Kadın erkek eşitliği konusundaki hak savunuculuğunun artık ülkemizde de etkin bir biçimde yapılması, kadın hakları aktivistlerinin daha cesur olması, kollektif örgütlerin de kurulmasıyla gerçekleşmeye başladı.

Ancak kanunlarımıza göre kadınlar evlendikleri zaman eşlerinin soyadını alır ve çocuk da buna bağlı olarak babasının soyadını kullanır.

Kadının kendi soyadını kullanma hakkı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından 30.09.2015 tarihinde verilen kararla mümkün olmuştu. Kararda evlenmekle aldığı kocasının soyadının iptaline ve sadece kendi soyadını kullanmasına izin verilmesine karar verilmiştir. Nitekim evlilik sonrası kendi soyadını kullanamayarak eşin soyadını alma zorunda bırakılan kadının içinde bulunduğu durumun gerek insan Anayasa’ya gerekse eşitlik ilkesine aykırı olduğu kabul edilmiştir. Bu amaçla kendi soyadını kullanmak isteyen kadınların artık Aile Mahkemelerinde dava açarak kendi soyadlarını kullanabilmesi mümkün kılınmıştır.

Buna karşın boşanan bir kadın çocuğuna kendi soyadını verebilme hakkına henüz Yargıtay’ın 9 Nisan 2018’de vermiş olduğu karar sayesinde velayetini aldığı çocuğu için Aile Mahkemesi’nden talep ederek kavuştu!

Bu kararı Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan, sosyal medya hesabından “Tarihi kararımız” diye duyurdu.

Hukuki süreç ise tabii ki kadın için yine çok sancılı geçti. Diyarbakır 1. Aile Mahkemesi’nin kararıyla eşinden boşanıp çocuğunun velayetini alan anne Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, velayeti kendisinde bulunan çocuğuna boşandığı eşinin soyadı yerine kendi soyadının verilmesini 24 Şubat 2012 tarihinde talep etti. Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi önce 16 Nisan 2012’de aldığı kararla 21 Haziran 1934’ten beri yürürlükte olan 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadını alır” ifadesinin AYM’nin 8 Aralık 2011 tarihli kararıyla feshedilmesi gerekçesiyle kabul etti. Temyize götürülen karar Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 6 Haziran 2012 tarihinde “doğru nesepli çocuğun; babanın (ailenin) soyadını taşıyacağı, boşanma ve ölüm üzerine velayetin annede olmasının soyadında herhangi bir değişikliğe neden olmayacağı, babanın soyadı ve çocuk reşit olduktan sonra kendi soyadı, usulüne uygun olarak açacağı bir dava sonunda verilecek bir kararla değişmedikçe çocuğun soyadının da değişmeyeceği” hükmünün yer aldığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 321. Maddesi gerekçesiyle bozuldu. Hukuk mücadelesi yine devam etti ancak anne yine sonuç alamadı

En nihayetinde 20 Mayıs 2013’te AYM’ye bireysel başvuru hakkını kullandı. AYM’nin 2015’te verdiği kararda 2525 Sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin 2 fıkrasının AYM tarafından feshedilme gerekçesine atıfta bulunularak, kadın ve erkeğin evlilik süresince evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları gerektiğine ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerine işaret edilmişti. Gerekçeli kararda ilgili maddenin, eşlerin, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda oldukları, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayrım yapılması sonucunu doğuracağı, bunun da Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptal edildiğinin altı çizilmişti.

Ancak yine de kadın evlilik birliği içinde çocuğun kendi soyadını verebilme hakkına yine sahip değil. Burada önkoşul boşanma ve ortak çocuğun velayetini alabilmek olmuştur.

Peki bu durum neden böyle?

Ataerkil bir toplumdan gelmek gerçekten kadınların kendi soyadlarını çocuklarına verememeleri için yeterli bir sebep mi? Çocuğu doğuran ve soybağı doğumla doğrudan kurulan kişi anne iken, “kadın” olmasından kaynaklı bu hakkının elinden alınması elbette ki hiç adil değil.

Dünyadaki örnekler ise bizdekinin tam aksine kadının benliğini koruması için tasarlanmış yasalarla soyadları korunuyor. Türkiye gibi olan Dünya üzerindeki istisna olarak Japonya göze çarpmaktadır. Japonya’da evli çiftlerden, eşlerden birinin soyadını aile adı olarak seçmeleri beklenmekle beraber çiftlerin %96’sı aile adını kocanın soyadı olarak belirliyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde kadınların evlendikten sonra da önceki soyadlarını kullanmaya doğrudan devam edebiliyorlar. Fakat Kanada’nın doğusundaki Quebec eyaletinde ise evlenen kadınlar, isteseler de istemeseler de önceki soyadlarını kullanmayı sürdürmek zorunda kalıyorlar. Bu uygulama 1981 yılından beri devam ediyor. Yani kadının kendi soyadını kullanması burada kendi benliğini koruması adına bir zorunluluk haline gelmiş, Quebec İnsan Hakları Bildirgesi’nden hemen sonra yürürlüğe giren bu uygulama ile cinsiyet eşitliğini sağlamak temel amaç olmuştu.

İtalyan kadınlara kendi soyadları ile beraber kocalarının soyadlarını kullanmaları seçimlik bir hak olarak tanınmış olmasına karşın yine kadınların 1975’ten beri yasal olarak soyadlarını değiştirmeleri mümkün değil.

Belçika’da da İtalya’ya benzer olarak evlilikten sonra soyadı değiştirilmesine izin verilmiyor.

İspanya ve Şili gibi İspanyolca konuşulan ülkelerde de aynı şekilde, gelenekler kadına önceki soyadını korumasını zorunlu tutuyor.

Fransa’da ise 1789’da yapılan düzenleme sebebiyle kişiler doğum belgesinde yer alan isimleri dışında herhangi bir isim kullanamıyorlardı. Kadınlar ise günümüzde yasal olarak evlendikten sonra soyadlarını değiştiremiyorlar. Fakat hem kadın hem de erkek eşinin soyadını kabul edebiliyor.

Hollanda’da ise Fransa ile benzer olarak kâğıt üzerinde doğumla kazandıkları soyadları ile tanımlanan kadınlar sadece özel durumların varlığı durumunda eşlerinin soyadlarını kullanabiliyorlar.

Yunanistan’da da Feminizm akımının etkisiyle 1983’ten itibaren tüm kadınlara evlendikten sonra da önceki soyadlarını koruma hakkı tanınmıştır.

Malezya ve Kore’de kadınların evlendikten sonra kocalarının soyadlarını almasına dair bir yasaklama olmamakla beraber önceki soyadlarını korumaları yerel bir gelenektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.