İslam ülkeleri neden kalkınamıyor

Seçim meydanlarında AKP’li siyasetçilerin seçmenlere inançları üzerinden seslenmeleri, lafı eğip bükmeden “verin bize oyunuzu, alın sevabı ve cenneti” mealinde ifade bulan vaatlerde bulunmaları artık sıradanlaştı. Son olarak AKP Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar “Vicdan rahatlığıyla size diyorum ki, yarın inşallah mahşerde Allah’ın karşısına çıktığınız zaman, Allah o emaneti bize verdiğinizden dolayı, size inşallah hiçbir hesap sormayacak” demişti. Bu tarz oy talebinin seçmeni ne ölçüde etkilediğini bilemeyiz, ama iktidarın inanç istismarından epey medet umduğu çok açık ortada.

Daha önce bu konu çerçevesinde “Din Üzerinden Siyaset Toplumsal Barışa Zara Verir” başlıklı bir yazı yazmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok daha önceleri, 2004’de; “Din üzerinden siyaset yapmak, dini ideolojik bir araç haline getirmek ve din adına dışlayıcı siyaset yürütmek hem toplumsal barışa hem de siyasi çoğulculuğa zarar vermektetir. Belki de en kötüsü, dini yozlaştırmak ve amacından saptırmak anlamına gelmektedir” dediğinden bahsetmiştim.

Bu yazımda konuyu bir başka noktaya taşıyacağım ve bu yaklaşımların tarihsel temellerinden bahsedeceğim. Önce İslam ülkelerinin dünyadaki ekonomik ve sosyal konumuna bir bakalım;

İSLAM ÜLKELERİ GERİ KALMIŞLIĞA MAHKÛM MU?

Dünya nüfusunun % 32’si Hıristiyan, % 23’ü Müslüman, % 15’i Hindu, % 7,1’i Budist, % 0,2’si Yahudilerden ve % 16,3’ü dine inanmayanlar oluşuyor. Günümüzde nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 57 ülke var, toplam İslam nüfusu 1,47 milyar ve bunların tamamı geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler arasında yer alıyor.

Özellikle Yahudiler Müslümanlardan niçin daha eğitimli ve daha zengin? Neden dünyanın en büyük mucitleri, dâhileri ya Yahudi ya da Hıristiyan? 111 yıllık Nobel ödülleri tarihinde toplam nüfusları 14 milyon olan Yahudiler 104 Nobel ödülü kazanırken, onlardan 100 kat fazla olan Müslümanlar sadece 2 Nobel bilim ödülü kazandı, neden?
Çünkü onların aldığı eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil), yaratıcı; bilgi üretmeye/bulmaya dönük. İslam dünyasının büyük bölümünde ise çocuğun zihinsel gelişimine yararı olmayan, büyük ölçüde din eksenli, sorgusuz, ezberci, dayatmacı bir eğitim sistemi var.

Ülkemizde siyasetin inançlar üzerinden yürütülmesi uzun dönemdir siyasal iktidarların yönetim tarzı oldu ve bunun dozu gitgide artırıldı. İnancın siyasal amaçla istismarı tüm hukuki, ahlaki ve insani değerlere aykırı olduğu çok açık ortada. Peki inancının bu şekilde siyasallaştırılması hangi tarz bir İslam yorumuyla yapılıyor?

BİLİMİ REHBER EDİNMİŞ MÜSLÜMAN ÂLİMLER

İslam dininin ortaya çıkıp yayılması dönemlerinde, Tanrı ve dinin anlaşılması ve Kuran’ın yorumlanması çerçevesinde farklı anlayışlar ve yorumlar oldu. El Kindi (800-873), Farabi (872-950), İbn-i Sina (980-1037) gibi İslam geleneğinde (mantık ve matematiğe dayanan) “Meşşailik” akımın üyeleri olan üç bilim insanı, İslam’ı akıl ile yorumlamayı tercih ettiler. Dini, Tanrı’yı ve doğayı akıl temelli felsefi yorumla ele aldılar, akıl ile din arasında bir tezat olamayacağını ortaya koydular.

Bu üç bilginin felsefesine göre akıl yürütülerek Tanrı’nın bilgisine erişilebilirdi. Din, felsefe ve mantık arasında bir çatışma söz konusu değildi. Sonraki yüzyıllarda Anadolu İslam geleneği, Alevilik, Bektaşilik inançları da bu geleneği sürdürdü. Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi Anadolu İslami geleneğinin yetiştirdiği tarihi kişilikler de, insan merkezli, aklı öne çıkaran, araştırmayı, sorgulamayı, irdelemeyi temel alan İslami anlayışa sahip toplum önderleri olarak saygı gördüler. Cumhuriyet devrimi de, İslam’ı bu şekilde yorumlayan toplum önderleri tarafından gerçekleştirilmişti.

