Son günlerde burjuva medya Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yıldızını parlatmakta.

Sabah akşam, o televizyon senin bu televizyon benim, mekik dokuyor adam…

Sorulan çanak sorulara da öyle “güzel” cevaplar veriyor ki; karşımızdaki aksakallı sanki yılların demokratı… Ömrü barış ve insan hakkı savunmakla geçmiş… Yolsuzluklara, israfa karşıymış…

AKP ile yaptığı ittifak görüşmelerinin sonuçsuz kalmasını açıklarkenki söylemleri bile bazılarını cezbetmiş ki; “Erdoğan’ı Red gerekçelerini üç maddede tek tek açıkladı” gibi başlıklarla verdiler haberi.

Karamollaoğlu, AKP’nin siyaset üslubunu beğenmiyormuş. Kendileri siyaset üslubunun kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı değil kucaklaştırıcı olmasını istiyorlarmış. Memlekette barışın sağlanması gerekirmiş. İktidarı bir nimet vesilesi görüp yolsuzluk ve israfa yönelenler olabilirmiş ve bunlarla ciddi şekilde mücadele edilmeliymiş.

Devamında kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve liyakat savunusu da yapmakta.

Sanki “Erdoğan’ı durduracak kişi” gibi misyonlar yüklenmekte.

Ya da topluma böyle yansıtılmakta.

Ancak sosyal olayları ve siyasi kişilikleri değerlendirirken, bugününü anlamak için dününe bakmak gerekir.

Biz de üç maddede bu kişinin dününe bir bakalım.

Peki kimdir bu Karamollaoğlu?

Daha fazla uzaklara gitmeden söyleyelim; 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nın baş sorumlularındandır.

Onlarca ilerici aydının bulunduğu Madımak Oteli’nin katillerin sevinç naraları altında tam 8 saat boyunca yakılmasını seyreden Sivas Belediye Başkanıdır. Katliam sonrası bu Ortaçağcı gerici katil sürüsünü “gazanı mübarek olsun” diye selamlayan biridir.

Öyle ki, aradan geçen onyıllara rağmen bu canavarlığa Sivas katliamı demekten imtina eden, “Sivas hadiseleri” diye geçiştiren birisidir.

Ekim 2017’de katıldığı bir TV programında kendisine sorulduğunda; “Hakikaten katliam başka bir şey. Evet, 33 kişi can verdi, bunu kabul ediyorum. Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil.” diyecek kadar olayları ters yüz etmekten çekinmeyen ve hatta; “olayda yanarak ölen kimse yok, hepsi dumandan boğuldu” diyerek de bilinçli bir şekilde katilleri aklayan ve katliamı savunan birisidir.

Görüldüğü gibi, yıllar sonra bile hiçbir pişmanlık duymayan ve yandaşlarına en küçük bir eleştiri getirmeyen bu kişi barış yanlısı, insan hakkı savunucusu olabilir mi?

Ne diyordu Karamollaoğlu; “İktidarı bir nimet vesilesi görüp yolsuzluk ve israfa yönelenler olabilir ve bunlarla ciddi şekilde mücadele edilmeli”.

(Bu cümlenin öznesiz oluşunun tesadüf olmadığını, iktidarı nimet bilip yolsuzluğa, vurguna ve talana batmış AKP’gilleri doğrudan hedef almadığını belirtip geçelim...)

İyi de Refah Partisi iktidarında bu nimetleri hiç siz aşırmadınız mı?

Ya da lüks ve israfa siz hiç bulaşmadınız mı?

Tabii ki, bulaştınız…

Sizi ve AKP’gilleri siyasete kazandırmasıyla övündüğünüz hocanız Erbakan’ın mal varlığına ve yaşamına bakmak yeter de artar…

Ölümünden sonra çocukları arasında çıkan miras kavgası nedeniyle öğreniyoruz ki, hocanız;  421 bin dolar, 532 bin İsviçre frangı, 611 bin Alman markı, 148 kilo da külçe altının yanında onlarca daire, yazlık ve arsa sahibiymiş.

Oysa “Müslüman” hocanız 1969 yılında milletvekili seçilinde TBMM’ye verdiği mal beyanında ise; tüm mal varlığının, İstanbul Fatih’te bir apartman dairesi ve bir araba olduğunu bildirmiş. Daha sonra her beş yılda bir verdiği mal beyanlarında ise; İstanbul Kanlıca’daki 12 milyon dolarlık yalıdan, Ankara Demetevler’deki 11 katlı binadan ve Konya Un Sanayii ve Milda Kağıt Anonim Şirketi sahipliğinden ise hiç bahsetmemiş.

Yani kaçırmış.

Çocukların miras kavgası olmasa bunları da öğrenemeyeceğiz.

Bu bize bir şey hatırlatıyor değil mi?

AKP’gillerin reisi de İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olurken “bütün servetinin” parmağındaki alyans olduğunu söylüyordu?

Oysa aynı kişi şimdi Dünya’nın en zengin sekiz liderinden birisidir. Hatta AKP kurucularından ve Parti programını kaleme alan eski bakan Abdüllatif Şener’e göre reisin ve ailesinin serveti; “yüz ile yüzyirmi milyar dolar civarında”. AKP yöneticileri ise iki trilyonun üzerinde gayrımeşru servete sahipler.

