Okul cinayetleri ve siyasal sorumluluk

Geçen hafta önce Şanlıurfa ve hemen ardından Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları toplumu tam anlamıyla sarstı.

Abone Ol

Özellikle Kahramanmaraş’taki saldırıyı gerçekleştiren 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin ruhsal durumu ve geçmişteki şiddet eğilimleri üzerinden çocukların ve gençlerin yetiştirilmesinde ailelerin ve okulların sorumlulukları gündeme geldi.

Bu vaka elbette enine boyuna tartışılmalı, gelinen vahim durumun röntgeni tam olarak çekilmeli, tüm paydaşlar bu feci deneyimden gerekli dersleri çıkarmalı ve ileride benzer olumsuzlukların önünü olabildiğince almak için ne yapılması gerekiyorsa yapılmalıdır. Öncelikle konuyla ilgili uzman görüşlerine, ardından vakanın (kurnazca perdelenmek istenen) siyasi sorumluluk kısmına değineceğim.

Doğadaki bileşik kaplar kanunun toplumsal yaşamımız için de geçerli olduğunu bilenler, ülkedeki uzun dönemli olumsuz gidişatın genç kuşakların ruh hallerine de yansıyacağını öngörürler. Ülkede tüm alanlarda her şey kötüden daha kötüye giderken ve yakın gelecekten umutlanmamızı gerektirecek olumlu veriler ufukta görünmezken, çocuklarımızın ve gençlerimizin bu kasvetli süreçten paylarını almadan yollarına devam edebilmeleri elbette mümkün değildi.

“Bir Bebekten Katil Yaratan Karanlık”

2007’de katledilen gazeteci Hırant Dink’in cenazesinde konuşan eşi Rakel Dink’in “Kardeşlerim, bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz!” demişti. Son saldırı bu cümleyi tekrar hatırlattı! Davranış tek bir nedenden değil, bir sistemin içinden doğuyor. Uzmanların değerlendirmelerine göre bir çocuğu saldırganlığa sürükleyen etmenler, birbirlerini besleyen aile, okul, sosyal çevre, dijital dünya, toplumsal iklim ve yasalardan oluşan farklı katmanlarla doğrudan alakalı. Saldırganlıklar dahil çocuğun normal dışı davranışları, işte bu kompleks yapının oluşturduğu sorunların çocukta görülen semptomlardır.

Grup terapisti ve St. John’s University Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Özge Kantaş bu katliam ile ilgili T24 haber sitesine verdiği röportajında saldırının nedeni olarak gösterilen 13 miti (genel kabul gören inanç) ele alıp değerlendiriyor. Özetleyerek aktarıyorum;

MİT 1: Bu olayların tek sorumlusu ailedir.

GERÇEK: Aile önemli bir etkendir ama tek başına sorumlu değildir; davranış, birey ve çevrenin birlikte ürettiği bir sonuçtur. Davranış, sadece kişinin iç dünyasıyla değil, içinde bulunduğu “yaşam alanı”nın tamamıyla şekillenir. Aile bu alanın güçlü bir parçasıdır ama tek parçası değildir.

MİT 2: Bütün sorun şiddet içerikli bilgisayar oyunlarıdır

GERÇEK: Şiddet oyunlardan değil, koşullardan doğar; oyunlar tek başına neden değil, en fazla tetikleyici olabilir. Mesele oyunun kendisi değil; çocuğun içinde bulunduğu duygusal ve sosyal zemindir. Eğer bir çocuk ailede ya da okulda görülmüyor, anlaşılmıyor ve saygı görmüyorsa, içinde biriken öfkesini bu tür içeriklerle dışa vurabilir. Saygı duyulmayan bir çocuk, kendisinden korku duyulmasını isteyebilir.

MİT 3: Televizyondaki şiddet içerikli diziler suçludur

GERÇEK: Bu dizilerle toplumda silah tutmanın, şiddet uygulamanın, daha güçlü, daha maskülen bir davranış olduğu pompalanıyor. Medya tek başına suç üretmez; ancak görülen davranışlar öğrenilir ve uygun zeminde etkili olabilir.

MİT 4: Aileler teknolojinin hızına yetişmek zorundadır

GERÇEK: Aile çocuğun kullandığı teknolojiyi tam bilmeyebilir. Ancak ailenin görevi çocukla bağ kurmaktır. Aile çocuğun sessizliğini, öfkesini ve yalnızlığını fark edip ona destek olmaya çalışabilir.

MİT 5: Okul saldırılarında “incel” erkekler tek belirleyicidir

GERÇEK: İncel” (istemsiz bekârlık) çoğu zaman öfke ile değersizlik duygularını besleyen bir yankı odası, bir alt kültürdür. Bu tek başına bir neden değilse de, kırılganlıklar ve aidiyet ihtiyacıyla birleştiğinde risk oluşturan bir etkendir.

MİT 6: Cezalar artırılırsa, okullardaki şiddet çözülür

GERÇEK: Cezasızlık çocuğa “yaptığım normal” mesajı verir; bu yüzden sınırlar şarttır. Ancak ceza tek başına çözüm değildir; sınırlar gerekir ama kalıcı değişim sadece korkuyla sağlanamaz.

MİT 7: Özel gereksinimli çocuklar şiddete yatkın olabilir

GERÇEK: Şiddete yatkın olmak doğuştan sabit bir özellik değildir; özel gereksinimli çocuklar suç işlemeye değil, kat kat daha fazla zorbalığa maruz kalmaya yatkındır. Mesele “tehlikeli çocuk” değil; yeterince görülmeyen, yönlendirilmemiş ve ait hissetmeyen bir çocuktur.

