Yani ‘nedir?’ derken, ben açıklayacağım için böyle bir başlık yazmadım. Gerçekten ben de soruyorum. İmar barışı nedir anlayamadım tam olarak. Belli başlı açıklamalardan, nasıl bir yol izleneceği ve bu uygulamayla ne kadar para toplanacağını belirtiyorlar. Fakat kafamda oluşan çelişkilere cevap bulamıyorum. Gerçi, tam olarak anlamak için biraz erken de galiba.

Benim anladıklarım ve anlamadıklarım şöyle:

‘Seçimle ilgili değil’ deniyor

Binali Yıldırım açıklamasında, 25 milyon civarında bağımsız bina veya kat olduğundan bahsediyor. 25 milyon!

Bu sayılara nasıl ulaşıldığını, geçmiş okuması yaptığımızda rahatlıkla görüyoruz. Seçimlerden önceki tapu vaatleri Türkiye klişesidir. Zamanlama düşündürücü yani.

Böyle bir açıklama yapmaya gerçekten gerek var mı? Seçimle ilgili olması yadırganacak bir şey değil ki zaten. Siyaset böyle bir şey değil mi ayrıca? Halka belirli hizmetler ya da vaatler sunarsın, halk da bu yüzden seni seçer ya da seçmez.

Bu işin ne gibi faydaları var?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki’ye göre, imar barışının hem sosyal hem de ekonomik faydaları var.

Sosyal fayda, vatandaşın devletle helalleşmesi; ekonomi fayda ise, bu kapsamda vatandaşın kayıt yaptırırken ödeyeceği kayıt paraları ve bundan sonra ödeyecekleri vergiler, diye belirtiyor.

Hazine, arazisini vatandaşa en uygun bedelle sattığı için kazanç sağlayacak diyor. Peki benim anlamadığım bir şey var. 1984 yılında, 2981 sayılı yasa ile imar affı çıktı bu ülkede. ‘Kaçak yapı sahibi’ denen vatandaş gitti, açılan yeminli bürolara müracaat etti ve 2000 lira ödeyip tapu tahsis belgesini aldı. Tapu değil, adı üstünde tapunun tahsisi için bir belge aldı. Kayıt yaptırdı yani. Bu yasa tasarısında bahsedilen de bu durumun 2018 modeli gibi olmuyor mu? Gene tapu verilmiyor. Ama tapu alınabilsin diye kayıt altına alınıyor vatandaş. Ve bunu sembolik bir rakamla yapıyor. Öyle mi?

Sembolik bir ücret alınacak?

1-Yapı kayıt için bunun emlak beyan değeri üzerinden bilenen değer üzerinden %3 değer alınacak.

2-Kat mülkiyet ve tapu geçtiği zaman da gene %3 bir para alınacak.

Böylelikle vatandaş oturduğu evin sahibi olup huzur bulacak deniyor.

Bu bedeller tam olarak nasıl hesaplanacak, emlak beyan değeri nasıl belirlenecek? Bir de, bu sefer garanti tapu alınacak mı? Neden direkt olarak tapu verilmiyor hiçbir zaman?

Af değil barış vurgusu?

Tamam af değil barış diyelim de, af dendiği zamanki durum halledildi mi ki gerçekten? Aftan doğan haklar, yani tapular dağıtıldı mı 30küsür senedir vatandaşa?

Bu yasa ile ‘senin binanı tanıyorum, elektrik mi istiyorsun su mu istiyorsun, al yap’ denecekmiş. 1976 beyanı gibi geldi bana. Elektrik, su sorunları o yıllarda halledilmiş çünkü genel olarak. İnsanlar huzurla, rahatlıkla oturamamışlar sadece bunca yıldır. Tapuları yok çünkü. Şimdi gene tapu verilmiyor. Bir de affetmek değil; ‘barışıyorum seninle’ diyor. 1984’te affederken 2000 lira alan devlet, barış için kaç para isteyecek?

Tespit ettik mi, edemedik mi?

Bir açıklamada, ‘Türkiye’de ne kadar imara aykırılık varsa hepsini tespit ettik’ deniyor, başka birinde ‘elimizdeki stoku ve durumunu anlamaya çalışıyoruz, bu yüzden kayıt ettirmeleri gerekiyor’ deniyor. Kasaya girecek paraya kadar hesabı yapılmamış mı? 40-50 milyarlar telaffuz ediliyor. 68 milyar gibi net bir sayı bile duydum. Kayıt yapmanın amacı ne şimdi tam olarak?

‘Kentsel dönüşüm’ ve ‘yerinde dönüşüm’ lafları sarf ediliyor..

İlk önce belirtmeliyim ki ‘yerinde dönüşüm’ gibi lafları işitmek umut verici.

