Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan 15 Ocak günü düzenlediği basın toplantısıyla Kanal İstanbul projesine ilişkin detayları açıkladı. 65 milyar TL’lik bu yatırımın güzergahı olarak 45 kilometrelik Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu koridoru tespit edildilmiş.

Bu "çılgın proje" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken 2011 yılı seçim kampanyası çerçevesinde açıklanmıştı ilk kez. Daha önce “keşke şöyle bir kanalımız olsa” diye halktan bir talep olduğunu duydunuz mu hiç?

Projenin ayrıntıları ile ilgili detaylara yayımlanan haberlerden ulaşmak mümkün. Yazımızın konusu bu değil. Biz burada, bu projenin ülkenin hangi (acil veya değil) ihtiyacına çözüm getireceği, ilk açıklandıktan yedi yıl sonra neden ısrarla sürdürüldüğü konularına yanıt bulmaya çalışacağız.

Bu proje, AKP hükümetleri işbaşına geldiğinden beri devam eden büyük yatırımlarının bir parçası. Önce bölünmüş yollarla başlayıp sonra otoyollar, boğaza 3. Köprü, Marmaray tüp geçidi, İzmit Körfezine köprü, İstanbul’a 3. Havalimanı ve şehir hastaneleri gibi. Bilindiği gibi (işletilmekte olan) bu yatırımlar sürekli zarar ediyor, hazine (yani vatandaş) zararı karşılıyor. Şimdi de Türk toplumunun hangi önemli ihtiyacını karşılayacağı anlaşılamayan Kanal İstanbul Projesi.

Saydığımız bu büyük yatırımların ülke açısından önemli ekonomik kazanımlar oldukları açık. Zaten AKP de bu yatırımları seçim propagandalarında son derece etkili bir şekilde kullanmakta ve vatandaşı bu şekilde önemli ölçüde etkilemektedir. Bu büyük yatırımların kesintisiz sürmesinin, sundukları hizmetler ve avantajlarının ötesinde çok daha önemli işlevleri var iktidar açısından. İşte oldukça önemli bu hususu biraz açmakta fayda var.

HER İKTİDAR KENDİ SERMAYEDARINI NEDEN YARATIYOR?

Ülkemizde uzun dönem iktidarda kalan hükümetlerin kendi sermayedar guruplarını yarattıkları ve geliştirdikleri bilinir. Önce Menderes ve Demokrat Parti dönemi zenginleri, 12 Eylül sonrası Özal dönemi zenginleri ve son olarak AKP döneminde palazlanan ve çok büyük güç elde eden bir avuç sermayedar.

Son on beş yılda devasa olarak büyüyen bu sermaye gurubu, önce ki dönem sermaye guruplarından çok farklı. Bahsettiğimiz bütün bu büyük projeler bu az sayıda ki şirketler tarafından yürütülüyor. Adı “ihale” olan bu projeler ne yapıp edilip bu şirketlere bir şekilde veriliyor. İktidar destekli olduğu söylenen bu şirketler dışında, ülkenin diğer köklü ve büyük şirketleri yanına bile yaklaşamıyor bu büyük ihalelerin.

Uzun zamandır kentsel rant ve inşaata dayalı ekonomik büyüme modeli iyi kötü istihdam ve ekonominin canlılığını sağladı. Bu dönemlerde sanayi üretimine, tarıma, teknolojik gelişmeye, ihracata, istihdama dönük pek elle tutulur gelişme sağlanamadı. Üretim ve ihracat yeterli olmadığı için cari çok yükseldi. İyi kötü işleyen, istihdam ve ekonomide bir ölçüde canlılık sağlayan inşaat sektörü dışında kısa dönemde ülke ekonomisini çevirebilecek başka bir ekonomi dinamiği yaratılamadı. Bu sebeple inşaat ve büyük yapı projelerinin kesintisiz devamı gerekiyordu.

Büyük projelerin hayata geçirilmesinde tüm dünyada uygulanan iki temel yöntem var;

Birincisi doğrudan devlet eliyle, kamu kaynakları ile yapılıp işletme gelirinin hazineye zaman içinde geri dönmesi yöntemi. Ülkemizin bütçesinin bu büyük projeleri karşılamayacağı iyi biliniyor. Devlet dış borçlanma ile kredi alarak bu projelere girişirse, hazine borcu devasa büyümüş görüneceğinden bu yöntem uzun zamandır tercih edilmiyor.

