Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz.

* Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü‘ne ‘millet bahçesi tesisleri’ yapma kararı,

* Tunceli Munzur Vadisi çevresindeki derelere yapılacak 8 baraj ile vadinin yok edilmesi kararı,

* ODTÜ ormanlık alanlarının kesilmesiyle önce yol, şimdi de yurt yapılması kararı,

* Eskişehir’de 31 bin hektarlık bir alanda maden aramaları için yüz binlerce ağaç katledilmesi kararı,

* İzmir Şirince’nde mermer ocağı ve jeotermal sondajına izin kararı,

* Sivas’ta tarihi kale, endemik bir flora ve faunanın bulunduğu bölgede mermer ocağına izin kararı ve diğerleri…

Sadece konuya hassas çevre örgütleri değil, halkın neredeyse tamamı hayretle ve öfkeyle bu gelişmeleri izliyor: En son geçen Pazar Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce kişi, Çanakkale Kirazlı bölgesinde Kaz Dağları‘nda ikiyüz bin ağacın katliamına ve devam eden altın madeni arama çalışmalarına tepki gösterdi. Sürdürülen direnişe bulunan slogan oldukça çarpıcı: “Su ve Vicdan Nöbeti”.

HER İŞLERİ AKLA VE VİCDANA AYKIRI

Bu ülkenin madenleri işletilmeyecek mi? Yer altı ve üstü kaynakları bu ülkenin değeridir; bilim, akıl ve vicdan ölçütleri içinde, tüm dünyada olduğu gibi bu kaynaklar elbette değerlendirilebilir. Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul olduğu söyleniyor uzmanlar tarafından:

  1. doğanın mutlaka korunması,
  2. kamu yararının öncelenmesi
  3. hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi, olarak sayılıyor.

Bugün ülkemizde maden işletmeciliğinde bu üç önemli koşulun tam tersi yapılıyor. Çevre tamamen gözden çıkartılıyor, kamu yararı değil tam bir peşkeş düzeni var ve yapılan işler tümüyle gizli kapaklı yürütülüyor.

Bu konulara duyarlı AKP eski milletvekili Emin Şirin verdiği bir mülakatta: “Maden çıkartılacak arazi ve işletme yetkisi açık ihale yöntemiyle işletmeci firmaya verilmesi gerekir. Ancak Türkiye’de kaç tane altın ve değerli maden arama ruhsatı var, bu ihaleler nasıl ve kimlere verildi, buralarda kimin ne kadar payı var? Ayrıca bu maden işletmelerinde rödovans denilen kamunun payı ne kadardır? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından bu bilgiler ve rakamlar sır gibi gizleniyor, kamuoyuna açıklanmıyor” diyor.

BU İŞTEN KİM NE KAZANACAK

Kazdağlarında 15 yıllık işletme süresi dolup doğa geri döndürülemez şekilde katledildikten, çevredeki yer altı suları ve sulama barajları siyanürle dolduktan sonra kim ne kazanmış olacak, buna biraz bakalım.

Buradaki rezerv 3 milyon ons altın olarak öngörülüyormuş ve bu da 4 milyar dolar ediyormuş. Sadece 100 milyon dolarlık yatırım yaptıkları söylenen Kanadalı Alamos Gold firmasının kasasına toplamda 4 milyar doların yüzde 96’sı girerken, devletimizin kasasına bunun sadece yüzde 4’ü, yani 160 milyon dolar gidecek.

Kanadalı şirketin CEO’su Mc Cluskey’in 2018’de Bloomberg’e verdiği bir röportajda sarfettiği; “Türkler taş taşımakta çok iyiler” ifadelerini millet olarak biraz incinerek izledik ya bugünlerde; pek becerikli olduğumuz o taş taşıma işlerinde çalışacak bir avuç garibanın evine biraz ekmek giderken, yandaş-paydaş yerli ve milli Doğu Biga Madencilik şirketi de 15 yıllık bir hafriyat işi kapmış olacak. Bu şirketin Saray tarafından pek sevildiği ve kollandığı da ifade ediliyor, şöyle ki:

CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, Kanadalı Alamos Gold şirketin Türk ortağı Doğu Biga Madencilik’e 865 milyon liralık (yaklaşık 160 milyon dolar) yatırım teşviki verildiğini açıkladı ve bunun perde arkasında Cumhurbaşkanlığı’nın olduğunu öne sürdü: “Kanadalı firmanın yerli ortağına, 2. teşvik uygulama bölgesi olan Çanakkale’de bulunmasına rağmen, sadece Cumhurbaşkanı’nda bulunan yetki kullanılarak 5. bölgeye tanınan süper teşvik verildi. Ayrıca bununla kalınmayıp, Kanadalılara yerli işbirlikçileri eliyle 7 yıl süreyle Sigorta Primi İşveren Hissesi desteği, yüzde 80 vergi indirimi, yüzde 40 yatırım katkısı, Gümrük Vergisi muafiyeti, faiz desteği ve KDV istisnası sağlandı” dedi. Böylesi büyük paraların döndüğü bir işin arkasında Saray’ın olmaması zaten düşünülemezdi.

