İSMET PAŞA’NIN ELİNİ ÖPMEDİM !
Türkiye’de 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sona, Ekim 1961’de yapılan genel seçimler ortaya bir koalisyon hükümeti çıkardı. İsmet İNÖNÜ, bu hükümetin başbakanı oldu.
Kıbrıs konusu, İsmet İnönü’nün baş ağrısıydı.
Kuzeyinde Türklerin, Güneyinde Rumların yaşadığı Kıbris’ta olaylar hiç dinmiyordu.
21 Aralık 1963 günü, EOKA adlı Rum terör örgütü militamları Türklere saldırdı, aralarında çok küçük çocukların da bulunduğu sivil Türkleri öldürdüler. Tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen bu katliam tüm dünyada yankılandı.
İngiltere, ortaya çıkan Kıbrıs sorununa bir çözüm bulma amacıyla, tüm tarafların katılacağı Londra’da bir konferans düzenledi.
İşte, Başbakan İsmet İnönü, bu konferansa katılmak üzere Ankara’dan Londra’ya hareket etti…
Değerli Dostlar,
Üniversite eğitimi için Londra’ya gelen burslu öğrencilerin ilk işi, Türkiye Büyükelçiliği’ne gidip orda Öğrenci Müfettişliği’ne kayıt yaptırmaktır. O andan sonra Öğrenci Müfettişliği sizin kaldığınız ev ya da yurtun adresini, hangi lisan okuluna yazıldığınızı, hangi üniversitye girdiğinizi hemen öğrenip kayıt altına alır.
Öğrenci Müfettişliği, üniversiteden her dönem sizinle ilgili bilgileri doğrudan alır. Olumsuz bir bilgi alırsa hemen öğrenciyi sorguya çeker! Burslu öğrenci, Müfettişlik’ten izin almadan İngiltere dışına seyahat edemez! Öğrenci Müfettişi gerek gördüğünde, Ankara’ya Milli Eğitim Bakanlığı’na bilgi vererek bir öğrencinin Londra’daki eğitimine son verip öğrenciyi Türkiye’ye geri göndrerebilirdi!
Peki, Öğrenci Müfettişliği öğrencilere ne gibi yarımlarda bulunur, nasıl faydalı olurdu? Ben böyle bir şeye tanık olmadım!
Ama Büyükelçilik, öğrencileri düşünür, onlara değer verirdi.
Örneğin, Ulusal Bayramlarda, İngiltere’deki tüm burslu öğrenciler yapılacak kutlamalraa, verilecek kokteyl partilerine, Büyükelçi imzalı bir mektupla davet edilirdi.
Benim ilk yıllarımda Büyükelçi, Feridun Cemal Erkin idi. Aldığım ilk davetiye mektupalarında onun imzası vardı.
Bu kutlama partilerinde tüm yerli içkiler vardı, öğrenciler istedikleri içkileri istedikleri kadar içerdi. Zengin bir açık büfede “kanepe” dedikleri çeşitli ve lezzetli sandeviçler bulunurdu. Öğrenciler bir yandan yiyip içerken bir yandan da elçilik yetkililerin yaptığı konuşmaları dinlerdi.
İşte, şimdi geldik asıl sahnenin anlatımına.
Kıbrıs olayları ile igili Londra’da yapılacak toplantıya katılmak üzere Başbakan İsmet İnönü geliyormuş.
İnönü önce Büyükelçiliğe gelecek, burada onun onuruna bir kokteyl parti verilecekmiş. İngiltere’deki tüm burslu öğrenciler davet edilmiş, bana da Büyükelçi imzalı davetiye gelmişti.
Tarihi bir gün olacaktı. Kurtuluş Savaşı’nda Batı Cephesi Komutanı, İnönü Savaşlarının başarılı kumandanı, Lozan Konferansı Türk Delegeler Heyeti’nin çok başarılı başkan diplomatı, Cumhuriyet’in ilianında ve Atatürk Devrimlerinin hayata geçirilmesinde Atatürk’ün yanında olan ve Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı seçilen İSMET PAŞA geliyordu! Heyecan duymamak olur mu?
