Mehmet Alkan yazdı | Yargı Reformu-3: İfade özgürlüğü kimler için?

Yargı reformu belgesinde “son on altı yıllık süreçte Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğünün geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atılmış ve başta Anayasa olmak üzere mevzuatta köklü değişiklikler yapılmıştır. Belgede ifade özgürlüğünün güçlendirilmesine ilişkin irade ve bu iradeyi hayata geçirmeye yönelik yeni yaklaşımlar ortaya konulmuştur” denilmektedir.

Baştan belirtelim ki, tecrübe ve uygulamalar göstermiştir ki, Akp bir şey diyorsa bilin ki tam tersini yapmıştır veya yapmak istemektedir. İfade özgürlüğü bakımından kast edilen serbestlik de iktidara övgü ve muhaliflere yergi olsa gerektir. Bugün muhalif olarak ağzını açan herkes ertesi gün kendisini savcı karşısında bulmaktadır.

Avrupa medeniyetinin ve aydınlanma çağının temeli olan düşünce özgürlüğünün yansıması ve uygulaması olan ifade özgürlüğü ülkemizde her zaman sorunlu konulardan olmuştur. Çünkü bu toprakların geleneğinde düşünceye ve düşünene düşmanlık vardır. Kimse düşüneni ve konuşanı sevmez, hangi taraftan olursa olsun herkes ve her kesim, gizli veya açıktan, düşünme ve konuşma değil biat ve itaat ister. Elbette istisnaları olmakla birlikte farklı düşünceye saygı bir yana tahammül ve yaşam hakkı tanınmaz.

Düşünceyi suç sayan eski ceza kanununun meşhur 141, 142 ve 163.maddeleri 1991 yılında kaldırılmıştır. Ancak bu da yetmemiş yeni ceza kanununa “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” düzenlemeleri eklenmiştir. Buradaki ilk yazımızda belirtiğimiz gibi sorunumuz yasal düzenleme eksikliği değil doğru uygulama eksikliğidir. Uygulama eksikliğinin üç sebebi vardır. Bunlardan ikisi hâkimlerle ilgili olup bir sonraki yazımızda değineceğiz. Diğer ve asıl sebep ise ülkedeki egemen gücün bu konudaki tutumudur.

Egemen güç en küçük bir eleştiriyi dahi kabul etmemekte, Anayasaya göre sorumsuzluk kapsamındaki TBMM kürsüsünden söylenen sözlere dahi dava açmakta, basın savcıları diğer işleri bırakıp basın yoluyla işlenen suçlardan sadece partili cumhurbaşkanına ilişkin soruşturmalara bakmakta, emniyetin güvenlik şubeleri sadece partili cumhurbaşkanına yönelik onbinlerce soruşturma dosyasının içinden çıkmaya çalışmakta, hoşa gitmeyen sosyal medya paylaşımları nedeniyle vatandaşlar, gazeteciler, sanatçılar hakkında derhal soruşturma başlatılmaktadır.

Kanuna göre tüzel kişilere hakaret mümkün değilken yakın zamandaki bir kararla Akp’ye hakaret suç kabul edilerek yeni bir yol açılmıştır. İfade özgürlüğünün bir şekli olan toplantı ve gösterilere karşı derhal sert karşılılar verilmekte, iki kişinin bir araya gelmesine dahi müsaade edilmemektedir. Düşünün ki Ankara Yüksel Caddesindeki “insan hakları anıtı” bariyerlerle çevrilerek bir yıldan fazla süre “gözaltında” tutulmuş ve bu maksatla kurulan seyyar karakol hala kaldırılmamıştır.

Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için çalışan basın emekçisi gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle “terörist” olarak yaftalanmakta, tutuklanmakta ve mahkûm edilmekte, muhalif daha doğrusu objektif gazetecilik kriminalize edilerek ifade özgürlüğü baltalanmaktadır.

Netice olarak; söze gelince “farklılığımız zenginliğimizdir” sloganını kullananların güdümündeki mevcut siyasi ortam ifade özgürlüğünün en büyük düşmanıdır.

Bundan dört yıl önce Şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenaze töreninde düşünce açıklamasından öte bir şey yapmayan bu satırların yazarı da bunun en büyük örneklerinden biridir. Gelinen noktada ben de “terörist” ilan edildim ve bunun tek nedeni hoşa gitmeyen ve “kral çıplak” diyen o günkü düşünce açıklamamdan başka bir şey değildir. Ogün bana Alevi (kurban olun siz Alevilere) diyerek hakaret ettiğini düşünen zavallılar bugün de Ekrem İmamoğlu’na ve Trabzonlulara Pontus diye hakaret etmeye çalışıyorlar. Oysa sorarsanız “biz yaratılanı severiz yaratandan ötürü” derler ama dedik ya siyasal İslamcılıkta önemli olan ne yaptığın değil ne dediğindir ve Akp bunu çok iyi yapmaktadır.

(Öyle diyorsun ama bak muhalif olarak yazıyorsun diyenlere peşinen cevabımdır: Birincisi yazarken bir sıkıntı olmasın diye kılı kırk yazıyoruz. İkincisi ifade yolunda her şeyi göze alıyoruz çünkü diyoruz ki bir şeylerin değişmesi için bu ülkede namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır)

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...