KENT VE DOĞA RANTINDA NEDEN ISRARLILAR?

Daha önceki yazılarımda da değerlendirdiğim gibi, iktidar uzun zamandır tüm eylem ve işlemlerini günü ve yakın geleceği kurtarmak üzerine kurguluyor. Yanlış kararlar sebebi ile ekonomi zorda ve çarkları çevirmek iyice zorlaştı.

Bu günü kurtarmak için geleceğe borçlanılıyordu, “Yap İşet Devret”ler ve “Kamu Özel İşbirlikleri” ile hiç verimli ve rasyonel olmayan köprüler, otoyollar, şehir hastaneleri, havalimanları yapıldı. YİD ve KOİ’lerde artık sona gelindi, yenisi başlatılamıyor, başlanılmış olanların bitmesi bile zor görünüyor. Bu müteahhitlere verilen müşteri garantileri sebebiyle onlarca yıl bütçeden devasa ödemeler yapılacak.

Yüz yıllık Cumhuriyet’in tüm birikimlerini sattılar, kalan birkaç karlı kuruluşu da “Varlık Fonu” altında topladılar. Bu fonu teminat gösterip yurt dışından borçlandılar, hatta Ankara Gençlik Parkı işletmesinin 5-10 yıllık kira gelirinin nakde çevrilmesine bile muhtaç oldular, ama bunlar da yeterli olmadı. Gelecek kuşakların dahi borçlandırıldığı ve üretemeyen ekonomik sistemin tıkandığı noktada gözler artık kent ve doğa rantına dikildi.

Toplumun sindirilmesinden, suskunluğundan ve tepkisizliğinden güç alan iktidar, ne yaparsa yapsın hesap vermeyeceği varsayımı ile şimdilerde kent ve doğa rantının yağmasına girişti.

Yazımın başlığındaki “neden bu kadar vicdansızlar?” sorusunun yanıtını, (yanılmayı göze alarak) insan doğasında bulmaya çalışabiliriz belki. İnsanın fiziksel yaşama tutunma arzusu en güçlü dürtüdür ve vicdanlı bir insan olabilmeniz için öncelikle hayatta kalmayı başarmanız gerekir.

Bizi yönetenler kenti ve doğayı korumak ile bunlardan elde edilecek rant arasında bir ikilemde kaldıklarında, rant tercihi öne geçmektedir. İktidarın devamı onlar için “hayat meselesi” çünkü. Ekonominin bir şekilde dönmesi gerekiyor, bunun için de kaynağa ihtiyaç var, doğa ve kent rantı da bir kaynak.

Gelecek kuşaklara korunmuş doğal ve sağlıklı bir çevre bırakmanın harika bir şey olacağını onlar da bilmiyor değil tabi ki; ancak günü ve yakın geleceği kurtarma endişesi, tüm hukuki, insani ve vicdani değerlerin önüne geçiyor.

Devlet yönetenlerin önceliği ne olmalı?

Bir devleti yönetenlerin sosyal, ekonomik ve kültürel öncelik anlayışları, o devleti “vezir de eder, rezil de” eder. Toplum yönetimi, bir aile yönetme sorumluluğuyla eşdeğerdir. Bir...

ÖSO’yu alana selefiler bedava!

Türkiye, başlattığı Suriye operasyonuyla birlikte yeni bir 'cihat' problemiyle karşı karşıya. Sadece Batı ve ABD değil, ÖSO'cular da kardeşleri Nusra ve IŞİD'cilerle birlikte; Türkiye'nin...

En büyük düşman ABD…

78 Kuşağı mensubu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ,çok şükür 45 yılı aşkın bir zamandır ABD'nin çirkin yüzünü görüp,emperyalizmin bir numaralı temsilcisi olduğunu farketmiş olduğumuzdan...

Koşa koşa bataklığa!

İktidarın yanlış politikalarıyla Suriye'de yıllardır debelenen Türkiye, şimdi emperyalistlerin kışkırtmalarıyla yeni ve devasa bir bataklığa doğru sürükleniyor. Erdoğan'ın BM'de başlattığı süreç, tam olarak "olabileceklerin...

Düşünme yetisini kaybetmiş bir toplum

Öğrenim hayatımızda gördüğümüz derslerde aklımıza kalan nedir diye sorsak herhalde hemen herkesin üzerinde mutabık olacağı hususlardan biri de “insan düşünen hayvandır” cümlesidir. Bu sözle...