Yaşanan tüm olayların oluşumunda herkesin gördüğü anlık sebepler vardır, bir de o olayın oluşumunu sağlayan, uzun zamana yayılı gerçek faktörler vardır. Popüler kültür anlık çarpıcı olayları daha kolay kavrar ve önemli gelişmeleri son yaşanan bu sıra dışı gelişmeye dayandırır. Örneğin bir Sırp milliyetçisi Avusturya Veliahdını 1914’de öldürdü diye birinci Dünya Savaşı başlamadı, ya da MGK'da Cumhurbaşkanı Sezer Başbakan Ecevit'in önüne Anayasa kitapçığı fırlattı diye büyük 2001 ekonomik krizi yaşanmadı. Bunlar görünen “son damlalar”dı. Bugün de Amerikalı Papaz meselesi yaşanan bu ekonomik krize bahsettiğimiz bu iki olay kadar sebep olmuştur.

Bugünlerde yaşanan kurdaki anormal artışlar ve yaşanan ekonomik travma, iktidarın süregelen yanlış iktisat tercihlerinden ve yanlış dış politik kararlarından bağımsız ele alınamaz. Bu konuyu geçen haftaki “Kaymağı kim yiyor acı reçete kime kesiliyor?” başlıklı yazımda ele almıştım. Bu Yazımda “ekonomik sıkıntıların asıl sebebi olan iktidar tüm sorunları yine dış güçlerin bize ekonomik operasyonları yalanına dayandıracaktır” demiştim, Erdoğan beklenildiği gibi tam da bu cümleyi kullanarak sorunu yine ABD’ye ve dış güçlere bağladı.

16 YILLIK DIŞ BORCA VE YÜKSEK FAİZE DAYALI LALE DEVRİ EKONOMİSİ BİTTİ

Geçmişte 23 milyar dolarlık IMF borcunu ödemekle övünen iktidar, göreve geldiği dönemde 130 milyar dolar olan Türkiye'nin brüt dış borcunu, bugün itibarıyla yaklaşık 4 katına, yani 467 milyar dolara çıkardı. Milli gelir gitgide düşüyor. Sadece önümüzdeki bir yılda borcumuzu çevirmek ve cari açığımızı finanse etmek için 240 milyar dolara ihtiyacımız var.

Saygın ekonomist Prof. Dr. Refet Gürkaynak olayı şöyle özetliyor: “2010’dan beri Türkiye kendi üretiminin çok üstünde kaynak kullanarak yaşıyor. Bu borçlanma demektir ve ülke çapında yansıması cari açıktır. 90’lar boyunca milli gelirin % 3 buçuğunu aşmamış olan cari açık 2011’de % 11’lere kadar çıkmıştır. Dolar arttıkça da cari açığın milli gelire oranı artmaktadır. Bu hızda giden bir ülkenin ‘işler iyi gidiyor’ demesi mümkün değildir ve bu sorunlar yılardır söyleniyordu. Bir ekonomik sıkıntı zaten yaşanacaktı, ancak bu kadar derinlikte ve rezillikte yaşamak zorunda değildik. Bu kadar borçlu bir ülkenin ekonomisinin kırılgan olduğunu, işlerin özenle yapılması gerektiğini yönetenlerin bilmesi gerekirdi. Türkiye bunun hep tersini yaptı, Cumhurbaşkanı ve bakan Albayrak ekonomik program açıklarken içeriği olmayan konuşmaları ile, sorunların da farkında olunmadıkları izlenimini verdiler. Mesele bir papaz meselesi değil, ekonomimizin çok kötü yönetilmesi problemidir. Ekonomiye güvenmeyen halk dövize yöneldiği için bu kriz yaşanmaktadır.”

TEDBİRLER ZAMANINDA ALINMALIYDI

Tabi ki uluslararası konjonktür ve kendi çevremizde yaşanan gelişmeleri yok sayamayız. Ama dünyada sıcak para bolluğunun olduğu dönemde o paraları alıp siz betona gömerseniz, dış borçla ithalat yaparak ara malı üretimini ortadan kaldırırsanız, borçlarınızı döviz cinsinden arttırırsanız ve üretim ekonomisini unutursanız bugün bu noktalara gelinmesi kaçınılmaz olacaktır.

2013 sonrasında özellikle ABD’nin piyasadan parayı çekmeye ve faizleri arttırmaya başlaması durumunda da gerekli tedbirler alınmadı. Yine devlet garantili dış borçlarla mega projeler yapılmaya devam edildi. Şimdi vatandaşa yastık altındaki dövizlerini bozdurması talimatı veriliyor ama kimse çıkıp da “sizin bu mega yap işlet projelerde yandaşlarınıza neden TL ile değil de dövizle ödemeye devam ediliyor” diyemiyor

İktidar bu konuların sorgulanmasından hiç hoşlanmıyor, bunu yapanların hain ve terörist ilan edileceği söylenerek susturuluyor.

İKTİDAR EKONOMİK KRİZİN VARLIĞINI REDDEDİYOR

Daha önce yaşadığımız ekonomik krizlerde hükümetler önce mevcut problemin adını koyar, krizin aşılması için ciddi istikrar paketleri hazırlanır, ekonomi yönetiminde ehil bir kişi (Kemal Derviş gibi) süreci yönetir ve tüm toplum bu sıkıntılı dönemin aşılması için verilen mücadeleye destek verirdi. Şimdi bu oluyor mu?

Yaşanan ekonomik krizin aşılması için yapılacaklar konusunda hiçbir makul plan açıklaması ortada yok. Erdoğan son açıklamalarında ise "Türkiye'nin verilerinde en küçük bir sıkıntı olmadığı halde suni finansal saldırılara maruz kalıyoruz. Türkiye'nin ekonomik dinamikleri sağlamdır, güçlüdür, yerindedir ve yerinde olmaya da evelallah devam edecektir” demektedir.

Erdoğan’ın sözlerinin gerçeği yansıtması en büyük dileğimizdir. Türkiye'nin verilerinde en küçük bir sıkıntı yoksa, kurlar şöyle bir dalgalanır ve yerine oturur değil mi? Bunun için yapılacak mücadeleye “ekonomik kurtuluş savaşı” gibi abartılı benzetmelere de gerek kalmaz. Ama durumun hiç de öyle “basit bir kur dalgalanması olmadığını” aklı eren herkes gibi Erdoğan da bilmektedir. Ayrıca bu yaşananlar bir ekonomik savaş ilanı ise, düşman kim peki? Düşman (bizi çekemeyen) ABD ve batı Kapitalist sisteminin sermaye piyasaları ise, krizden çıkmak için yine bunlardan, yani “düşman”dan mı borç istenecek?

YA BİZDENSİN YA HAİN VE TERÖRİST!

İktidar bugün mevcut ekonomik sorunların tanımını doğru düzgün yapıp ortaya iş dünyasını, para piyasalarını ve halkı ikna edecek bir program koyamadığı gibi, bu sorunun doğru tanımını yapanları da yine yargı sopası ile korkutmaktadır. Erdoğan konuşmasında “Sosyal medya üzerinden birçok ekonomik terör kişilikleri var. Bütün bunlar vatana ihanettir” diyerek, krizin sebeplerini sorgulayanları terörle ve hainlikle suçlamaktadır. Yani, TL’nin aşırı değer kaybının sebebi ülkedeki ekonomiye güvensizlik ve mali yapının çok kırılgan olması değil, sosyal medyada “ekonomimiz çok kötü durumda” diyenlermiş!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İçişleri Bakanlığı da hemen harekete geçti, konu 15 Temmuz sonrası olaylara bağlandı, sosyal medyada 346 hesap hakkında adli tahkikat başlatıldı. Polisiye önlemlerle bu krizin nasıl çözüle(meye)ceğini göreceğiz.

İktidarı eleştirmenin suç, ama her türlü iltifatın yapılmasının serbest olduğu bir dönem yaşıyoruz. Damat Albayrak’ın ekonomik kararları açıkladığı toplantı sonrası bazı iş insanlarının övgü dolu değerlendirmeleri tüm kanallarda izlenirken, olumsuz görüşü olanlar “en iyisi biz hiç konuşmayalım” diyebildiler sadece.

“EKONOMİK OPERASYON” SÖYLEMİ TUTTU

Erdoğan’ın konuyu halka “bize ekonomik operasyon çekiyorlar” şeklinde sunması başarılı sonuçlarını göstermeye başladı. Halk (daha doğrusu seçmen) önemli ölçüde problemin ana sebep ve kaynaklarından uzaklaştırıldı, konuya yegane bakış perspektifinin “milliyetçilik ve ulusal onur” çerçevesine sıkıştırılması sağlandı. İktidara muhalif kesimler ve kişiler içinde de, “ekonomideki yangın hepimizi yakmaktadır, bu sebeple krizle mücadelede destek olmak lazım” diyen önemli bir kesim oluştu. CHP ve İYİ parti dahil muhalefet partileri de yaklaşık bu çizgide bir konum belirlemek zorunda kaldılar.

Türk Devleti ve halkının bir takım sebeplerle ABD tarafından sıkıştırılmasına karşı durmak, ulusal onuru öne çıkarmak oldukça makuldür. Türkiye’de yargının açıktan iktidarın etkisinde olduğu algısı, Erdoğan’ın “al papazı ver papazı” diyerek esir takası manasına gelen pazarlığı ilk dile getiren olması gibi faktörler bir yana bırakılarak iktidara bu mücadelede destek olmak isteyen çok büyük bir çoğunluk oluştu. Ama problemin gerçek sebeplerinin yok sayılması ile Erdoğan’ın üslubu ve tutumu ulusal birliğin önünde en ciddi engeldir.

SONUÇ: Erdoğan her zamanki sert ve ayrıştırıcı tarzını devam ettirerek ekonomik krizi de yine teröre ve hainliğe bağlıyor. Bu meydan okumalar ve sert çıkışlar TL’nin değer kaybını daha da hızlandırıyor, vatandaşın mağduriyeti daha da fazla artıyor. “Ekonomimiz ve ülke zarar görse de Erdoğan bunu pek önemsemiyor, yakındaki yerel seçimlere yatırım hesabıyla bu krizden güçlenerek çıkmayı planlıyor” görüşü de bazı kesimlerde gitgide yaygınlaşıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.