Okuma yazma bakımından Türkiye toplumu; Cumhuriyet aydınlanma seferberliğiyle aydınlığa kavuştu. Kurtarıcı ve kurucu Gazi Maraşal Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleri ile yurttaş bilincine ve çağdaş uygarlığa ulaştı. Çoğulcu demokrasiyle de demokratik yurttaş tepkilerini ortaya koymayı öğrendi.

Yokluk ve yoksunluklar içinde çağdaş bir yaşam düzeyini yaşamaya başladığı süreçte; demokratik seçimlerle iktidara getirdiklerine karşı hak edilen eleştirilerde çekingen davranmamaya başladı.

Bu süreçte, gelmiş geçmiş en demokrat Başbakan olan Bülent Ecevit; Kıbrıs nedeniyle düşmanlık besleyenlerin yönelttikleri ekonomik ablukalara direnirken, ekonomik sıkıntı duyan  bir esnaf; Başbakanlık binası bahçesine “kasa” fırlatmasıyla protesto edildi. Başbakan Bülent Ecevit, son derece saygı gösterdi.

O olaydan 30 yıl sonra, Cumhuriyet kazanımlarını haraç mezat satan, Laik Cumhuriyet rejimini teokratik rejime dönüştürme özleminde olan Cumhuriyet’in nankörleri iktidar oldu. 17 yıldır bu protesto olayını hatırlatıp ayıplarını mazur gösteriyorlar!

“Yurtta sulh dünyada sulh” ilkesiyle “tam bağımsız Türkiye” , hanedan ve saltanat peşinde olanlar tarafından bu idealden saptırıldı. Mezhepçi bir politikayla “sıfır düşmanlık” komşuluğundan ateş çemberine sokulan bir Türkiye yaratıldı. Osmanlı’nın son elli yılındaki ekonomik dar boğazlara sokuldu.

İktidar olanlar, ekonomik krizleri, popülist ve demagojik söylemlerle gündem değiştirirken; “bölünmez bütünlük” ülküsünü zaafa düşürecek ayırımcılıklar yarattılar.

Emperyal ABD’nin dürtüleri ve “eşbaşkanlık” kabadayılıkları ile BOP uygulama alanı Ortadoğu batağına saplanıldı. Terör nedeniyle oluşan hasar kadar, Türkiye’ye büyükler yüklenildi. Bu nedenle bir taraftan işsizlik büyüdü, bir taraftan mutfaklarda yangın harlandı.

Türkiye yurttaşları, Mondros Mütarekesi’ne rağmen; asla bugünkü kadar umutlarını yitirmemiş ve onurundan ödün vermemişlerdi.

Ama ne yazık ki AKP ve Recep T. Erdoğan iktidarları döneminde umutlar da yitirilmeye başlandı.

Onurundan ödün vermeyenler, AKP iktidarları döneminde umutlarını da yitirdiler. Oysa Ecevit iktidarına kasa fırlatan; sadece karından kayıplar yaşamanın hırsıyla tepki göstermişti.

Bugün ise yurttaşlar; demokratik tepkiyi “hainlik” olarak niteleyen iktidara; yaşamlarını fırlattılar. Hayatlarına son vererek protestoda bulundular.

Kasa fırlatmadan da, Gezi direnişinden de öte dramatik bir tepki gösterdiler.

Dinci örgütlemenin en yoğun olduğu Fatih’te; açlıktan onursuz duruma umutsuzluğuna larşı, dört kardeş arsenik içerek yaşamlarına son verdiler.

Devletin kolladığı ve iktidarın özel ilgisini hak ederek 622 milyon liralık vergi borcu silinen Elektrik Kurumu sahibi şirket; kuru ekmek bile bulamayanların elektriğini keserek karanlığa mahkum edilmişlerdi. Bu durum, bardağı taşıran damla olmuş.

İktidar ve ulemasının umrunda olmadı. Üstelik; “inançsız oldukları için intihar etmişler” şeklindeki karalama insafsızlığını gösterdiler.

Ardından Antalya’da yaşan dramla vicdanı olan Türkiye sarsıldı: Bir baba, günlerce aç kalan çocuklarının daha fazla acı çekmelerine katlanmayarak ailesiyle birlikte bu açgözlü gaddar insanlardan Hakk’a yürümekte çare buldu!

Ne yaman bir protestodur!