Eyleme deprem diye başlayıp lüks siteler yaparak bitirince, eskiden orada yaşayanların daha uzak yerlere, kendilerini rahat hissedebilecekleri bir yerlere gitmeleri gerekiyordu çünkü. Evleri, komşulukları, işe gidip gelmeleri; tüm düzenleri bozuluyordu, ve bu çok can sıkıcıydı zira!

Kentsel dönüşümün günümüzde geldiği aşama ile ilgili olarak çok da pozitif bir algıda olmak güç. Çevre ve Şehircilik Bakanı, “Vatandaşla müteahhittin bir araya geldiği ve her türlü karşılıklı olarak sözleşmelerin sıkıntılar doğurduğu Fikirtepe gibi örneklerin de önüne geçmeye çalışacağız. Mahalle bazlı çalışmalar olacak” diyor.

Bu bir itiraf mıdır, merak ediyorum. Fikirtepe ‘dönüşümün incisi’ olarak halka duyurulan bir projeydi. ‘Emsalsiz emsal’ gibi laflar o dönem sıklıkla telaffuz edildi. Gecekondulardan, 80 metre yapılara (?) geçmek için yaratılması gereken bütün imtiyazlar bakanlık tarafından düzenlendi. Yani, Fikirtepe’deki kentsel dönüşümün yolunu açan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ydı. Bakanlık kurulduktan hemen sonra, dönüşümün önündeki engelleri kaldıracak bir ‘riskli alan’ tanımı ve ilanı yaptı. Sonra geriye kalan pürüzleri gidermek için ‘acele kamulaştırma yetkisi’ diye bir anlaşma biçimi ortaya çıkardı. Buna göre müteahhit firma mülk sahiplerinin 2/3’üyle anlaşması halinde, 1/3lük kısmın anlaşmaya varmadığı noktada acele kamulaştırma yapabilir hale geldi.

Hatta 2014’te alandaki ilk temel atma törenine dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı da katılmıştı!

“Vatandaşın malı var benim diyemiyor. 30 senedir kullandığı evine benim diyemiyor.”

Evet Binali Yıldırım’ın bu söyledikleri çok doğru! Diyelim 2981’den doğan hakkı unuttuk, bu yeni yasa tasarısı ile bu sorunu gerçekten giderebilecek miyiz? Vatandaşa ne kadara mal olacak bu durum? Bu durumun muhatapları, bu paraları ödeyebilecekler mi?

Naçizane…

‘Büyükşehirlerin %50’si %60’ı kaçak yapı’ gibi ibareler rahatlıkla ve sıklıkla kullanılıyor. Böyle sayıların telaffuz edilmesi, ve bunun gerçek olması ise koskocaman bir nüfusun barınma konusunda mağduriyet yaşadığının göstergesidir. Öte yandan da, 30-40 belki 50 yıldır süregelen bir durumdan söz ediliyor çünkü!

Gecekondular üzerinden doğrudan konuşmak gerekirse, insanlar bu ülkenin kalkınması için gerekli oldukları vakitlerde, ‘kendine yardım et metod’unu kullandılar. Devletin onlara ihtiyacı vardı, onların da barınacak bir yere. Elektriksiz, susuz kalıp çamurlu yolları teptiler ve yaşam alanlarını inşa ettiler. Bu alanlarda yaşamamış insanların kolaylıkla tahayyül edemeyeceği türden sıkıntılar çektiler. Uğraştılar, emek ettiler. Karşılığında hiçbir zaman ‘tamam burayı hak ettin’ güvencesini alamadılar. ‘Hadi seni affettim’ dedi devlet bir kere, koşarak gidip para yatırdılar. ‘Bu ev benim’ diyebilmek için yıllarca beklediler. İlk gelenlerin kimisi tapu beklerken göçüp gitti kimisinin torununun torunu oldu ama tapusu olamadı!

İstedikleri şey, evlerinin sahibi olduklarını, yasalar karşısında da söyleyebilmek. Artık yeter bu yaşadıkları sıkıntılar. Onlar devlete hep güvendiler. Devlet de onlarla evet barışsın artık!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Onur 2018-05-08 16:14:17

Fikirtepe projesini başlatan, yazıda kaleme alındığı gibi ÇŞB değil, İBB `dir. İmar planlarını "mevcut emsalin iki katı olarak (4.14) onaylayarak dönüşümün kendi başına olabileceği iddiasıyla yola çıktılar. Ancak İBB işi çözemeyince ÇŞB devreye girdi, Riskli Alan İlan edilerek yatırımcılara bir takım imtiyazlar sağlandı, buna karşılık da cüzi bir miktar emsal düşürüldü.

banner72

banner78