Mehmet Alkan yazdı | Yargı Reformu-2: Tutuklama, Allah’ın Emri mi?

30 Mayıs 2019 tarihinde açıklanan Yargı Reformu Belgesinde “Tutuklama bir cezalandırma aracı değil, istis­nai nitelikte bir koruma tedbiridir, öncelikli olan adli kontrol tedbirleridir. Tutuklamanın istisnai bir ted­bir olduğuna, zorunlu hâllerde ve ölçülü olarak uy­gulanmasına, sürenin makul ol­masına vurgu yapılarak bu tedbire başvurulmasını zorlaştıracak düzenlemeler yapılacaktır” denilmektedir.

Tutuklama furyası ve hoyratlığı bu ülkede en büyük sorunlardan biridir, muhaliflerin ve hakkını aramak isteyenlerin başında “Demokles’in Kılıcı” gibi sallanmaktadır. Kolluk kuvvetleri dahi operasyonlardaki başarısını mahkemeye sevk edilen şüphelilerin tutuklanma oranına endekslemiştir. Ne kadar çok kişi tutuklanmışsa operasyonu o kadar başarılı görmektedirler. Nitekim özellikle bugünkü malum siyasi davalarda, çoğu defa, şüphelileri getiren kolluk görevlisi veya amirleri sulh ceza hâkimleriyle tutuklama için ön görüşme yaparak dosya sunumu yapmakta ve sonrasında duruşma yapılmaktadır.

Bugün tutukluluğu zorlaştırmayı vaat eden 17 yıllık iktidarın tutukluluğu nasıl kolaylaştırdığına ilişkin düzenleme ve uygulamalara bir bakalım:

Tutuklama makinesine dönüşen sulh ceza hâkimlikleri getirildi (2014),

Tutuklamama ve tahliye kararlarına karşı savcıya itiraz hakkı tanındı (2017),

Tutuklama her derde deva olarak görüldü ve teşvik edildi; Sağlık çalışanlarına karşı şiddette tutuklama getirildi (2014), alt sınırı 4 ay olan basit yaralamada dahi tutuklama getirildi (2016),

Tutuklamanın şartlarından kaçma şüphesinin peşinen varsayıldığı CMK’nın 100.maddesindeki katalog suçları çok geniş tutulduğu gibi bunlara sürekli ekleme yapıldı; Bugün ceza kanunundaki en az 30 suç ile 10’dan fazla özel kanundaki birçok suç bu kapsamdadır,

İktidarın 2014 yılındaki iç güvenlik paketiyle “özgürlük hâkimi” diye överek getirdiği “sulh ceza hâkimlikleri” bugün özgürlüklerin en büyük kıyıcısı olmuştur. Kapalı devre bir sistem olan bu hâkimlerin neredeyse tamamının “seçme” olduğu yargıda yapılan büyük kıyımda çok az zayiat vermelerinden bellidir. Eski sistemde tutuklama kararlarına karşı çok sayıdaki asliye ceza hâkiminden nöbetçi olan karar verirken bu sistemde itiraza numara olarak sonra gelen hâkimlik karar vermektedir. Düşünün ki Ankara’da sulh ceza hâkimliği sayısı sadece 7’dir yani tüm soruşturmalardaki tutukluluk ve itirazlara bu yedi hâkim bakmaktadır. Oysa eski sistemde bu konuda görev alacak Asliye Ceza Hâkimi sayısı 50’dir ve itirazlarda sonraki numaralı mahkeme değil nöbetçi mahkeme görevlidir.

Kısacası tutuklamaların çokluğunun sebebi hâkimlerden önce iktidarın kendisidir. Bu sözde şikâyet iktidarın timsah gözyaşlarından başka bir şey değildir. Mevcut siyasi ortam ve tutum hâkim savcıları tutuklamaya itmekte olup, bu konuya yargı bağımsızlığı başlığı altında başka bir yazımızda değineceğiz. Hemen bir örnek vermek gerekirse; Genelkurmay Başkanı “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekten” tutuklandığında “tutuklu yargılanmasa iyi olur” diyenlerle MİT Başkanı ifadeye çağrıldı diye sadece 10 gün sonra (07 Şubat-17 Şubat 2012) Kanunu değiştirenler aynı kişilerdir.