Ve ne yaman utanmazlıktır ki bir mevlit gününde bile saltanat uleması, bu dramları yaşatan yönetimi övme ve enflasyonun %8.55 olduğunu söyleme yarışına girdiler; gündemi saptırdılar!

Atatürk Orman Çiftliği yeşilliğini “saray” ve “ABD rezidansı” için feda edenler, mevsimsiz ağaç dikme töreni düzenleyerek “Osmanlı Hanedan” dönemini övüp “Cumhuriyet” dönemini yerdiler.

12 Eylül sonrasındaki en demokratik eylem olan “Gezi Eylemi” gibi, bu dramları zem ettiler.

Onurlu insanların yaşamlarına son verme dramatik eylemini  gündemden çıkardılar!

YOKTUR BULGUR AŞI GEZER BÖLÜKBAŞI

Bugünkü Türkiye’yi en iyi tanımlayan söz; “evinde yok bulgur aşı, kendi geze bölükbaşı” atasözüdür.

Ekonomik bunalımın tavan yaptığı son yılda hükümet; hamaset ve partizanlıkla içte ayakta durmaya çalışıyor. Ancak dışarda, birilerine boyun eğişine artık gizleyemiyor.

10 Kasım’da bile sayesinde ulaştığı Cumhuriyet yönetimini  kötüleyen Cumhurbaşkanı ve parti Genel Başkanı; ülkenin değil partisinin geleceğini önceliyor.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Devlet protokolunun Anıtkabir’de toplanması sonrası teşrif eden Cunhurbaşkanı; AKP Genel Başkanı kişiliğiyle gitmiş olmalı ki; CHP’li grubun elini bile sıkmamıştı. Böylece, “bölünmez bütünlük” ilkesini parçalayan söylemlerden sonra da fiili eylemde bulunmuşu.

Bunun hemen ardından gelen 10 Kasım’da aanıtkabir “şeref Defteri”ne yazdıklarının “kerhen” olduğu anlamına gelen açıklamalarda bulundu. Basın toplantısında, Osmanlı hanedanı ve saltanatını överek Atatürk’ün bir Osmanlı askeri olduğunu ihsas etti.

Kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk; Osmanlı’nın ümmi olan bir askeri değil; Harbiyeli bir kurmay idi. Galiçya’dan Libya’ya, Çanakkale’den Arap çöllerine koşarak ülkesini savunmaya çalışan bir yurtseverdir. Recep T. Erdoğan’ın muteberi Binali Erdoğan’in “Çanakkale geçilmez deniyor, işte köprüyle geçiyoruz” dediği Çanakkale’yi “geçilmez” kılarak İstanbul işgalini önleyen kahramandır. İngiliz himayesine sığınarak tahtını korumaya çalışan Osmanlı Hanedanı’nın onurunu da Milli Mücadele ile kurtaran önderdir.

Atatürk; AKP’lilerin “ata” diyerek özendiği hanedan döküntülerinin değil; Hüdevendiğar’ların, Fatih’lerin ülküdaşı bir askerdir. Emperyalist amaçlı değil, barış sevdalı bir cephelerde yoğrulmuş bir halkçıdır. Ümmetci değil, yurttaşcıdır. İnancın, kendi dilinde öğrenilmekle gerçekçi olacağınaı gören bir Osmanlı askeridir. 36 padişah ve 235 Sadrazam’ın hangilerinin devlet adamı olduğunu yaşayarak bilendir.  Ve Tam bağımsız Türkiye’nin kurulmasını sağlamakla; aslında Osmanlı Hanedanının geldiği Osman Gazi ruhunu huzur bulmasını sağlayandır.

Osmanlı başkent olan İstanbul’daki ordunun komutanlığına  okur yazar bile olmayan 78 Hasan paşa atanırken; Harp Okulu çıkışlı çağdaş eğitimli subayların neden ısrarla uzaklardaki 2. Ve 3. Orduya gönderildiğini değerlendiren bir kurmaydır.

Osmanlı Devleti’nin Saray israfları ile liyakatsız padişah ve devlet adamlarıyla nasıl ekonomik bağımlılık içine girdiğini, bu nedenle “hasta adam” olarak nitelenerek tasfiye edildiğinin acısını iliklerinde duyan bir idealist askerdir.

Yazık ki bu niteliklerden habersiz kimseler, “Gençliğe Hitabet” belgeselini ispat eder söylem ve eylemler içine girebilmektedir!