Değerli Dostlar,
Belirtilen gün ve saatte Türkiye Büyükelçiği’ndeydim.
Koskoca kabul salonu ağzına kadar doluydu, sanırım İngiltere’nin çeşitli kentlerinde çeşitli üniversitelerinde okuyan öğrencilerin tamamı gelmişti. Aralarında benim tanıdığım birkaç kişi, bir de arkadaşım Altay vardı. Altay, İzmir lisesinden birincilikle mezun olmuş çok zeki bir öğrenciydi. Bilgisayar mühendisliği okuyordu, daha diplomasını almadan Londra’da büyükçe bir şirkete, iyi bir ücretle danışmanlık yapıyordu. Her zaman gülümseyen yüzüyle etrafa, özellikle de açık büfeye şöyle bir baktı, bana dönerek “ Bari bugün İngiliz içkileri de servis etselerdi!” diye yakındı. Altay, çok içkiciydi.
Salon birden hareketlendi. Heyecanlı koşuşturmalar, hızlı hızlı konuşmalar duyuldu.
Ve İSMET PAŞA, eşi MEVHİBE HANIM’IN elinden tutmuş, yanında bir zamanların Londra BüyükElçisi, şimdinin Dış İşleri Bakanı Feridun Cemal Erkin ve benim tanımadığım diğer hükümet yetkililerİ, salonun ortasına doğru yürüdüler. Büyükelçimiz Zeki Kuneralp, İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım’ı saygıyal karşıladıktan onra. bizlere döndü ve kısa konuştu:
“Muhterem İsmet Paşamız, siz öğrencilerimizin arasına girecek ve herkesle tek tek konuşacak. Elçiğimizin fotoğrafçısı tüm bu mıtlu buluşmaların fotoğrafını çekecek. Sizler bu fotoğrafları sonra elçiliğimizden tedarik edebilirsiniz.”
Büyükelçi, İsmet Paşa ve beraberindekilerle açık büfeye yöneldiler. Orda İsmet Paşa’ya kırmızı şarap ikram edildiği görüldü.
İsmet Paşa, gülümseyrek öğrencilerin arasın girdi, bir elinde kadehi tek tek herkesle konuşmaya başladı. Giderek benim bulunduğum kümeye yaklaşıyordu…
Ve İSMET PAŞA ELİNİ UZATTI, TOKALAŞTIK. Adımı, hangi üniversitede okuduğumu, kaçıncı sınıfta olduğumu sorup öğrendikten sonra şu yorumu yaptı. “Sümerbank’ın sizlere çok ihyiyacı var, çabuk dönün!” Ve sırada bekleyen bir diğer öğrenciye doğru yöneldi.
Kısa bir süre sonra, İsmet Paşa’nın acı acı haykırışını dıuyunca irkildik:
“Eşimi kaybettim! Mevhibe Hanım nerede? Bana eşimi bulun! Mevhibe Hanım, neredesin?”
İsmet Paşa’nın yüzüne baktım, öyle sahiden telaşlanmış, korkmuş gibi haykırıyordu ki, birçok yeteneği yanında, İsmet Paşa’nın çok iyi rol yapan bir aktör olduğuna da tanık oluyorduk! Öğrencilerin arasından güler yüzüyle çıkan Mvehibe Hanım, “Paşam, merak etmeyin, buradayım” diyerek, sözde Paşa’yı yatıştırıyordu!
Çok kısa bir süre sonra da, Dış İşleri Bakanı Feridun Cemal Erkin, yüksek sesle konuşarak İsmet Paşa^ya doğru yöneldi:
“Paşam, İngiliz gazeteciler ve BBC’nin elemanları gelmış, sizinle görüşmek istiyorlar Ne yapalım, buraya mı getirelim, yoksa aşağıdaki konferans salonuna mı alınsınlar?”
