Mehmet Alkan yazdı | Jandarma: Deve mi kuş mu?

0
2058

14 Haziranda Jandarma teşkilatının 180. yılı kutlandı. Biz de eski bir jandarma personeli olarak bugünkü yazımızı jandarmaya ayırdık.

Rivayet odur ki; karakışın ortasındaki bir köyün kahvehanesinde oturanlar kar fırtınası içindeki uzaktaki dağ yolunda gördükleri karartının ne olduğunu kestirmeye çalışırken yaşlı biri şöyle demiştir; “bu havada dağda kim olacak, ya kurttur ya jandarma.”

Jandarma fedakârlığıyla ulu önder, ebedi ve tek Başkomutan Atatürk’ün “Jandarma; her zaman yurt, ulus ve Cumhuriyete aşk ve sadakatle bağlı, tevazu, fedakârlık ve feragat örneği bir kanun ordusudur” özdeyişine de mazhar olmuştur.

Görev alanı şehir dışındaki köy, kasaba ve dağlık alanlar olan Jandarma 2016 yılına kadar; emniyet asayiş görevleri bakımından İçişleri Bakanlığına, eğitim ve askeri görevleri bakımından Genelkurmay Başkanlığına, adli görevleri bakımından Savcılığa bağlı “askeri statülü bir kolluk kuvveti” durumundaydı. İç Hizmet Kanununa göre Kara Kuvvetlerinin bir parçası olan, subayları Kara Harp Okulundan yetişen, personelinin tüm özlük işleri askeri kanunlara tabi olan, Orgeneral kadrosu olmayıp Genel Komutanı Kara Kuvvetlerinden olan jandarmanın kolluk yerine askeri vasfının öne çıkması ve çok başlılığı zaman zaman, bir benzetmeyle, devekuşu misali deve mi kuş mu diye eleştirilmekteydi.

Jandarmanın tamamen Bakanlığa bağlanarak askeri vasfının ortadan kaldırılması gündemden düşmeyen konulardandı. Hatta 1993 yılında Kara Harp Okulunda sınıflarımız belirlendiğinde “kır polisi oluyorsunuz, lacivert mont giyiyorsunuz, askerlikten çıkıyorsunuz” şeklinde bir “haber” gelmişti. Bu eski ve yalan haber “Allah’ın bir lütfu” olan 15 Temmuzdan sonra biranda gerçek oldu.

Ancak hala askeri unvan ve rütbelerin kullanılması, birçok askeri kanun ve usullere tabi olması, disiplin kanunun TSK Disiplin Kanununun birebir kopyası olması, eski alışkanlık ve uygulamaların devam etmesi jandarmanın deve veya kuş olma konusundaki tercihin tam da netleşmediğini sadece sahibin değiştiğini göstermektedir.

Bugün elbisenin rengi de değişse bağlılık da değişse değişen şeyler kadar değişmeyen şeyler de var. Anadolu’nun gariban çocuklarından oluşan; uzman erbaş, uzman çavuş, astsubay ve subaylarının çalışma azimlerinde, gayretlerinde, amirlerine itaatlerinde, fedakârlık ve kahramanlıklarında değişen bir şey yok. Ancak yukarılarda değişiklik çok, nitekim 15 Temmuzdan sonra TSK’da başlatılan tasfiye hareketine yöneticiler tabir yerindeyse bu civanmertlerin gözünün yaşına bakmadılar.

Dönemin komutanı Yaşar GÜLER’in “en ufak şüphe olanları atın gitsin, ben uğraşacağıma onlar uğraşsın” şeklindeki söylemiyle binlerce personel “terörist” ilan edildi ve medeni/sivil ölüme mahkûm edildi. Dağlardaki kahramanlığından dolayı akşam madalya teklifi düşünülenler sabah açığa alındı, dağ başındaki üs bölgesinde ölmeye hazır bekleyenler helikopterle alınıp ertesi gün terörist diyerek tutuklandı, Suriye’deki bazı “teröristlerin” gözaltına alınması içinse görev süresi sona ererek ölmeden dönmesi beklendi. Halen “ankesörden/kontörlüden aranmış olma” saçmalığı nedeniyle benzer şekilde sırasını bekleyen muhtemel şehit potansiyel terörist adayları var.

Bir kısım personel ise sırf belli dönemde göreve başlaması nedeniyle terörist ilan edilerek kapı önünde konuldu, belirli yerlerde görev yapmak aleyhlerinde kesin delil kabul edildi. Ancak ne hikmetse bu alımlar sırasındaki yetkili komutanlar, o işlemler ve atamalarda imzası olan paşalar zarar görmeyi bırakın terfi aldılar. 2015 yılındaki devir teslim sırasında kendisine verilen listedeki isimlere hiçbir işlem yapmayan, hatta aktif görev veren, şahsımın “kral çıplak” çıkışına “bunları biz de konuşuyoruz ama kendi aramızda” diyen; Komutanlık görevini ölenin yerine adam göndermek olarak gören; kendi personeline derdest olan; kendi yakınlarında bylock çıkarken terfi edip beni kardeşimin facebook sayfasında örgüt üyeleri var diyerek ihraç eden sözde Komutanlar hiç hesap vermedi. Utanmadan sıkılmadan, hep altında kalacak sandıkları, koltuklarının veya ölmeyecek gibi emekliliğin tadını çıkarıyorlar.

Siyasilerin hataları hatta ihanetleriyle açılan hendeklere sorgusuzca atılanlar çok değil bir yıl sonra kendi teşkilatları tarafından kıyıma uğratılırken hiç sormadılar; yahu bu çocuklar ne yapmışlar, darbeye mi katılmışlar, destek mi olmuşlar, suç oluşturan hangi eyleme katılmışlar?

Netice olarak; değişmeyen şey ast kademenin fedakârlığı ve kahramanlığıdır. Kanuna göre maiyetine candan bir baba ve büyük bir kardeş olması gereken, bir kolaylık çıkınca öne atılması bir zorluk çıkınca nefsini sona bırakmayı şerefli bir vazife telakki etmesi gereken komutanlarsa çok değişmiştir. Bugün piyangodan orgeneral olanlar, adam yokluğunda önemli makamlara gelenler kendi istikballeri için siyasetin kucağına oturmuşlar, siyaset bir dediyse üç yapmışlar, işgüzarlıkta tavan yapmışlar, personele zulüm ve haksızlığı iftihar ve yükselme vesilesi yapmışlardır. Yazıklar olsun onlara selam olsun kahramanlara…