16. yüzyılda Avrupa’da filizlenen Aydınlanma akımları ve 18. Yüzyıldan itibaren hızla gelişen Pozitif bilimlerin köklerinde, “akılcı İslam’ın” yorumunu temsil eden bu üç büyük İslam felsefecisinin etkili olduğu bilim dünyasında kabul edilir. Batıda başlayan akılcı metafizik felsefesinin kurucularından olan Katolik felsefeci Thomas Aquinas (13. Yüzyıl) da bu üç büyük İslam felsefecisinden etkilenmişti. Aquinas İbn-i Sina’nın akılcı metafizik görüşlerini eserlerinde ortaçağ Avrupa’sına yaymış, kilise tarafından aforoz edilerek idam edilmişti.

AKIL VE DİN İLİŞKİSİNİ REDDEDEN GAZALİ

Tanrı’ya akıl yoluyla ulaşılabileceğini, yani “akıl ve din” arasındaki ilişkiyi şiddetle reddeden bir de “İmam Gazali” felsefesi vardı. İktidarları din yoluyla ellerinde tutan devlet yöneticileri Gazali’nin yorumunu çok daha elverişli ve kullanışlı buldular, Farabi felsefesini ise siyasal güçleri açısından tehlikeli bulup reddettiler. Günümüze kadar İslam coğrafyasında yönetimler Gazali geleneğini sürdürdüler.

Büyük ölçüde Farabi geleneği üzerine oturtulan Anadolu Alevi İslam anlayışı Osmanlı’nın kuruluş dönemlerinde etkili ve muteber olduysa da, Yavuz Sultan Selim’in halifeliği üstlenmesi (1516) ile Gazali yorumu öne çıkmaya başladı. Çünkü Padişah artık Sünni İslam dünyasının lideri olmuştu. İktidarların halklara hükmetmesi için koşulsuz inanç ve itikat lazımdı, akıl değil!

Demokrasi, modernizm, laiklik, pozitivizm ve aydınlanma gibi kavramlar geleneksel Sünni İslam anlayışınca zararlı ve insanları küfre götüren akımlar olarak görüldü. 1850’li yıllardan sonra Osmanlı‘da ortaya çıkan Jön Türkler gibi batıcı aydınlanma hareketlerinde ve devamında, 1923’de kurulan yeni Cumhuriyet’in temel kurucu ilkeleri arasında Farabi felsefi bakışı hâkimdi.

İbn-i Sina, Farabi ve Thomas Aquinas’da karşılığını bulan bilim ve akılcı felsefe geleneğini devam ettiren Batı aydınlanmacı ve pozitivist dünya görüşü ile bugünkü seviyelerine ulaştı.

İSLAM DÜNYASI ‘İMAM GAZALİ’ DEDİ

“Cübbel Ahmet” diye bilinen Ahmet Mahmut Ünlü; “İbn-i Sina ve Farabi kafirdir. Kuran’ı akıl süzgecinden geçiriyorlar. İşi akla dayattığı için kafayı yemişler bunlar” diyor. Cübbeli Ahmet ile aynı görüşte olan (ülkemiz dahil) İslam coğrafyasında bugün de Sünni Ortodoks (durağan, katı, tutucu) bir İslam anlayışı iktidarda.

Bu bilgiler ışığında, seçim meydanlarında sürekli iman ve ahiretten bahseden politikacıları anlamak daha kolay olacaktır diye düşünüyorum.

SONUÇ: Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik krizlerin (Nobel bilim ödüllerini alamamak dâhil) ana nedeninin, İmam Gazali’nin “aklı reddeden inanç felsefesinin” galip gelmesinden kaynaklandığı fikri yaygın kabul görüyor. Sizce de böyle değil mi?

İşgal varsa direniş vardır…

15 Mayıs 1919 İzmir Yunan tarafından işgale uğramıştı. O gün işgalin karşısında ilk direniş Hasan Tahsin’in kurşunu atmasıyla başlamıştı. Bir ülkede işgal varsa, direniş...

Ali AVCU yazdı | Mussolini ve Erdoğan arasındaki benzerlik

1922 – 2007 yılları arasında yaşayan İtalyan asıllı yazar Macciocchi, 1925 yıllarında İtalya’da yapılan seçimlerde faşist Mussolini’nin Ulusal Faşist Partisi, İtalya’da ölülere ve ülkeyi...

Yusuf Fidan yazdı | “NANKÖRLER!”

Geçtiğimiz günlerde medyaya yansıyan üç gelişmeden kısaca bahsedip bunların ortak bir değerlendirmesini yapmak istiyorum. Sosyal medyada Ekrem İmamoğlu'na destek amaçlı 'Her şey çok güzel...

Nilay Atkın ŞENGÜN Yazdı | İSTİSMAR

Her yılın 20 Kasım'ı Dünya Çocuk Hakları Günü. Çocuklarımızı koruyabiliyor muyuz? Dünya’da son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 280 bin civarında. Dünya Sağlık...

Yusuf Fidan yazdı | Köhne Demokrasimizin Son Kalesi; Seçimler

T.C. Anayasa 2. Maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik...