“Hapiste olmaktan kötü ne olabilir?” sorusunun cevabı, hapiste olup dünyadan haber alamamak olsa gerek.

Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi’ne konuk olmak için gittiğim Halk TV’de Suat Toktaş ile söyleştim program öncesinde.

Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Toktaş, hapishanelerden gelen mektuplardan söz etti.

Dışardaki bizler için uzak bir nostalji olan mektup belli ki bir mahpusun en önemli iletişim kanalı.

Biz whatsapp’da mesajımıza zamanında cevap gelmedi diye kaprislerinken, bir mektubu yazıp cevap beklemenin sabrı, ancak mahkumlara özgü bir haslete döndü ister istemez…

Türkiye Avrupa’daki teröristlerin(!) %95’ine sahip bir hesaba göre…

Fabrika açar gibi hapishane açılmakta.

Ülke yarı açık cezaevi misali.

Bu kadar suçlunun cezalandırıldığı ülkede; “adaleti mülkün temeli sananlar ise, derin uykuda olanlar.”

Sonuçta ülke ağır ve travma dolu tarihini hapishaneleri doldurarak yeni bir aşamaya taşıdı.

Diğer tarafta dışarıda hapishane koşullarını yaşayan KHK’lılar var.

Çalışma üretme ekmeğini kazanma hürriyeti elinden alınan yüzbinler…

Dışarıda olamamak, parmaklıklar ardında kalmak sadece hürriyetin kısıtlanması anlamına gelmiyor.

Okuma hürriyeti de kısıtlanıyor Suat Toktaş’ın anlattığına göre…

Ayda 3 kitap alma izni veriliyormuş.

Bu ne saçma kısıtlama diye düşündüm.

Neden 3...?

Üstelik kimi kitap 100 sayfa kimi 500?

İnsan hapiste okumazsa çıldırır aklını oynatır.

Kaç sayfa kitap okuyacağına ne hakla karışır devlet. Hapisteki bir insan için kitapların sayfasındadır hürriyet.

Hikâyenin kahramanı ile parmaklıklardan çıkıp gitmek mümkün olur.

İnsan aklına, hayal gücüne zincir vurulur mu?

3 okuyabilen 3, 13 okuyabilen 13 kitap okusun…

Mahkumların özgürlüğünü zaten çalan sistem, onun düşünce özgürlüğünden uzak durmalı.

Diğer tarafta bir diğer kısıtlama da seyredilecek TV kanallarına dair.

Herkesin TRT, A Haber, Ülke vs havuz kanalları izlemesi ve Türkiye’nin güllük güneşlik olduğuna ikna olması bekleniyor belli ki.

Zaten haksızlıkların ve adaletsizliklerin neticesinde hapse düşmüş insanlara bir de iktidar propagandası izletmek katmerli zulümdür.

Başta Suat Toktaş’ın ve Ayşegül Arslan’ın kanalı Halk TV olmak üzere KRT ve Tele1’in de boykota maruz kaldığı anlaşılıyor.

Zaten hapiste olmanın travmasını yaşayan insanlar, bir de üstüne propaganda aygıtının görsel ve işitsel saldırısına maruz kalıyor.

Türkiye dünyadan kopuşun bedelini büyüyen hapishane nüfusu ile ödüyor.

Hapistekilerin önemli bir kısmı ise demokratik bir ülkede olsak hiçbir zaman bu duruma düşmeyeceklerdi.

Bütün bu gerçekler adeta ülkeyi bir kısır döngünün, fasit dairenin içine sıkıştırıyor.

Türkiye kendi insan kaynağına layık gördüğü bu fena muameleyi, bir de hapis şartlarını zorlaştırarak katmerleştiriyor.

İnsanların özgürlüğünü kısıtlamanın sınırlarını onların kitap okuma, haber alma özgürlüklerini tahdit edecek denli genişletemezsiniz.

Hapisteki tüm kız ve erkek kardeşlerime en kısa sürede özgürlüğün her halini temenni ediyorum.

Ve onları özgürlüklerinden keyfi biçimde ayıranlara bir başka uzun hapishane sakininin, Nelson Mandela’nın şu sözüyle sesleniyorum:

“Hapishane duvarları ardında bile ufukta bembeyaz bulutları, masmavi gökyüzünü görebiliyorum.”