İmar barışı öldürür

İktidarın yanlış politikaları sonucu ülkeyi borç batağına sürüklemesi ve buradan çıkışı yurttaşın can güvenliğini korumayı gözardı ederek bulması tüm Türkiye’yi bir uçuruma sürüklüyor…

18 Mayıs 2018’de Resmi Gazetede yayımlanan 7143 Sayılı yasanın 16’ncı madde ile 3194 sayılı İmar Kanunu geçici maddesine eklenen kamuoyunda ‘imar barışı’ ya da ‘imar affı’ olarak bilinen yasanın yürürlüğe girmesi, kaçak yapı ve iskansız bina sahiplerini sevindirmişti.

Yürürlüğe giren yasaya göre imar affı, ruhsatsız ve ruhsat ile eklerine aykırı yapılar için yapı kayıt belgesi alınması ve kayıt belgesinden sonra talep edilmesi halinde ‘GEÇİCİ’ olarak elektrik, su, doğalgaz gibi ruhsata bağlı hakların kullanımı ile kat irtifakı olan tapuların kat mülkiyetine geçirilerek yeni tapularına kavuşabilme imkanı sağlıyor.

Yine ilgili yasa kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kriterleri arasında aranan şartlarda sadece 31 Aralık 2017’den önce yapılmış yapıların olması düşündürücüydü.

Çünkü başta İstanbul olmak üzere birçok büyükşehirlerimize kırsaldan kente büyük göçlerin yaşanmasından dolayı barınma sorunlarının artışıyla birçok yapının sağlıksız ve denetimsiz olması, olası bir depreme karşı birçok yurttaşımızın hayatını kaybetmesine neden olur.

İktidarın yanlış politikaları sonucu ülkeyi borç batağına sürüklemesi ve bu borç batağından çıkışın yollarını asli görevlerinden biri olan yurttaşın can güvenliğini korumak gibi sorumluluğunu unutarak, yurttaşın can güvenliğini gözetmeden TBMM’deki sayısal üstünlüğü avantajını da kullanarak rant uğruna çıkardığı yasalar kaygı verici.

Yasanın Resmi Gazete yayınlanmasının ardından Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası imar affıyla yapıların dayanıklı olup olmadığını mal sahiplerinin sorumluluğuna bırakılmasına tepki gösterip sert eleştirilerde bulunarak uyarmışlardı.

Mimarlar ve inşaat mühendislerinin ‘imar barışı’ yasalarına yönelik eleştirilerinde ne kadar haklı oldukları çok kısa bir zaman sonra İstanbul Kartal’da 21 kişinin hayatını kaybettiği, 14 kişinin de yaralı kurtarıldığı Yeşilyurt Apartmanı’nın çökmesiyle bir kez daha gün yüzüne çıkmış durumda.

20 Şubat’ta merkez üstü Ayvacık’ta yaşanan 5 buçuk şiddetindeki depremin etkisiyle İstanbul Gaziosmanpaşa’daki bazı binalar da çatlakların oluşması ise paniğe neden oldu. Çok sayıda yurttaşımız geceyi tedirgin bir şekilde sokakta geçirdi.

Ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kentsel dönüşümle ilgili yeni bir süreç başlattı.

Kurum imzasıyla tüm illere giden genelgede şu ifadeler kullanılıyordu:

“Bakanlığımız 2023 vizyonu kapsamında, kentsel dönüşüm uygulamalarında karşılaşılan sorunların çözümü, dönüşüm sürecinin iyileştirilmesi ile yerleşim ölçeğindeki kentsel dönüşümün bütüncül bir şekilde yönetilmesini sağlamak amacıyla yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyaca binaen kentsel dönüşüme yeni bir çerçeve çizilerek dönüşüm hedefleri belirlenmiş olup bu hedeflerin hayata geçirilmesi amacıyla dönüşüm uygulamalarını yönlendirecek ‘Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi’nin il ve ilçe bazında hazırlanması gerekmektedir.

Bu kapsamda ‘Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesinin Hazırlanmasına Yönelik İlke ve Esaslar’ çerçevesinde iliniz sınırları içerisinde bulunan büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlıklarınca kentsel dönüşüm strateji belgesinin hazırlanması ve yetki sınırları dahilinde bulunan en riskli alanların 3 ay içerisinde Bakanlığımıza bildirilmesi gerektiğinin ilgili belediyelere iletilmesi hususunda gereğini rica ederim.

Bakanlığın il ve ilçe belediyelerine yolladığı genelgede mimarların ve inşaat mühendislerinin ısrarla karşı çıktıkları ‘imar affı’ndan faydalandırılacak yapıların mal sahiplerinin değil de konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bir bilirkişi heyetinin onayından sonra verilmesi taleplerinin olmayışı bakanlığın konunun hassasiyetinin ve ciddiyetinin farkında olmadığı yorumlarını getirmekte.