İktidar bu konuda samimiyse şunları yapmalıdır:

Tutuklamayı bir avuç seçilmiş sulh ceza hâkiminin elinden alarak kapalı devre sisteme son vermelidir,

Tutuklamayı suç ve suçlularla mücadele aracı ve her derde deva görmekten vazgeçmelidir,

Tutuklamama ve tahliye kararlarına karşı savcı itirazını kaldırmalıdır,

Katalog suçlar tamamen kaldırmalı veya bir elin parmağı kadara indirmelidir,

Haksız koruma tedbirleri nedeniyle hâkim savcılara değil de devlete karşı dava açılmasını öngören düzenlemeyi değiştirmeli veya kusuru olanlara derhal rücu etmelidir (Ergenekon davasında Mehmet Haberal’ın tahliye taleplerini reddeden hakimlerin tazminata mahkum olması üzerine iktidar bu düzenlemeye gitmişti),

Bugün neredeyse tüm tutuklama kararları tamamen gerekçesiz, basmakalıp ifadelerle verildiği gibi itiraz halinde komşu (numara olarak bir sonraki) hâkim/mahkemeler ilişkileri bozmamak ve başlarını belaya sokmamak adına itirazları otomatik reddetmektedir. Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi kendi ayağıyla mahkemeye gelenler ve yıllardır bir yere kaçmamış olanlar dahi “kaçma şüphesi” nedeniyle tutuklanmakta, haklarında verdikleri mahkûmiyet hükmüne kendileri dahi inanmadıkları halde ilk derece mahkemeleri karardan sonra tahliye kararı vermemektedir.

Tutuklamaya sevk savcı için; tutuklama sulh ceza hâkimi için; tutuklu yargılama ağır ceza mahkemeleri için neredeyse iftihar ve yükselme sebebi olmaktadır.

2018 yılı sonunda açıklanan veriye göre cezaevlerindeki tutuklu sayısı 57 bindir. Aylarca hatta yıllarca tutuklu kalan birçok kişi sonunda beraat etmektedir Ayların, yılların değil günlerin dahi önemli olduğu insan hayatında özgürlüğe bir bedel biçilmesi ve telafisi mümkün olmamakla birlikte açılan tazminat davalarında mahkemeler haksız olarak tutuklu kalınan her ay için ortalama 2 bin lira civarında komik tazminatlara hükmetmektedir.

Bu nedenle kanaatimce özgürlüğün değerini anlamaları için tüm savcı ve hâkimler staj aşamasında en az bir hafta gerçek şartlarda cezaevinde tutulmalıdır ki ne yaptıklarını anlasınlar ve ona göre davranarak tutuklamaya “Allah’ın emri” muamelesi yapmasınlar.

Nilay Atkın Şengün yazdı | Okul öncesi dönemde çocuklarla cinsellik üzerine konuşmak

Hepimiz bebekleri leyleklerin getirmediğini biliyoruz. Bu ve bunun gibi bir çok gereksiz cümleyi çocuklarımıza kurmak artık anlamsız. Çünkü verdiğimiz bu cevaplar artık çocuklar için...

Ergün Poyraz yazdı | Takiyye sanatının üstad-ı azamları

Masonlar, ulusal kurtuluş savaşımızın kahramanı için “Masondu” yalanını çok kullanıyor. Onun mason olduğu yönünde propagandalar yapmaktan bir an bile vazgeçmiyorlardı. Oysa, Mason localarını Atatürk kapatmış,...

Yusuf Fidan yazdı | Rantiyeci ekonomik sistem neden yürümez

Bir önceki “İktidar Geleceğini Yeni Rantlarda Görüyor“ başlıklı yazımda “ekonomik kalkınmanın ancak üretim ile olduğunu bildikleri halde neden illa şehir rantlarının talanı ile büyüme...

Oya Adıyaman yazdı | Çocuklarımız siyasetin oyuncağı değildir

Bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna geliyoruz. Son haftalarda art arda gelen açıklamalarla eğitim sistemi yine tartışmaların odağı olmuş durumda. Bu güne kadar eğitimde birçok...

Ali Avcu yazdı | Kürtler neden Binali’ye oy vermez

Yıl 2015… Devletin PKK ile 2008’de üçüncü devletlerin gözetiminde başlatmış olduğu resmi görüşmeler kamuoyuna “Oslo görüşmeleri” olarak yansımıştı. 19 Ekim 2009’da Kuzey Iraktan 34 PKK’lı terörist...