İkinci yöntem ise, özel sektörün dış borçlanma ile bu büyük projeleri gerçekleştirmesi. Böyle devasa kredileri de dış bankalar öyle kolay vermiyor.

AKP hükümetleri bir üçüncü yol buldular; özel sermayenin hazine garantili dış borçlanması. Aslında bu krediler doğrudan devletin borcu gibidir.

Peki neden bu 3. yöntem ve sürekli inşaat sektörüne dayalı kalkınma tercih ediliyor? Bize göre açıklamaya çalışalım sebeplerini;

BİR TAŞLA KUŞ SÜRÜSÜ VURMAK ŞÖYLE OLUYOR:

1-Devlet borcu olarak görülmüyor: Bu dış krediler (kağıt üstünde) devletin hazinesinin dış borcu sayılmadığı için toplam dış borç daha az görülüyor.

2-Aşırı maliyetler önemsenmiyor: Devletin hazinesinden doğrudan (şimdilik) para çıkmadığı için, projelerin dünya standartlarına göre çok çok daha pahalıya mal edilmesi ve yüksek kar marjı önemsenmiyor. Özel sektöre büyük ve haksız kaynak aktarımı sorunu kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor.

3-Geçici istihdam sağlanıyor: Bu inşaatlarda birkaç sene boyunca binlerce insan çalışıyor. Özel sektör böylece (her hangi bir yatırım-üretim ve ekstra maliyet riski taşımadan) geçici dönem istihdam sorununu nispeten gidermiş oluyor.

4-İnşaat yan sanayi de gelişiyor: Bu büyük projeler bir taraftan “seçilmiş” sermayeye büyük kaynakları aktarırken, bunun yanında inşaat yan sanayi, taşımacılık gibi sektörlerle proje çevresindeki yerel esnafın ve halkın da bir ölçü de refahı artıyor.

5-Piyasaya sıcak para giriyor: Uzun dönem ödemeli dış kaynaklı sıcak para, yukarıda saydığımız yollardan iç piyasaya giriyor, ekonomide canlılık ve geçici rahatlama sağlıyor. Günü kurtarma üzerine kurulu ekonomik yönetim bu şekilde başarılı izlenim veriyor.

6-Yapımcı müteahhit risk taşımıyor: Öyle bir yatırım düşünün ki, sermayeyi devlet garantisi ile dış bankalar veriyor, işi bitirdiğinde işletme zaten sende. İşletme geliri devletin taahhüt ettiği aylık getiriyi sağlamıyorsa devlet bütçeden farkı ödüyor. Sıfır riskli ballı-kaymaklı bir iş değil mi? Kim olsa yapar. Abartı yok, işler tam böyle yürüyor.

7-“Büyütülen sermaye” bu iyiliği “karşılıksız bırakmıyor”: Bu şekilde büyük paralar kazanan sermayenin, bu imkânı kendisine “bahşeden”lere (çeşitli şekillerde) destek olmayacağı düşünülebilir mi? Alınan işin hacmine göre belirli yüzdelerin ödendiği de söyleniyor (ama yalansa günahı söyleyenlerin boynuna!) En azından, seçim dönemlerinde halkın “ikna edilmesi” için üçe-beşe bakılmadığı, büyük paraların harcandığı bilinmiyor mu? Devasa seçim kampanyaları, afişlerle pankartlarla gökdelen giydirmeleri, yüzbinlerin meydanlara toplanmaları, bunlara ikramlar ve diğer kampanya giderleri nasıl karşılanacak ki? “Malum tapeler” de milletin anasını hayırla anan (!) işadamları tek başına mı götürecek bu ballı börekleri? Tam bir “kazan-kazan (win-win)” sistemi değil mi?

8-Seçimlerde etkili propaganda aracı oluyor: “yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluk” sorunlarını gidermek için iktidara gelen AKP bu sorunları gidermek yerine büyüttü. Ama seçimlerde evire çevire kullandığı ve ciddi şekilde oya çevirdiği ana tema bu projeler, yollar, köprüler oldu. Hiçbir zaman bu yollardan, köprülerden, tüp geçitten geçmese de bunların maliyetine (vergileri ile) ortak olan, bu eserlerle “ülkemizin dünyada çok kıskanıldığını” düşünen saf ve temiz vatandaşımız oyunu AKP den esirgemedi.

AKP iktidarları büyük projelerin (burada sayılan ve sayamadığımız) getirilerini çok iyi hesapladı ve sonuçlarını değerlendirdi. Bu sebeplerle benzer büyük projelerini bir şekilde sürdürmektedir ve buna büyük ölçüde eli mecburdur.

