Orhan Aydın Toplumsal'a konuştu: Düşman saydıkları sanatı susturmak için pandemiyi kullandılar

Pandemiyi fırsat bilerek sanata kilit vurmaya yeltenen AKP, gelen tepkilere de kulak tıkıyor. Peki süreç nasıl gelişecek, Orhan Aydın Toplumsal'a anlattı.

Kültür Sanat 30.11.2020, 18:18
Orhan Aydın Toplumsal'a konuştu: Düşman saydıkları sanatı susturmak için pandemiyi kullandılar
Söyleşi: Ercan Çankaya

Dünyada ve ülkemizde tiyatro ve diğer görsel sanatların mevcut durumunu, sanat yaratıcısı ve emekçilerin bu süreçte yaşadığı zorlukları, AKP’nin pandemi koşullarını bahane ederek sanata ve sanatçıya yaptığı saldırıları tiyatro sanatçısı, usta oyuncu Orhan Aydın’la konuştuk.

Özellikle tiyatro alanında pandemiyle birlikte ne değiştiğini, neler yapılmasını gerektiğini konuştuğumuz söyleşide Orhan Aydın, doğal afetler, darbeler ve savaşları takip eden dönemlerde siyasi iktidarların ilk iş sanata saldırdığını, pandemi döneminde de bunun değişmediğini söyledi. Sanat yaratıcılarının haklarının diğer işçi ve emekçilerle aynı olduğunu vurgulayan Aydın, ortak mücadele vurgusu yaptı.

> Salgının ülkemize ‘resmen’ giriş yaptığı Mart ayından başlayalım. Pandemi sürecinin en çok etkilediği alanlardan biri tiyatro ve diğer gösteri sanatları oldu gördüğümüz kadarıyla…

İnsanlık tarihinde üç şey önce sanatı susturur. Bunlardan ilki darbelerdir. Bizim ülkemizde de yaşandığı gibi 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri sırasında önce sanat alanlarının kapısına kilit vurulmuş, siyah perdeler çekilmiştir ve sanat uzunca bir süre susturulmuştur. Anımsayalım lütfen. Sıkıyönetim komutanlıklarının bildirilerinde neredeyse ikinci maddedir bu ve akşam sokağa çıkma yasağı demek sanata ve hayata en büyük darbe demektir. Bir diğeriyse afet zamanlarıdır. Her anlamıyla afet, bence savaş da bir yıkım, büyük bir afet, insanlık adına, hayatın kendisine büyük bir saldırı. Dolayısıyla hem doğal afetler hem savaş, aynı zamanda perdelerin kapanmasına sebeptir. Bu Birinci Dünya Savaşı’nda da böyle olmuştur, İkinci Dünya Savaşı’nda da böyle olmuştur, Orta Doğu’daki emperyalist kapışmalarda da böyle olmuştur, Latin Amerika’daki iç savaşlarda ve Amerikan saldırılarında da böyle olmuştur. Önce sanat alanlarının perdesi kapanmıştır.

‘İLK PANDEMİ YASAĞI TİYATROLARA GELDİ’

Üçüncüsüyse yaşadığımız, neredeyse bir yılı doldurduğumuz, pandemi adlı, bulaşıcı salgın hastalıkların olduğu süreçlerde de önce sanat perdesini indirir. Nitekim öyle olmuştur. Mart’ta, ülkemde ilk yapılan çağrı, daha doğrusu ilk yasak diyelim adına, halka herhangi bir önlem sunmadan, halkın yaşam olanaklarını salgına karşı düzenlemeyi düşünmeden önce tiyatroların kapatılması anons edilmiştir.

‘SANATI SUSTURMAK İÇİN PANDEMİYİ ALET ETTİLER’

> Pandemi sanatı susturmak için bir fırsat olarak mı görüldü?

Neredeyse AKP’nin iş başına geldiği günden bu yana düşmanlaştırdığı tiyatro, opera, bale, senfoni ve sahne sanatlarının hemen tamamı, yetmedi müzik alanında üreten binlerce insan sistem tarafından hiç sayılmış; AKP hiç saydığı sanat alanlarına karşı net ve açık biçimiyle pandemi süreci fırsat olarak görülmüş ve tek güvence sunulmamıştır. Buna karşılık sanat yapılaşmalarının içindeki tiyatro yaratım alanında Anadolu coğrafyasındaki 528 tiyatro topluluğu, amatöründen profesyoneline, gençlik oyun çalışması yapandan çocuk oyunu çalışması yapana kadar “tiyatromuz yaşasın” adıyla bir araya gelip yedi maddeden oluşan taleplerini sisteme iletti.

DESTEKLER NAYLON ŞİRKETLERE AKTARILDI

Bunların içinde salon kiraları, çalışanların insanca yaşamasını sağlayabilecek koşullar, vergi borçlarının ötelenmesi gibi talepler var. Sistem bu taleplere karşı kulaklarını tıkadı ve her yıl tiyatrolara yardım adıyla yaptığı ya da destek adıyla yaptığı, aslında yasal bir içerik kazanmış bir hak için başvuruları önceye çektiğini, rakamları daha önce, her zamanki dağıttığı tarihten çok daha önce Eylül ayı başında dağıtacağını dile getirdi. Başvurular yapıldı ama dağ fare doğurdu. Yine aynı şey oldu. Şimdiye kadar yaşananlar, AKP döneminde yaşananlar neyse aynı şey oldu. Yine tiyatroyla uzak yakın ilgisi olmayan bir takım şirketler, hatta başvuruya 10 gün 15 kala kurulmuş bir takım şirketlere büyük rakamlar dağıtıldı ve Türkiye tiyatrosunun yüz akı onlarca kurum mağdur edildi.

Bizler sesimizi çıkarttıkça müzik alanından da, sinema ve diğer sahne sanatları alanından da sesler çoğalmaya başladı. Toplumdaki durum da işçilerin emekçilerin durumu da sanat emekçileri, yaratıcılarının durumuyla aynıydı ve topluca çıkartılan seslere karşı da AKP - MHP ortaklığının sessiz duyarsız kaldığını, ötekileştirmeyi çoğalttığını, bu zaman diliminde bütün bir ülke olarak birlikte yaşadık.

‘SANAT ÜRETİCİSİNİN MAĞDUR EDİLMEDİĞİ TEK ÜLKE KÜBA’

> Dünyada durum nasıl peki?

Ancak pandemi sürecinde dünyada bazı örnekler oldu. 112 ülkede, benim ülkemde olmayan bir biçimde sanat alanlarına büyük destekler sunuldu. Bunlardan en önemlisi Almanya’da yapılandı. Daha sonra sanatçılar Almanya’da yapılanı görünce İngiltere’deki yaratıcılar sokağa döküldüler ve haklarını aldılar. Paris’te aynı şey yapıldı. Amerika’da aynı şey yaşandı. Rusya’da aynı şey yaşandı. Uzakdoğu’da, Çin’de aynı şey yaşandı. Sanatçıların mağdur edilmediği tek ülke, bu anlamıyla Küba olarak gözlendi. Çünkü zaten her Kübalı yurttaş gibi her sanatçı üreticisinin yaşam hakkı, barınma hakkı, sağlık hakkı, üretme hakkı, bir vatandaşlık hakkıydı ve oradan, sanatçılardan mağduriyet adına hiçbir ses soluk çıkmadı.

‘SANATÇILARA KAPI DUVAR OLDU’

> İngiltere’de, Fransa ya da Amerika’da sanatçılar ses çıkarıyor. Peki Türkiye’de…

Ülkemdeki yönetime, dünyada bu olup bitenleri bir rapor halinde yüksek sesle, televizyonlara çıkarak, yazılar yazarak, bildiriler yayımlayarak, duyurmaya çalıştık ama yine kapı duvar oldu. Bu koşullarda, bu ülkede, bu pandemi sürecinden bahsediyorum, sanat üretmenin giderek gerçekliğini yitirdiği bir zaman dilimine doğru yol aldığımız gözleniyor.

‘AKP VE MHP FATURAYI YİNE SANATÇILARA KESECEK’

Çünkü birlikte göreceğiz ki önümüzdeki süreç içerisinde akşam sokağa çıkma yasakları tekrar oluşmaya başlayacak, AKP – MHP ortaklığı yine faturayı sanat alanlarına, çalışan insanlara da kestiği için hiçbir güvence sunmadan yeni bir program deklare edecek. Gündüz oynanan oyunlara gelen seyirciler, elbette ki az olacaktır, insanlık şu ya da bu şekilde işlerinin başında olmak zorunda çünkü. Yetmiyormuş gibi pandemi koşullarında salondaki koltuk sayıları üçte bire düşmüştür ve buradan elde edilecek gelirlerle herhangi bir sanat emekçisinin yaşama şansı yoktur.

‘SANAT YARATICILARININ HAKLARI İŞÇİLERİN HAKLARIYLA AYNI’

> Bitirirken sanat yaratıcılarına, tiyatro emekçilerine ne söylemek istersiniz? Çözüm önerileriniz nedir?

Çözüm önerisi nettir. İşçilerle, emekçilerle, onların haklarıyla sanat yaratıcıları ve onların hakları aynıdır. Çalışan insanları ötekileştirmeden, düşman ilan etmeden, onların haklarını insan hakları boyutunda ele alıp haklarını vermek devletin görevidir, aslolan görevidir. Sanatsız bir ülkenin geleceği asla yoktur. Bu yüzden Kültür Bakanlığı’nın ve yetkililerinin yapması gereken ayrımsız bütün sanat alanlarına eşit biçimde destek sunmak, onların yaşam ve üretme haklarını sonuna kadar savunmaktır. Yapılacak şey budur, önerim de budur. Bunun dışında elbette ki tiyatroların bir araya gelerek birlikte üretecekleri oyunlar, hayata yeni sevinçler katacakları yeni sahneler, yeni yaratılar mutlaka yapılacaktır.

Yorumlar (0)