Yine, Anayasa Mahkemesi’nce Refah Partisi kapatıldığında, daha önce yapılan hazine yardımının devlete iade edilmesi istendi. O zamanın parası ile bir trilyonu bulan bu para, sahte belgelerle harcanmış gösterildi ve iade edilmedi. Olay yargıya taşında ve “özel belgede sahtecilik” suçundan hocanız 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza kesinleşti. Ama hapse girmedi. Kişiye özel aflarla kurtarıldı.

Artık Bosna için yurt içinde ve dışında toplanan paraların Mercümek’leşip buharlaştığını da saymayalım.

Daha da çoğaltılabilecek bu vurgun, talan ve hukuksuzluklar “iktidarı nimet vesilesi görüp yolsuzluk” yapmak ya da “israfa yönel”mek değil de nedir?

Öyleyse bu hırsızlıkları yapanların, dürüstlüklerine güvenilir mi?

Gelelim bunların “toplumu kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı” siyasetlerine...

Yukarıda belirttik, Sivas’a geliş amaçları Pir Sultan’ı anmak olan 33 ilerici aydınımızı cayır çayır yakmak toplumu birleştirici bir siyaset midir?

“Refah Partisi Adil Düzen getirecek. Bu kesin şart, geçiş dönemi yumuşak mı olacak, sert mi olacak, tatlı mı olacak, kanlı mı olacak. Altmış milyon buna karar verecek.”,

“Refah Partisi’ne hizmet etmezsen hiçbir ibadetin kabul olmaz. Çünkü başka türlü müslamanlık olmaz. Refah bu ordudur. Bütün gücünle bu ordunun büyümesi için çalışacaksın. Çalışmaz isen patates dinindensin... Bu parti İslami cihad ordusudur. Kendi kendine CİHAD ediyorum diye faaliyette bulunamazsın. Kişinin müslümanlığı, cihada verdiği para ile ölçülür. Bir müslüman, zekatını götürüp fakire veremez. Zekatını beytülmale, cihad ordusunun karargahına, ilçe teşkilatının başkanlığına verecektir. Biz müslümanız. Biz Kur'anı hakim kılmak isteyene gideceğiz. Hepimiz Refahçı olmaya mecburuz, çünkü cihad ediyoruz... Şuurla Refaha çalışan cennete gidiyor. Neden? Çünkü Refah demek Kur'an nizamını hakim kılmak için çalışmak demektir.” (Bkz. RP Kapatma Davası İddianamesi. 1997) diyen bir anlayış birleştirici bir siyaset midir?

Diğer türban eylemleri vs. saymayalım.

Sonuç olarak, kim ne kadar zorlarsa zorlasın Karamollaoğlu’ndan demokrat da çıkmaz. Barışçı da birleştirici de olmaz.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bu Tefeci-Bezirgan sermaye temsilcileri tıpkı antik çağlardaki ataları gibi, dini alıp satmada, insanları Allah’la kandırmada ve her kalıba girmede çok ustadırlar.

Çünkü; Tefeci-Bezirgan sınıfı, dünkü bugünkü acemi çaylak sömürgenleri değildir. Binlerce yıllar tortulaşmış ve milletin ciğerine iliğine işlemiş GERİCİLİĞİN en ağır değirmen taşıdır. Bu sınıf Türkiye KÖYLERİNİ Sümerler çağından beri SÖMÜRGE'leştirmiştir. Türkiye köylülerimizi dünya yüzüne çıkartmayan "Köy Enstitüsü" kadar basit modern tekniğe ve kültüre bile kavuşturtmayan ve her gün biraz daha halkımızı hep öbür dünyaya, "AHİRETE" ısmarlayan yolsuz güç, Tefeci-Bezirgan sınıfıdır. Bu sınıf köydeki kentteki mutlak ve zalim ve müstebit SOYGUNUNU ve ETKİSİNİ yürütmek için gerekli en şeytanca domuzuna yolları yüzyıllar boyu, baba mirası olarak benimsemiş ve büyük bir bilinçle uygulamıştır, uygulamaktadır da.” (H. Kıvılcımlı)

O nedenle, kimse kaşarlanmış, sicili bozuk bu Ortaçağcıları topluma kurtarıcı diye yutturmaya kalkmasın.

Onlar; dün ne idiyseler bugün de öyledirler...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Levent Çelik 2018-03-08 12:39:55

Tefeci bezirgan sermayenin sözcüsü, Sivas'ın utanç verici olayının faili Temel , ancak ve ancak ortaçağcı iricayı savunanların temel adamıdır. Ondan bana göre değil demokrat insan olamaz. İnsan olamk erdem işidir. Soysuzlar ancak takiye yapar,sözde demokratlar da bunu yerler. Çünkü aynı davaya hizmet etmektedirler.Halkı aldatmak ve göz boyamak. Yazı çok güzel,yazarı kutluyorum.Halkımıza ayna tuttuğu ve bizleri aydınlattığı için. Elinize,yüreğinize sağlık.