Şimdi, baştaki sorumuzun yanıtını vermiş olduk. Kanal İstanbul projesinin niçin inatla gerçekleştirilmek istendiği daha iyi anlaşılıyor değil mi bu değerlendirmeler ışığında?

BÜYÜK PROJELER NASIL HAYATA GEÇER?

Olumsuz çevresel etkileri çok ciddi olacak bu devasa proje için her türlü fizibilite yapıldı diyor iktidar. Yaptıkları yapacaklarının teminatı ise, biliyoruz onların “fizibilite” den ne anla(ma)dıklarını!

Bu işler şöyle yürüyor; Önce ne tür bir proje yapılacağı üst mevkilerde kararlaştırılır. Lider helikopterle gezerek uygulamanın nereye yapılacağını belirler. Sonra fizibilite yapıcılar bu amaca uygun çevre etütlerini filan bir şekilde “uydurur”. Uymasa da sorun olmaz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kararı ile şıppadanak 'ÇED raporu gerekli değildir" kararı verilir, iş böylece kılıfına uydurulur, olur biter.

Diğer teferruatlar ve ayak bağları ile uğraşacak halleri yok ya! Her şeyi bilene bir şey öğretilebilir mi? Ne hadlerine!

Ayrıca Bakanlar Kurulu tarafından (proje 7 yıl beklerken acelesi yoktur ama) “acele kamulaştırma” kararı da alınır ki, arazi sahiplerinin itirazları ayak bağı olmasın.

2015 yılında Danıştay Hükümetin 3. Havalimanı için aldığı 'acele kamulaştırma' kararını durdurmuştu güya. Ama ne oldu, inşaat hız kesmeden devam etti. Böyle basit engeller büyük hedeflere ulaşmaya engel olamazdı çünkü! Zaten yargı (bilindiği gibi) böylesi lüzumsuz engeller çıkartmayacak şekilde dizayn edildi çoktan.

Toplumun geleceğini ve ülkeyi ilgilendiren böylesi büyük bir projede Üniversitelerin, deniz ekolojisi bilim insanlarının, ilgili (mimarlar-mühendisler vb.) meslek odalarının, uluslararası hukuk uzmanlarının, ilgili kuruluşların ve kamuoyunun bilgisine başvurulması, tartışılması gerekmez miydi? Safça bir soruydu, farkındayım, geri çektim sorumu!

PROJENİN CİDDİ SAKINCALARI

Bu projenin gerçekleşmesi halinde oluşacak çok ciddi zararlar ayrı ayrı inceleme konusudur ama, kısaca değinecek olursak;

-Telafisi olamayacak çevresel-ekolojik zararları olacak (bu konuda ciddi bilimsel öngörüler yapıldı, raporlar yazıldı, ama dikkate alınmadı),

-Kuzey ormanlarından geride kalanları da bitirecek,

-Haksız yere büyük sermayeye çok büyük rantlar aktarılacak,

-Toplumun hemen hiçbir gereksinimini karşılamayacak,

-Montrö antlaşması gereği İstanbul boğazı uluslararası gemiler tarafından kullanılmaya devam edecek, yabancı gemilerden geçiş ücreti alma beklentisi gerçekleşemeyecek,

-Beklenen ekonomik getiriyi sağlaması ütopyadır, yatırımın getirisi bu borcu karşılamaya yetmeyecek,

-65 milyar TL çok devasa bir bütçe, bu borcu yine hazine, yani bizler ödeyeceğiz. Çocuklarımızdan sonra torunlarımızı da gereksiz yere büyük borç altına sokulacak.
 

SONUÇ: Üretim ekonomisi yerine inşaata dayalı ekonomik çarkı döndüreceğiz diye, ekolojinin ve geleceğimizin heba edilmesi reva mıdır?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ERDİNÇ AYTAK. 2018-01-17 13:56:26

SAYIN HAKAN FIDAN ,KANAL YAZINIZ VİRGÜLINE KADAR DOĞRU GETIRECEGI KULFET BUGÜN ANNAMIYACAGIMIZ KADAR ÇOK OLABILIR .HATTA YOK OLMAMAK IÇIN CABA SARFEDEN MARMARA DENİZI EBEDIYETE KADAR YOK OLABILIR.BU RİZKLER VARKEN BUNUN MALİ KÜLFETINDEN HIC BAHSETMIYORUM .AMA YER ALTI ZENGINLIKLERIMIZIN YERINDE YATARKEN VE BUNU ANINDA PARAYA CEVIRME IMKANI VARKEN . HİÇ BİR ÇABAMIZIN OLMAMASI NEYLE AÇIKLANA BILIRKI ..AMA BUNCA RİZKLİ VE SONUCLARI BUGUNDEN ASLA KESTIREMEZ BİR PUROJENIN GUNDEMDE OLMASI .AKLEN İZAH ETMEK ÇOK ZOR...

