‘Konuşan kafasına tokmağı yer’ süreci

Gece saat 3 sularında, kapıya dayanıyor polisler. Çaldıkları kapı, ülkenin yetiştirdiği önemli iktisatçılardan birinin kapısı. Gözaltına alıyorlar, neymiş bir video paylaşmış falan fistan… Mustafa Sönmez‘den bahsediyorum. Paylaştığı Çarşı videosunu izlediğimde içime bir kurt düşmüştü zaten. Mustafa hocayı gece vakti bu yüzden evinden alanlar, öğlenleyin bırakmak zorunda kaldılar. Emri veren ise tüm dünyaya bir kez daha rezil olduğuyla…

Mustafa hocanın söylediğine göre, Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması paylaştığı ve daha önce binlerce kez sosyal medyada paylaşılmış Çarşı videosu üzerine inşa edilmiş. Hocanın deyişiyle; ”Neresinde hakaret var benim yazdıklarımın? Video zaten ortalıkta. CB’ye hakaret edeceğim de ne olacak? Bizim derdimiz demokrasi katliyle. Hala gece 3’te evden yazar götürülüyor. Dünya bunu konuştu, iyi mi oldu?”

Dünya kimin umrunda hocam, allasen? Düşünsenize şu tweet bile soruşturma dosyasına girmiş:

”Ne güzel ya 31 Mart’ta AKP’yi yeniyorsun, 13 Nisan’da AKP’nin takımı Başakşehir’i yeniyorsun. Güzel Allahım verdikçe veriyor:)) Değil mi Bülent Arınç?”

***

Aynı baskıcı zihniyet devrimcilerin okulu ODTÜ’de de faaliyette. ODTÜ geleneğini ve birikimini her yıl Türkye’ye ve dünyaya duyuran Bahar Şenlikleri, bu yıl Rektörlük eliyle, dahası eften püften bahanelerle yasaklandı. Maddi olanaksızlıklar ve yetersizlikler, gerekçe bu. Karar vericileri cesaretlerinden dolayı kutluyorum, ben olsam ve böyle bahaneleri kazara sıralasam insan içine çıkamazdım. Neyse ki ”Ses sistemini kendimiz getirip konserimizi de, şenliğimizi de yaparız” diyen yüzlerce onurlu sanatçısı var ülkenin. Hepsi ODTÜ için hiç tereddüt etmeden tepki gösterdiler yasağa. Ama mesele bu değil ki. Mesele, her yıl şenliklerden sonra ülkenin sorunlarına değindikleri için hedef gösterilen öğrenciler, bu yıl hiç olmadığı kadar istenmiyorlar. Devrim Stadyumu’nda, sosyal medyada ya da basında. Bu sefer olmaz diyorlar; durum zaten bıçak sırtı, konuşan yer kafasına tokmağı!

***

Sözün özü, uzun lafın kısası… Sandıkta alınan ağır yenilgi ve seçim sonrasına bir şekilde tanzimle manzimle halkın gözünden uzak tutularak ertelendiği sanılan ağır ekonomik bunalım kapıda öylece bekliyor. Türkiye bununla boy ölçüşmeye hazır değil, dolayısıyla iktidar da. Manevra alanlarına giden yolları bir bir dinamitleyenler şimdi seçeneksiz. Ne yapsalar gündem değişmiyor, ne deseler sokakta etkisi olmuyor. Mutlu azınlık tedirgin, yoksul yığınlarsa öfke biriktirmekte.

31 Mart’ın çok öncesinde başlayan, 31 Mart’taki ağır yenilginin ardından ayyuka çıkan rezillikler de başka bir fatura… İstanbul’da belediyeyi alsanız ne olacak, Belediye Meclisi bizim elimizde… Eeee? Yani seni çalıştırmayız… Bu kadar rezilleşilebilir mi, böylesi rezilliği Binali Yıldırım’a oy verenler bile kabul etmiyor. İstanbul’da mazbata direnişi sürüyor AKP’nin. Sürmesin de, mazbatayı hak edip alanlar çıkıp her şeyi bir bir ifşa mı etsinler? Bakın, Mansur Yavaş’a hak ettiği mazbata verildi de ne oldu… Adam çıktı, ”Seni çalıştırmayacağız” diyen AKP’lileri bir bir ifşa ediyor. Takke bir kere düştü mü, kel ‘buradayım, buradayım‘ demeden edemiyor işte. Şimdi nasıl versinler Ekrem Bey’e mazbatayı? Hele de pastaların büyüğü asıl İstanbul’da kesilip yeniyorken. Direniş pastadan olmama direnişi olduğu kadar, keli göstermeme kavgası da aynı zamanda. El mahkûm, solukları yettiği kadar direnecekler.

Onlar direnecekler, konuşmamız istemeyecekler, gece 3’lerde susturmak için alacaklar ama bir noktayı gözden kaçırıyorlar. Yıllar sonra hiç olmadığı kadar kendine güvenen, kötü gidişe ‘dur’ deyip durdurmayı başardığında şaşıran ama şaşırdığıyla da gurur duyan, politika sahnesinden atılmak istenmesine ilk kez olmasa da ciddi bir tepki koyabilmiş ve direndikçe güçlendiğini bir kez daha anlamış bir halk var karşılarında.

Eee, kusura bakmayacaksınız artık. Bu direniş, öyle iki üç uydurma belgeyle, ortaya atılan birkaç yalanla giriştiğiniz mazbata direnişine benzemez. Halkın kararlı bir şekilde direndiğinde neler başarabileceğini yine en iyi siz bilirsiniz…

İnsan neden hayvana işkence yapar

İnsanın şiddete olan eğilimi, küçük yaşlarda oluşmaya başlar. Eğer birey kendisini geliştiremez, duygularını kontrol altına alamazsa yeryüzündeki en korkunç varlığa dönüşebilir. Bir insan öldürmenin...

Erdoğan’ın İmamoğlu ile alıp veremediği

Yıl 1908… II. Abdülhamit istibdadı yıkıldı. II. Meşrutiyet ilan edildi… Türkiye 1908- 1918 arasında 10 yıl meşrutiyetle yönetildi. Atatürk 1923’te halk yönetimi olan cumhuriyeti kurdu. Cumhuriyet’in 79’uncu yılı 2002’de parlamentodaki üstünlüğü...

‘Konuşan kafasına tokmağı yer’ süreci

Gece saat 3 sularında, kapıya dayanıyor polisler. Çaldıkları kapı, ülkenin yetiştirdiği önemli iktisatçılardan birinin kapısı. Gözaltına alıyorlar, neymiş bir video paylaşmış falan fistan... Mustafa Sönmez'den...

Eğitimin dili sevgi olmalı

Yıllar önce okuduğum ve hiç unutmadığım, beni çok etkileyen bir okul müdürünün eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere göndermiş olduğu bir mektuptan bahsederek başlamak istiyorum. “Bir...

Mazbataya da çökeriz, kıdem tazminatına da

Benzin ve otogazda düzenleme... Elektrik ve doğalgaza fiyat ayarı... Üçüncü sınıf skeçlere bile konu oluyor artık kullanılan bu dil. Türkiye bunlara alıştı alışmasına ama...