Ortadoğu’nun Kanlı Satrancı:

Abone Ol

Ortadoğu’nun Kanlı Satrancı:

Tahran’ın Çifte Namlulu Stratejisi

Editörün Notu:

Sevgili okurlar, bugün biraz farklı bir pencere açalım istedim. Ortadoğu’daki toz dumanın arasından bakınca, sadece füzeleri ya da askeri manevraları değil, aslında görünmeyen bir satranç tahtasını fark ediyoruz. Tahran’ın hamleleri neden bu kadar değişken? Neden bazı başkentler petrol rafinerileriyle sınanırken, bazıları sivil alanların tehdidiyle sarsılıyor? Bugün bu "ikili stratejinin" perde arkasını, biraz çıplak gerçekliğiyle, biraz da stratejik analiziyle masaya yatırıyoruz. Keyifli ama düşündürücü bir okuma diliyorum.

Ortadoğu’nun Kanlı Satrancı:

Tahran’ın Çifte Namlulu Stratejisi

Bölge yine barut kokuyor, yine gökyüzünde füzelerin çizdiği ölümcül kavisleri izliyoruz. Ancak bu seferki tablo, alışılmışın dışında bir asimetri barındırıyor. Tahran’ın strateji odalarından çıkan emirler, hedef tahtasına göre iki farklı karakter sergiliyor: Bir yanda petrol kuyuları ve askeri hangarlar, diğer yanda ise şehrin kalbindeki sivil yerleşimler.
Peki, İran neden "Arap komşularının" ekonomisini, "ezeli düşmanı" İsrail’in ise doğrudan sivillerini hedef alıyor?

Petrol: Washington’a Giden En Kısa Yol
Körfez’deki Arap ülkeleri, İran için uzun süredir ABD’nin "ileri karakolları" hükmünde. Ancak Tahran, bu ülkelerle topyekûn bir savaştan ziyade, onların en zayıf noktasını, yani "refah illüzyonunu" sarsmayı tercih ediyor. Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine veya BAE’nin stratejik limanlarına yönelen İHA’lar, aslında Riyad’a değil, doğrudan Washington’a birer mektup.
Mesaj net: *"Eğer benim nefesimi keserseniz, dünyanın enerji vanasını kapatırım."* Bu saldırılar askeri bir zaferden ziyade ekonomik bir şantaj aracı. İran, Arap dünyasının petrol ve askeri altyapısını hedef alarak müttefikler arasında bir çatlak yaratmaya çalışıyor.


İsrail: Sivilleri Hedef Alan "Beka" Kaygısı
Madalyonun diğer yüzünde ise İsrail var. Burada strateji, ekonomik maliyetten çıkıp doğrudan "varoluşsal bir korkuya" evriliyor. İran, İsrail’e yönelik hamlelerinde, özellikle sivil alanları vurmayı bir öncelik haline getiriyor. Bu durum sadece bir "yanlışlık" değil, bilinçli bir seçim.
İsrail’in askeri hedeflerine yönelik saldırılar, yüksek teknoloji ürünü hava savunma sistemleri tarafından genellikle engelleniyor. Ancak sivillerin olduğu yerleşim alanlarına yönelen bir saldırı, İsrail’in en büyük vaadi olan "Güvenli Liman" imajını yerle bir ediyor. İran burada, İsrail toplumunda bir "normalleşme" imkanını yok etmeyi, halkı sığınaklara hapsederek gündelik yaşamı felç etmeyi ve devlete olan güveni sivil kayıplar üzerinden sarsmayı hedefliyor. Bir başka deyişle; askeri bir kışlayı vurmak Tahran için sınırlı bir etki yaratırken, sivil alanları hedef almak İsrail toplumunun ruhsal dengesini bozmak için daha "kestirme" bir yol olarak görülüyor.

Sonuç: Kaosun Matematiği
Tahran, bölgedeki satranç tahtasını ikiye bölmüş durumda. Bir tarafta **petrol ve dolar** üzerinden yürütülen bir diplomasi-savaş hibriti, diğer tarafta ise **korku ve sivil kayıplar** üzerine kurulu bir beka mücadelesi.
Arap ülkelerine "Ekmek tekneniz tehlikede" diyen İran, İsrail’e "Yatağınızda bile güvende değilsiniz" mesajını gönderiyor. Bu iki ayrı strateji, aslında tek bir gerçeği haykırıyor: Ortadoğu’da savaşlar artık sadece ordular arasında değil; ekonomiler ve en nihayetinde sivillerin can güvenliği üzerinden yürütülüyor.
Ve bu tehlikeli oyunun kazananı kim olur bilinmez ama kaybedeni, her zaman olduğu gibi, füzelerin gölgesinde hayata tutunmaya çalışan sıradan insanlar oluyor.

Sevgili Takipçilerim Pek kıymetli okuyucular bir sonraki yazıda görüşünceye kadar Sağlıcakla kalın

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }