Malum gündemin en geçerli tartışma konusu " Andımız".

Bir kesimin okunmasına, bir kesimin de yasaklanmasına şiddetle karşı çıktığı "Andımız" acaba çocuklarımıza gerçekten ırkçılık mı aşılamaktadır?

Öncelikle şunu belirtelim ki "mensubiyet"tüm insanlar için önemlidir. "Türk" olmak da bir mensubiyet göstergesidir.

Cumhurbaşkanı ben "Türk"üm; ama "Türkçü" değilim derken neyi kastetmektedir?

Sayın Cumhurbaşkanı, Türkçü değilse necidir? Arapçı mı, Almancı mı, Amerikancı mı?

Benim bildiğim bir Rus önce "kaderde, tasada, kıvançta" Rus'tur. Dünyanın neresine giderse gitsin kendi ülkesinin ve insanının çıkarlarını düşünür.

Kuşkusuz " Türk" üm diyen herkes için geçerlidir. Üstelik bunun ırkçılıkla da kafatasçılıkla da hiçbir ilgisi yoktur.

Bu bakımdan andımız Türk milliyetçiliğinin çocuklarımıza kavratılmak istenen ruhudur.

Bu milletin yüzyıllar boyunca "Türk"üm demesinden korkulmuştur. Kimliğini sorduklarında ondan "Elhamdülillah Müslümanım " demesi istenmiştir.

Karşı devrimcilerin andımızdan rahatsız olmasının altında yatan
bu mudur, diye soralım ve Atatürk Devriminin çimentolarından Milliyetçilik ilkesini tarihsel süreciyle açıklayalım:

CHP’nin 1930 programında: “ Bir millet, birbirlerine dil, kültür ve ideal birliğiyle bağlı vatandaşlardan oluşan sosyal ve siyasal bir oluşumdur.” diye yazar

Bu kısa cümlede de dile getirildiği gibi millet için üç temel kavram belirlenmiştir: Dil, kültür ve ülkü.

Geliniz bir de bu ülkede yaşayan kimi etnik grupları adeta yok sayarak ya da kendisini Türk addetmeyerek devletin birliğine dinamit koyarak siyaset yapanlara Atatürk’ün sözünü anımsatalım:

“ Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz; aralarında “ Kürtçülük”, “Çerkezlik”, ve hatta “lazlık” gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayarız.”

Sanırım anlaşılması gereken, milliyetçiliğin, ayrımcı değil, farklılıkları toparlayıcı bir ilke olarak benimsenmiş olduğudur. Çünkü bu yaklaşımlarda din ve etnisite ayrımı yoktur ve oldukça liberal bir tanımdır.

Türk milliyetçiliği kavramını, alanları farklı olsa da Bilge Kağan’a ve Kaşkarlı Mahmut’a dayandırmak hiç de yanlış değildir. Yine Karamanoğlu Mehmet Bey de gerçek bir milliyetçidir. Çünkü onlar dilin, millet varlığındaki önemine dikkati çekmişlerdir.

19. yy’ın son çeyreğine dek “Türk” sözcüğünün bile “ Etrak-ı bi idrak” olarak algılandığı bir toplumda Türk milliyetçiliğinin doğması ve gelişmesi pek kolay olmamıştır

Namık Kemal’e göre “ aynı vatanda, ortak çıkarlar içinde ve eşit haklarda yaşamak” yeterliydi.
Türkçülük akımının doğuşunda Avrupalı Türkologların çok önemli payı vardır:

1850’lerde Macar şarkiyatçısı Vambery ( Reşit) derviş kılığında İstanbul’dan Çin’ e kadar “ Türkçe konuşarak” seyahat etmiş: Türkleri, Türklüğün önemini uzak Asya’ya gittikten sonra daha iyi anladım. “ demişti.

1893 Orhun yazıtlarının okunması Türk aydınlarının yönünü de kendilerine çevirmelerini sağladı.

Atatürk milliyetçiliği ( ulusçuluk)Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını korumayı ve aynı zamanda Türk toplumunu çağdaşlaştırmayı amaçlamıştır. Bu ulusculuk, diğer devletlerin bağımsızlığına saygı gösteren ulusçuluktur. Yayılmacılığa karşıdır. Ancak ulusal kurtuluş hareketlerini destekler.

Milliyetçilik kavramı, 1924 Anayasasının 88. Maddesinde şöyle geçmektedir:

“ Türk ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denir.”

Bu konuda yönümüzü bir daha Atatürk’e döndürelim:

“Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz.”

“ Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.”

“ Ne mutlu Türküm diyene! (olana, doğana değil...)

“ Milli siyaset dediğimiz zaman amaçladığım anlam ve öz şudur: Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanmak suretiyle varlığımızı koruyarak milletin ve ülkenin gerçek kalkınışına ve mutluluğuna çalışmak; genel ulusu, sonu gelmez emeller peşinde yorarak zarara sokmamak; uygarca ve insanca işlem, karşılıklı dostluk beklemek.”

“ Efendiler! Bu milleti bugün idam sehpası karşısında bulunduran eylem ve hareketlerin kaynağı hayaldir, hislerdir. Bizim milletimiz ve onu temsil eden hükümetimiz, elbette dünyadaki bütün dindaşlarımızın mutlu yaşamalarını isteriz. Dindaşlarımızın çeşitli çevrelerde oluşturdukları toplumların bağımsız yaşamalarını isteriz. Bundan yüksek mutluluk duyarız... (...) Fakat efendiler! Bu toplumun, büyük bir yapısal imparatorluk halinde, bir noktadan yönetilmesini düşünüyorsak bu bir hayaldir... İlme fenne, mantığa aykırı bir şeydir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.