Örneğin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı; emperyalist ABD’nin BOP eşbaşkanlığı ile övündü. Sonra; başında bulunduğu Türkiye’nin parçalanmasına çalışan ayrılıkçıların sırtını sıvazlayan aynı devletten hakaret dolu mektup ve tweet alıyor. Buna rağmen, içte sert çıkışlarla herkesi fırçalamasına karşın; ABD’ye sesini çıkaramamaktadır. 9 Kasım 2016’da seçilen Trump’u telefonla tebrik ettikten sonra da 9 kez Beyaz Saray’a giderek aynı ABD Başkanını ziyaret etti. Sonuncu gidişi de; Barış Pınarı Harekatı nedeniyle “tahkir” mektubuna rağmen gerçekleştiriyor!

Recep T. Erdoğan; ilk kez siyasi yasaklı olduğu 2002 sonlarında Beyaz Saray’a gitti. George Bush ile yaptığı bu görüşmeden sonra “1 Mart” tezkeresi TBMM’e gelmişti.

2005 yılında Beyaz Sarayı ziyaretinden sonra da, “BOP Eşbaşkanı” olduğunu övünerek açıklamışti. 2006 ve 2007 yıllarında yaptığı Beyaz Saray ziyareti sonrasında ise; Türkiye “Kürdistan” sözcüğünü kullanmaya başladı ve “Çözüm Süreci” başlattı.

2009’da ise, Beyaz Saray’ın yeni sakini Obama idi. Bu ziyaretin sonrasında Türkiye “Çadır Mahkemesi” kurdu; üniformalı gerillalarına Diyarbekir sokaklarında şov yatırdı. Cumhuriyet Bayramı günü Peşmergelerin Türkiye’den Suriye’ye geçişi sağlandı.

2010 ziyaretin ardında ise; Türkiye ile suriye arasında sınırlar kaldırıldı ve ortak kabine toplantıları yapıldı: ama Suriye iç savaş ve parçalanma sürecine girdi.

2011’de müteaddit telefonlar sonunda ,” NATO’nun Libya’da ne işi var” açıklamasından sonra NATO’nun yanında Libya’ya Türk uçakları ve askeri gönderildi.

2012’de yapılan telefon görüşmesinden sonra Obama’nın elinde beyzbol sopası olan fotoğrafı yayınlandı.

2013 yılında Beyaz Saray’da Obama ile yemek yenildikten sonra, Türkiye Suriye muhalfetini ÖSO adıyla eğitip donatarak Suriye içişlerine fiilen müdahale etti; PYD lideri Salih Müslim’i Ankara’da ağırladı(2014).

G-20 Zirvesi için 2015’te Antalya’ya gelen Obama ile yapılan görüşmeden sonra “Halkbank” olayı patlak verdi ve Rıza Zarraf Amerika’da tutuklandı.

2016’da Nisan’ında Beyaz Saray’da Obama ile yapılan görüşmenin ardında Türkiye’de                  “15 Temmuz” darbe girişimi yaşandı

2017’de Beyaz Saray’ın yeni sakini D. Trump’ı telefonla tebrikle yetinmeyen Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretinde “korumalar”sorunu patlak verdi.

Sürecin sonunda Recep T. Erdoğan; ABD’nin BOP eşbaşkanlığından, “dengesiz” Trump’un yazılı ve sözlü hakaretlerine muhatap olma ve sessiz kalma sürecine evrilldi.

13 Kasım’da yapılacak Beyaz Saray ziyaretinden sonra “evde yoktur aşı gezer bölükbaşı” olup olmadığımız bir kez daha görülecektir.

PROF. SOYSAL ‘I YİTİRDİK

Türkiye’nin gelmiş geçmiş Anaysa metinlerinin en demokratik olan “61 Anayasası” hazırlayıcılarından biri; Prof. Mümtaz Soysal’dır.

Aramızdan ayrıldığı güne kadar Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması için hukuk üstünlüğünün gerekliliğini savundu. Kısa süreli dışişleri Bakanlığı döneminde de “tam bağımsız” olma gereği olan dış politika alanında idol oldu.

Uzun koşuyu, onurlu bir yurttaş olarak tamamladı.

Rahmeti bol, kabri aydınlık olsun.

Ailesi ile sevenlerine başsağlığı diliyorum.

 

 

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.