Ergenekon Davasının “son” Savcısı mütaalasını açıkladı ve dedi ki “Ergenekon adlı bir örgütün varlığı ispat edilememiştir.” Bundan tam 11 yıl önce başlayan, bir çok insanın hayatını karartan, acı ve mağduriyete sebebiyet veren dava birbiriyle taban tabana zıt iki ayrı süreç geçirdikten sonra gün itibari ile kapatıldı.

Dava sebebi ile yaşanılan acılar, ölümler ve mağduriyetlerin hiç biri telafi edilemeyecek. Kararın hukuki olarak da hiçbir ehemmiyeti olduğunu düşünmüyorum zira başından sonuna kadar dava tamamen siyasi ittifaklar üzerinden şekillendi. Bu arada dipnot olarak verelim, davanın iki savcısından birisi kaçak diğeri ise memleketin başında.

Yazının konusu ise direkt olarak bu karar değil.

Konu, çok kronikleşmiş ve ülkemizdeki bütün kötülüklerin temelinde, harcında olan bir bakış açısı, bir hareket tarzı. Konu ne mi? Herkes ama herkes çok küçük istisnalar dışında kendi mahallesinde çıkan, çıkarılan yangına, acıya, zulme karşı bas bas bağırırken aynı olay karşı mahallede meydana geldiğinde gıkı çıkmıyor, görmezden geliyor, hatta bazen yangının ateşine odun atıyor.

Bu karar sonrası, özellikle vakti zamanında sürecin ve davaların hukuksuz olduğunu iddia eden kesimin attığı manşetleri ve aynı çevrelerin geçmişte yaşanan, şu an da yaşanmakta olan acılara karşı kayıtsızlığını gördükçe geleceğe dair, toplumsal barışa dair umutlarıma gölge düşüyor, üzülüyorum. Bu arada bu davranış kalıbı maalesef memleketimin neredeyse bütün mahallelerinde böyle…

Ya hu arkadaşlar, kardeşler… Diyorsunuz ki, Savcının kararı ile dava hukuken çöktü! Karar doğru bile olsa bu rejimin mahkemeleri meşru değil ve siz bilmem farkında mısınız ama “işinize gelen” kararı doğru olarak lanse ederek sisteme meşruluk kazandırıyorsunuz!

Ergenekon ve Balyoz davaları dün de meşru değildi bugün de; kararlar dün de siyasi idi bugün de! Siz zannediyor musunuz ki savcı kararları hukuki incelemeler neticesinde verdi? Davaların açılışı da hukuki değildi kapatılışı da!

Bizim memlekette gerek geçmişin otoriter, gerekse de günümüzün totaliter rejimindeki yargılamalarda savunma ve iddialar mahkemelere karşı değil kamuoyuna karşı yapılır! Davalar birer iktidar savaşı, mahkemeler ise savaş alanıdır. Bunu bu memleketteki herkes çok iyi bilir!

İstiklal Mahkemeleri, Yassıada Yargılamaları, Üç fidanın idamı, 12 Eylül Yargılamaları, 90’ların DGM Mahkemeleri, Ergenekon-Balyoz ve son olarak FETÖ Yargılamaları…

Bunların tamamı ülkenin çeşitli kesimlerinin diğer kesimlerine karşı değişik ittifaklar ve müttefikler eşliğinde başlattığı, yürüttüğü ve neticelendirdiği iktidar savaşlarından başka bir şey değildir!

Dün bu davayı açan savcının mütaalasını kabul etmiyordunuz, peki bugün aynı sistemin bir başka savcısının mütaalasını neden kabul ediyorsunuz? Bu şekilde bir yere varamazsınız, varamayız! Topyekûn sistem değişmeden bir netice elde edilemez. Unutmayın, yarın sistemle aranız yine bozulabilir ve başlar bu sefer de adını Dandanakan koyarak birçok masumun kanına girmeye.

Bu memlekette sorun sadece Erdoğan değil, FETÖ de değil. FETÖ dört beş yıldır yok, ne değişti?

Memleket cennet bahçesine mi dönüştü? Hukuk zirve mi yaptı? Temel hak ve özgürlüklerde çağ açıp çağ mı kapattık!?

Merak etmeyin Erdoğan da bir gün gider ama biz toplum olarak akıllanmaz, küçük bir elmadan devlet iktidarına kadar paylaşmayı, birlikte yaşamayı ve ötekinin acısına karşı duyarlı olmayı öğrenemezsek, bizim sırtımızdan sopayı eksik etmeyecek birileri ve onların emperyal işbirlikçileri hiç eksik olmayacak!

Mesela Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve diğer bir sürü aydın ve gazeteci hapishanelerde zulme maruz kalıyorken sesiniz çıkmıyor!

Aynı acı değil mi? Aynı zulüm değil mi?

Fetö ve Kürtlere yönelik süren davalarda cezaevinde onlarca insan intihardan veya çeşitli hastalıklardan ölmedi mi, ölmüyor mu? Neredesiniz?

Çaycısından esnafına, doktorundan avukatına on binlerce sivilin hayatı kararmadı mı? Bu zulümleri ve mağduriyetleri sizin dillerinizde ya da haber sitelerinizde neden göremiyoruz?

Hayır anlamıyorum ne olması lazım! İlla bir Nuh Tufanı olmalı herhalde ve her şeyi silip süpürmeli zira biz hatalardan, acılardan ve yaşanmışlıklardan dersler çıkarıp devam etmeyi bilmiyoruz! Kısır bir döngü içerisinde güç sırasıyla elden ele geçiyor ve gücü eline geçiren diğerlerine dayağı atıp sırasını savıyor.

Artık yeter!

Biriniz de o sopayı eline aldığında diğerlerine dayak atacağına o sopayı kırıversin de bitsin bu memleket insanlarının çektiği acılar!

Unutmayalım, kin ve nefret ruhun zehridir ve nice mazlumlardan zalimler yaratmıştır. İntikam almak adaleti sağlamaz sadece yeni suçlular ve mağdurlar yaratır. Aynı eylem size yapıldığında çıkan sesiniz başkasına yapıldığında çıkmazsa siz bu gayrimeşru eylemi sosyolojik olarak meşrulaştırmış olursunuz.

Bu yangın, bu zulüm yaklaşık yüz yıldır çeşitli kesimler üzerinden bütün memleket sathında adeta bir devridaim içinde süregeliyor. Kürtler, aleviler, dindarlar ve son olarak Kemalistler…

Yanmayanımız kaldı mı? Artık yetmez mi?

Bu memleketin bütün insanları, bütün kesimleri, lütfen artık paylaşmayı, farklı değerlere saygı duymayı, birlikte yaşamayı ve ötekinin acısına sahip çıkmayı öğrenelim aksi halde zulmün çarkları sürekli dönecek ve öğütülen hep “bizler” olacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.