Avatar
Resul şankazan 2018-01-17 14:54:21

Eleştirinde çok haklısın. Yalnızca çevresel bir sorun ve iktidarın masalarına rant sağlamakla kalmayacak, çevresinde oluşacak yoğunluk, düzensiz kentleşme ve sosyal bozuklukları da artıracak.

Avatar
İDRİZ ÖZKAYA 2018-01-17 16:31:27

Kanal İstanbul:
Hiç bir jeolojik bilgi ve belgeye dayanmadan sıradan bir vatandaş olarak yorum yapıyorum. Hiç bir kurum veya kuruluşada muhalif olsun diye değil. ŞİMDİ EKONOMİ UÇURUMUN EŞİĞİNDE iken milyarlarca dolarlık bir proje ne getirir ne götürür.Aciliyeti varmı? Vatandaş olarak bizden götüreceği kesin. Şöyle ki;
1-Parası olan siyasi gücü olan bu güzergahta büyük araziler aldı şimdi milyon-milyar dolar paralarla oynayacak kim kazanacakmış bu projeyi yaptıran veya yakınları.
2- Siyasi gücü olan veya yakınlarının desteklediği mütehaitler taşeronlar, ihaleye çıkaranlar.
3- Bu proje sonrası burada işletmeler taşımacılık yapacak olan siyasi gücü olan veya yakını uyanıklar.
Kimler zarar görecek.;
1- Kendine ev bile alamayan o semte yakın vatandaş hiç ev veya arsa alamayacak.yapamayacak
2 Kanal tabanı su geçirgenliği bilinmediğinden deprem bölgesi çevrede olası depremde sıvılaşma fazla olacağından istanbulun yarısı toprağa gömüleblir ( Kötü senearyo İTÜ-OTÜ açıklasın OlasıDurum)

Avatar
İDRİZ ÖZKAYA 2018-01-17 16:33:38

HARİKA TEK KELİME İLE SÜPER

Avatar
Çağlar 2018-01-17 16:52:59

Proje; Türkiye halkına külfetten başka bir şey getirmeyecektir. Yaratttıkları rantı, bugüne kadar yaptıkları gibi kendi aralarında pay edecekler. Bedelini Türk halkının sırtına vuracaklar. Bir boğaz varken alternatif bir boğaz yaratmannın akılla, bilimle, ahlakla açıklanacak bir yanı yoktur.

Avatar
Hayri Kaplan 2018-01-17 22:20:07

Dünyanın en güzel Lagün göllerinden olan Küçükçekmece gölü ortadan kalkacak ve içindeki bütün tatlı su balıkları ölecek, İstanbul boğazında Karadeniz'e açılan kısım marmaraya açılan kısıma göre 30 cm daha yüksektir, bu nedenle karadenizden marmaraya üstten az tuzlu, alttan ise çok tuzlu akıntı vardır, ikinci kanalın açılması bu akıntı düzenini bozacağı için bir süre sonra boğazlar ve marmara sülfür gazı yüzünden çürük yumurta gibi kokacaktır, ancak bunlar hiçbir zaman onların umurunda olmamıştır, doğa kendisine yapılan müdahalenin intikamını çok kötü alır. Bunların tek derdi rant sağlamak ve seçim yatırımı olarak kullanmaktır.

Avatar
Fulya paydak 2018-01-17 22:41:42

Yazınız çok açıklayıcı umarım okuması gerekenlerede ulaşır.tebrik ederim

Avatar
Memet Karabulut 2018-01-26 10:39:05

"İstanbul'a İhanet Ettik" diyen adam şimdi de Marmara'ya ihanet etmeye hazırlanıyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Marmara senin iç denizin olabilir ama Karadeniz senin iç denizin değil. Marmara'ya göre 30 cm yüksek olan Karadeniz'in seviyesi düştüğünde bundan diğer ülkeler de etkilenecek. O ülkelere bunun izahını yapamadığın gibi hesabını da veremezsiniz.

banner72