MİT 8: İyi aile çocukları asla şiddete veya zorbalığa karışmaz

GERÇEK: iyi-kötü ayrımı sandığımız kadar sabit değildir; roller ve ortam bu çizgiyi hızla ortadan kaldırabilir. Davranış, içinde bulunulan rol ve ortamdan güçlü biçimde etkilenir. Çocuk olumlu gruplar, üretken alanlar ve sağlıklı aidiyetler bulamazsa, kendine en karanlık rolü seçebilir

MİT 9: Okul, çocuklara her şeyi öğretebilmeli ve tüm sorunları düzeltebilmelidir

GERÇEK: Okul tek başına yeterli değildir; eğitim, aile–okul–toplum iş birliğiyle mümkündür. Çocuğun gelişimi, sadece öğretmenin değil, ailenin, toplumsal normların ve sistemin birlikte kurduğu bir yapının ürünüdür. Velinin öğretmeni değersizleştirdiği, kuralları sorguladığı bir ortamda çocuk da aynı davranışı öğrenir.

MİT 10: Çocukların silahlı ya da ölümlü oyunlar oynaması potansiyel bir suçlu olduğunu gösterir; hemen alarm verilmelidir

GERÇEK: Çocuklar korku ve kaygılarını oyunla işler, yaşadıkları dünyayı anlamlandırmak için oyunu kullanır. Her sert oyun bir tehlike işareti değildir, bazen “ölmeli-kalmalı” senaryolar kurmak bu sürecin bir parçasıdır. Asıl dikkat edilmesi gereken, oyunun sürekli karanlığa kilitlenmesi, tek bir rolün (örneğin saldırganın) tekrarlanması ve çocuğun başka hiçbir bağ kuramamasıdır.

MİT 11: Çocuğa ne yapması veya ne yapmaması gerektiğini söylemek yeterlidir

GERÇEK: Davranışı en güçlü şekilde şekillendiren şey, çocuğun içinde yer aldığı gruplar ve kurduğu aidiyetlerdir. Davranış, sadece bireysel iradeyle değil, içinde bulunulan sosyal gruplarla şekillenir. Aile, çevresi, okul çevresi ve toplumsal normlardan oluşan üç katman birlikte çalışır ve çocuğun hangi yöne evrileceğini belirleyen görünmez bir sistem oluşturur.

MİT 12: Çocuğun kişiliği, aile ve toplumun kültürü tarafından baştan yazılıdır ve değişmez

GERÇEK: Kişilik sabit değildir; kültür onu etkiler ama belirlemez. Kişilik; birey ve içinde bulunduğu bağlamla birlikte sürekli olarak şekillenir. Artık sadece içinde doğduğu mahalle değil, maruz kaldığı dijital dünya da çocuğun kimliğini şekillendiriyor. Bu durum, kültürün tek belirleyici olmadığını; anlık etkileşimlerin, rollerin ve küresel akışların da en az onun kadar etkili olduğunu gösterir.

MİT 13: Psikolojik ihtiyaçlar önemsenmese de olur; eğitim ve disiplin yeterlidir

GERÇEK: Çocukların sağlıklı gelişimi için sadece disiplin sağlamak yetmez, temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması da gerekir. Akademik başarı ya da yüksek zekâ, bir çocuğun içsel olarak “tamamlandığı” anlamına gelmez. Her çocuğun üç temel psikolojik ihtiyacı vardır: özerklik (kendi olabilme), ilişkisellik (bağ kurabilme) ve yetkinlik (bir şeyi başarma hissi). Bu ihtiyaçlar sağlıklı biçimde karşılanmadığında çocuk en iyi “becerebildiği” şey neyse ona yönelir, bu şiddet bile olsa.

“Acının Siyaseti Olmaz” Klişesi Yine Devrede

Okul saldırılarının ardından beklenildiği gibi iktidara çok yoğun tepkiler yükseldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada, (ülkedeki tüm olumsuzluklarda olduğu gibi) iktidarın sorumluluğunu görmezden geldi. “Milletçe hepimizin yüreğine kor bir ateş düşüren böyle bir saldırının siyasi polemiklere ve reyting kaygısına malzeme yapılmaması, vicdani olduğu kadar ahlaki bir görevdir. Acının siyaseti olmaz” dedi. Oysa aynı Erdoğan on yıl kadar önce “Bu ülkenin Başbakanı olarak açıkça ifade edeceğim ki; Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır,” diyordu.

Herkesin bildiği şu gerçeği iktidar sahipleri de gayet iyi biliyor ki; “acı” dediğiniz şeyler dâhil toplumda yaşanan her türlü gelişme siyasidir ve siyaset bu sorunları çözmek için vardır. Bu konuları çözebileceğine vatandaşı inandırarak seçimi kazanan siyasiler “acının siyaseti olmaz” klişesini kullanmaz, kullanamaz.

Bu ülkenin çocukları bilimsel kriterlerde ve güvenli bir şekilde eğitilsin diye kendisine teslim edilen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklaması ise “olur böyle şeyler” minvalindeydi! Bakan Tekin; “Tedbir alınan okullarımızda da oluyor bunlar, alınmayanlarda da olabilir…" dedi. Tek ve temel gayesi Milli Eğitim sisteminde “inançlı” nesiller yetiştirmek olan Bakan Tekin, kendisine yöneltilen istifa çağrılarını ciddiye bile almadı.

İşin özeti, her konuda tam yetkili ancak hiçbir konuda hesap vermez iktidarlarda ne olması gerekiyorsa onlar oluyor, başka bir şey değil.

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }