Köylüden linççi yaratmak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’li heyet, Ankara’nın Çubuk İlçesinde katıldığı şehit cenazesinde saldırıya uğradı, koruma altına alındıkları ev kundaklanmak istendi, araçların camları kırılarak linç edilmeye çalışıldılar, bu görüntüleri tüm ülke izledi.

Olay sonrası bu eylemleri gerçekleştiren linççi köylülerin bir kısmı usulen gözaltına alındı, savcılar bunlardan bazılarını doğrudan serbest bırakırken birkaçını da mahkemeye sevk etti, mahkeme de hepsini saldı. En son olarak, eli öpülürken fotoğraf çekilmek için sıraya girilen ”yumrukçu Osman dayı” serbest bırakıldı.

Konunun adli boyutu beklenildiği gibi gelişti, ”iktidara karşı sakın olumsuz imada dahi bulunma, muhalefete ise atış ve vuruş serbest’‘ hükmü yine işledi. Yargının siyasetin tam olarak kontrolü altına girdiği konusundaki kamuoyunda oluşan ortak görüşü daha önce yazılarımda birçok defa ele aldım. Bu sebeple burada konunun adli boyutu üzerinde durmayacağım. Bu girişimlerin TCK 81’inci maddesindeki kasten adam ”öldürmeye teşebbüs”, TCK 214’üncü maddesindeki ”öldürmeye tahrik”, TCK 216’daki ”Halkı Kin Ve Düşmanlığa Tahrik” suçlarını oluşturduğuna da değinmeyeceğim.

Benzer bir eylemin iktidar ve ortağı parti mensuplarına yapılabileceğini kimse aklına bile getiremez tabi, ama farzımuhal olsaydı, daha olay yerinde iken ve sonrasında iş mahkemelere düştüğünde neler olabileceğini bu ülkede yaşayan herkes biliyor, bu konulara da girmeyeceğim.

Başkentin 89 bin nüfuslu bu küçük ve yoksul ilçesi Çubuk teröre 73 şehit vermiş. Bu toplam ilçe nüfusu, Ankara’nın herhangi bir merkez ilçesinin bir mahallesinden bile daha küçük. Peki oransal olarak neden bu kadar fazla şehidi var Çubuk’un? Saldırgan gurup bunu hiç düşünüp doğru düzgün tahlil yapabildi mi acaba?

İlçe halkının daha çok gönüllü veya daha çok vatansever olmasından değil, yaşadıkları yoksulluk sebebiyle bu kadar çok şehit verdiği olgusunu kavrayamadıkları da söylenebilir. Gençlerin burada yoksulluk sebebiyle bedelli askerlikten yararlanamadıkları bir gerçek. Ayrıca mesleki seçenekleri fazla olmayan eğitimsiz gençlerden birçoğunun uzman çavuş, er ve erbaş (paralı asker) olduklarını ve çatışma bölgelerine gönderildiklerini, bu sebeple çok şehit verdiklerini de tahlil edemiyor olabilirler.

Yoksul ve eğitimsiz halk çocukları gururla asker olurken ve ilçe halkı iktidar partisine % 65 oranında oy verirken ”vatan, millet, bayrak, ezan, kuran” ile yönlendirildiklerini, ”diğerlerinin hain ve düşman oldukları” fikrine bu şekilde ikna edildiklerini belki de bilemiyorlar. Oransal olarak bu kadar fazla şehit verme olgusunun da ancak bu manevi duygulara sarılarak katlanılır hale getirilebildiği söylenebilir. Oy ve asker deposu olarak görülen bu Anadolu kasabası halkının aklına değil ancak duygularına seslenilerek onların gönlünün kazanılabileceğini siyaset kavramış durumda. Duyguları manipüleye hazır hale getirilmiş ilçe halkının bu şehit cenazesinde de siyaseten başarıyla kullanıldığı anlaşılıyor.

Siyasal eylemlerde çeşitli amaçlarla kullanılan kişi veya guruplar, siyaseten kullanıldıklarını asla bilmezler, kendi düşünce ve duygularıyla eylemleri gerçekleştirdikleri algısına sahiptirler. Tüm siyasal cinayetleri işleyen militanlar, terör örgütü mensupları, hayatını adamış intihar saldırganları ”inandıkları” bir amaç uğruna eylemlerini gerçekleştirirler. Yakın tarihimizde gördüğümüz Sivas, Çorum ve Maraş gibi kalabalıkların linç duygusu harekete geçirilerek yapılan katliamların da aynı yöntemlerle gerçekleştirildiği kanıtlanmıştır.

Saldırı ve eylemleri gerçekleştirenler, ikna ve manipüle edildiğini düşünerek ve bilerek bu suçları gerçekleştirmiş değillerdir. Bu kişiler ”özgür iradesini kullandığına inanarak”, hain ve düşman gördükleri kişi ve guruplara karşı bu eylemleri gerçekleştirirler. Çubuk olayındaki linç girişiminde kullanılan kalabalık da zorlanarak ya da parayla motive edilerek değil, ”içten inanarak” bu saldırıları yaptılar. Onların bu içsel motivasyonlarının nasıl oluşturulduğunu ve nasıl eyleme geçer hale getirildiklerini anlamak, tahlil etmek bence çok önemli.

Kılıçdaroğlu ve CHP’li ziyaretçilere yumruklarla, taşlarla ve sopalarla saldıran başta ”Osman amca” dedikleri sanıklar (zaten adil işlediği düşünülmeyen) mahkemeler yerine bence bilim insanlarından oluşan bir kurul-heyet önüne çıkartılmalıydı. Bu bilim heyeti konularında uzman en az bir sosyolog (toplum bilimci), bir psikolog, bir psikiyatri uzmanı doktor, bir pedagog (eğitim bilimci), bir felsefeci, bir hukukçu, bir kriminolog (suç bilimci), bir siyaset bilimciden oluşmalıydı.

Olaya karışanların rızaları da alınarak bilimsel yöntemler çerçevesinde bu kişilerle tek tek ve gerekirse topluca görüşme seansları yapılmalıydı. Belki de günlerce sürecek bu seanslar, testler ve bilimsel çalışmalar sonrasında, onları bu davranışlara iten içsel ve dışsal motivasyonların sebepleri, kaynakları ortaya çıkartılmalıydı.

Günlük yaşam mücadelelerini sürdüren, sosyo-kültürel ve ekonomik olarak orta ve alt seviyedeki bu insanlardan oluşan kalabalıkların linççi bir guruba dönüşmesindeki dinamikler incelenmeliydi. ”Vatan, millet, bayrak, ezan, kuran, şehitlik” gibi güçlü manevi kavram ve duyguların siyaseten kullanılması ile kendi halinde köylülerin nasıl aklını yitirmiş saldırganlara dönüştürülebildiğini böylece anlamış olurduk.

Evinde tüm gün ”Gelin Evi”, ”Gelinim Mutfakta” gibi TV programlarını izleyip hamur işleri yapan ablalar ve teyzelerdi orada gördüğümüz kadınlar. Kılıçdaroğlunun korunması amacı ile sokulduğu evi saran kalabalığa bu kadınlardan birinin nasıl ”yakın bu evi yakııın…!” diye hançeresini yırtarcasına bağıracak veya kafası büyüklüğünde taşları kaldırıp kaldırıp araçlara fırlatacak ruh haline getirilebildiğini öğrenmiş olurduk.

Oğlunu-kızını evlendirmek için belki tarla satan, bankalardan aldığı kredileri sürekli döndürmeye çalışan, soğan almak için tanzim satış kuyruklarında saatler geçiren, yakınlarını teröre şehit veren ağabeyler, amcalar vardı orada. Bunlardan birisi olan, ülkenin ana muhalefet liderine dişlerini sıkarak yumruk atarken gösterdiği öfke fotoğraflara yansıyan Osman dayının yoğun çabasının sebeplerini de kavramış olurduk.

Bu önerdiğim çalışmadan elde edilecek sonuçlar bilimsel bir makale şeklinde yayımlanarak, toplumun bu gününe ve geleceğine ışık tutabilir, benzer olayların tekrarını önlemek amacı çerçevesinde değerlendirilebilirdi. Böyle bir çalışma toplum bilimde ve siyasette göz önüne alınacak değerli veriler ve tahliller içerebilir, ilgili üniversitelerde başvurulacak bir kaynak olurdu.

”Bilimsel bilgi ve veriler kimin umurunda, siyasette ve toplum yönetiminde yegâne amaç; her tür yöntemle elde edilecek başarıdır” diyenler de olacaktır. Üstelik siyaset ve toplum bilimleri literatüründe, önerdiğim çalışma içeriğine yakın araştırmalar da muhtemelen mevcuttur. Yine de, bu linççi köylüleri ”yargılıyormuş” gibi yapmak, iktidar yanlısı benzer eylemlerin hukuken bir yaptırımı olmayacağı garantisini vermekten öte bir sonuç getirmeyecektir.

Yarardan çok (toplum vicdanını kanatarak) zarar getirecek sözde yargılama yerine, (bu grup ölçeğinde toplumsal laboratuar incelemesi yapılarak) toplumumuzun bir kesimine önemli bir ayna tutulmuş, bir köylü kalabalığından nasıl linççi bir gurubun meydana getirildiğini öğrenilmiş olurduk.

Yoga ve beslenme

Sağlıklı bir bedene yapılacak yolculukta yanınıza alacağınız en temel 5 şey ne olmalıdır? -Doğru beslenme -Doğru egzersiz -Doğru nefes -Doğru gevşeme -Doğru düşünce ve meditasyon Bu 5 temel unsur bir...

İbni Haldun ve mukkadime-2

Yazımızın ikinci bölümünde  ibni Haldun’un Mukkadime’de özellikle üzerine vurgulayarak  ifadelendirdiği kavramlar üzerinde durmak istiyorum. Bedv-bedavet: Zahir olmak, ortaya çıkmak, bir nesnenin ilk önce peyda olan...

Öğrenci başkenti Aydın

ÜNİAR... Şimdi diyeceksiniz ki, “Nedir bu ÜNİAR?” Temel amacı, üniversite öğrencilerinin öğrenim gördükleri şehirden tatmin olma düzeylerini belirlemek ve bu kapsamda şehirleri sıralamak olan Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı… ÜNİAR,...

Araplaştıramadıklarımızdan mısınız?

Bu yazımızda güncel siyaset dışında bir konudan bahsedeceğiz. Konu siyaset dışı görünmekle beraber aslında günlük hayatımızın içinde olan din ve milliyet ilişkisine ilişkin kısa...

İmamoğlu din istismarı mı yapıyor?

Yerel seçimler bitmiş olsa da İmamoğlu’nun dindarlığı, göreve Kur’an okutarak başlaması üzerinden konuşulmaya devam ediyor. Konu sadece bir CHP’li belediye başkanının görünen dindarlığından öte...