İnönü birkaç saniye düşündüi, gelenlerin aşağıda beklemesini istedi.
Bunun üzerine, Büyükelçimiz öğrencilere dönerek şu duyuruyu yaptı:
“Muhterem Paşamız kısa bir süre sonra ayrılmak zorunda. Şimdi lütfen sıra olunuz, hepiniz sırayla Paşamızla vedalaşınız”
İşte şimdi geldik bu toplantının bam teline!
İsmet Paşa, salonun başına doğu yürüdü, bir heykel gibi dik durdu, SAĞ ELİNİ ÖPÜLMEK ÜZERE UZATTI!
Tüm öğrenciler sırayla gidip saygıula İsmet Paşa’nın elini öpüp başlarına koyuyorlardı. Elçiliğin fotoğrafçısı yine iş başındaydı.
Ben kuyruğun sonuna doğru bir yerdeydim.
Bu sahne hiç hoşuma gitmemişti!
Bizlerle vedalaşmak için İsmet Paşa, sırayla tokalaşabilirdi, bu toplu el öğme merasimi de nereden çıkmıştı!
Huzursuzdum. Etrafıma bakındım. Altay’ı gördüm, yanıma geldi, çok içmiş olduğu belliydi, “Ben yükümü aldım, gidiyorum, sizlere kolay gelsin’” diyerek salonun çıkış kapısına doğru yürüyüp gitti…
El öpme kuyruğu ilerliyordu.
İsmet Paşa hiç kımıldamadan heykel gibi duruşunu sürdürüyordu…
Sıra bana doğru geliyordu.
Karar verdim. Bu gösteriye katılmayacaktım!
İsmet Paşa’nın elini öpmeden sıradan çıktım, salonun kapısına yöneldim, dönüp arkama bakmadım bile…
Değerli Dostlar,
İsmet Paşa’nın elini öpmeyişim, önceden düşünüp kararlaştırmış olduğum , köklü nedenlere dayalı keskin bir tepkinin sonucu değildi!
İnönü’nün heykel gibi dikilip Türk öğrencilere sırayla elini öptürmesini, Büyük Dvrimci Atatürk’ün koltuğuna oturmuş bir devlet başkanına yakıştıramamıştım! Hepsi bu kadardı!
İsmet Paşa’ya o gün, keskin bir tepki gösterenezdim, çünkü:
* Mustafa Kemal vatanı kurtarmak üzere, boynunda padişahın idam fermanıi yola çıkarken; Osmanlı paşası İsmet’in Kâzım Karabekir’e yazdığı mektupta: “En mantıklı kurtuluş yolu, Amerikan Mandasını kabul etmektir” dediğini BİLMİYORDUM!
* Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez ilk işinin, hükümetteki Atatürk’ün yakın arkadaşları olan devrimcilerin tümünü devlet yönetiminden uzaklaştırmış olduğunu BİLMİYORDUM!
* Cumhurbaşkanı seçildikten 4,5 ay sonra ABD’ye başta ticaret olmak üzere tüm konularda imtiyazlar tanıyan 1 Nisan 1939 anlaşmasını imzalamış olduğunu BİLMİYORDUM!
* 27 Aralık 1949’da ABD ile yaptığı “Eğitim Anlaşması” ile Türk çocuklarının üniversiteye kadar geçen eğitiminin Amerikalılara teslim edilmiş olduğunu BİLMİYORDUM!
* Köylü Türk çocuklarının okuyup aydın kişiler olarak yetişmesini sağlayacak Köy Enstitülerinin kapısına kilit vurmuş olduğunu BİLMİYORDUM!
Değerli Dostlar,
Bugün bildiklerimi eğer o gün bilseydim, acaba İsmet Paşa karşısında nasıl davranırdım?..