten ağızlarını havaya açmışlar. “Allah Allah” deyip senin gibi bir Devletlûyu bekliyorlar. Yağlı iş Devlet babada. Çık sayın bayın huzuruna Morrison Firmasının sözcüsü gibi konuş: “Özel sermayesiz millet, Allahsız millettir!” de. Paşanın sağladığı “Huzur” kendiliğinden ayağına gelir. Daha koç yiğitsen “Batıcı” değil misin? Uzat kimse görmeden elini, uluslararası milyarlık şirketlere, kendini o saat Paris’te, Kolonya’da, Londra’da, New York’ta sözü geçen “Vatansever lider” bulursun.

“O zaman, gir ihalenin en domuzuna. Korkma senden ucuz teklif yapıp rekabet edeceklerden. Sayın ihale kanununun ÖZEL maddesi gereğince: ihaleyi yapan Devletlûlar: ihaleyi dilediğine diledikleri fiyatla yapıp yapmamakta SERBEST’tirler. Yerin dibinde on saat çalışan işçinin, eskici esnafın kazandığı her yüz kuruşta yirmi otuz kuruşunu vasıtasız vergi, elli altmış kuruşunu vasıtalı vergi almak için kılı kırka yaran Devletçiliğimiz, her yıl Devlet bütçesinin onlarca milyar lirasını ihalecilere kaptırırken: “Bırak yapsın, Bırak geçsin!” der, yani liberaldir, serbest, hürdür. Tarım bakanından tomruğu al, İmar bakanına sat; Sanayi bakanından demiri al, Savunma bakanına sat: alırken de satarken de yüzde yüz kâr edemezsen; Büyük Millet Meclisinde kıyameti kopar. Haddine mi düşmüş memurun senden rüşvet alması: Azli, tayini Bakanın elinde. Bakan de senin ağzına bakıyor. Sen milletçe seçilmişsin. Bakan seçilmese de olur. Bütün siyasi liderler de Onu söylüyorlar: Sen “MİLLİ İRADEYİ TEMSİL” ediyorsun. Onun için ben hak veriyorum. Bezirgân Partiler, Seçim için ne kadar coşsalar azdır.”

(Çaltı, 4 Ekim 1965 Sayı: 129)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.