İmamoğlu din istismarı mı yapıyor?

Yerel seçimler bitmiş olsa da İmamoğlu’nun dindarlığı, göreve Kur’an okutarak başlaması üzerinden konuşulmaya devam ediyor. Konu sadece bir CHP’li belediye başkanının görünen dindarlığından öte anlam ve önem taşıdığı için meseleyi kendi açımdan irdelemeyi gerekli gördüm.

Din, devlet ve siyaset ilişkisi ülkemizde her zaman etkiliydi, bazı dönemlerde ise doğrudan belirleyici oldu. Cumhuriyet’in kurulması, laik ve batı tipi aydınlanma modeli ile birlikte din kamusal alandan önemli ölçüde dışlandı. Dinin Tanrı ile kul arasında ve sadece inanç seviyesinde kalmasına izin verilen yeni sisteminin merkezinde dine, dindarlığını öne çıkaran siyasetçi ve yöneticilere pek yer yoktu.

Merkezden dışlanan dindarların siyaset alanında kendilerine yer açma çabaları cumhuriyetin tüm dönemlerinde artarak devam etti. 1946’da çok partili hayata ve 1950’de DP iktidarları dönemine geçildikten sonra sağ muhafazakâr partiler dindarlara dayanırken, Atatürkçü laik CHP uzun yıllar seküler kesimlere dayanarak siyaset yaptı. Bu ayrışma ve yarılma git gide pekişti.

Günümüze gelindiğinde ortaya şöyle bir sosyolojik ve siyasal gerçek çıktı; Türk halkının ve seçmeninin kabaca ortalama yüzde 65’i sağcı ve dinci partilere, yüzde 25’i sosyal demokrat ve sol partilere, yüzde 10’u da Kürt etnik kökenine yakın siyasal partilere oy verir duruma gelindi.

DİNİN SİYASETE ETKİSİ

İslami tarikat ve cemaat yapılanmaları yasalarımıza göre hep suç olmuştur, ancak her zaman meşru görüldüler. Faaliyetleri bilinir ama engellenmez, en fazla devlet tarafından takip edilirdi. Cemaat-siyaset ilişkisi artık doğrudan ve apaçık yaşanıyor, kamuoyuna bildiri olarak açıklanıyor. Dini referanslara dayanarak iktidara gelen AKP’nin seçim propagandalarında açıktan dini inançları kullanmakta sınır tanımadığını görülüyor.

Tüm dünyada başarısız iktidarlar seçmen tarafından (Geçen hafta Yunanistan’da da görüldüğü gibi) derhal iktidardan gönderilip yeni liderlere ve partilere şans tanınıyor. Ancak son birkaç dönemdir tüm başarısızlıklarına rağmen AKP’nin 17 senedir iktidarını korumasının en önemli sebebinin din faktörü olduğu bilinmektedir.

CHP’NİN YENİ STRATEJİSİ

Çeşitli sebeplerle toplumda oluşan (yukarıda bahsettiğimiz) üç kutup, yani kabaca sağ, sol ve Kürt seçmen gurupları (mahalleler) arasında oy geçirgenliğinin oldukça sınırlı olduğu KONDA araştırmaları ve Bekir Ağardır tarafından sık sık ortaya konuluyor. Bu katı kutuplaşma ve ayrışmanın yakın gelecekte değişebileceği de pek beklenmiyordu ülkemizde.

Erdoğan’ın daralttığı siyaset alanında CHP için iki yol vardı; birincisi 96 yıldır uygulanan ve pek başarılı olunamayan “dinin siyasette ve kamusal alanda yeri olmadığına seçmeni ikna etmek”, ikincisi ise, ”ben de sizler ve diğer partiler kadar dindarım, asıl olan doğru yönetimdir” demesi ve seçmeni buna ikna etmesiydi. Bu sefer ikinci yol seçildi ve sonucu da alındı, bu şöyle yapıldı;

CHP 2019 Belediye seçimlerini ve sonrasında iktidarı elde edebilmek için diğer partilerle ittifak yapmak dışında, (en kalabalık siyasal taban olan) yüzde 65’lik sağ ve dindar kesimden oy almak gerektiğine karar verdi. Bunun için de AKP’nin elindeki “din kartının” etkisizleştirilmesi gerekiyordu.

AKP’nin dini araçsallaştırması tekelinin ve taktiğinin kırılması stratejisi gereği İmamoğlu İstanbul’da aday olarak ortaya çıkartıldı. CHP’nin bu yeni siyasi yaklaşımı sonucunda 31 Mart’ta biraz, 23 Haziran’da ciddi ölçüde kutuplar arası oy geçişleri sağlandı. Din ve siyaset ilişkisinin artık eski kalıplarda yürümeyeceği hem AKP’ye hem de topluma gösterilmiş oldu.

İMAMOĞLU İLE DİNİN TEKELLEŞMESİ SON BULDU

Ekrem İmamoğlu İstanbul Belediye seçimleri öncesinde Eyüp Sultan Camiinde (bilenlere göre hatasız şekilde) Yasin okudu, dini söylemlere hassasiyetini alışık olunmadığı kadar öne çıkardı. Bu davranışlarıyla CHP’de siyaset yapanların da pekâlâ dindar olabileceğini gösterdi ve seçmene; “mesele dindarlık ise ben de dindarım, bu AKP’nin tekelinde değil” dedi. Yeniden seçildiğinde, 24 Haziran’da makamımda Kuran okutarak göreve başlamasıyla da gelecekteki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığa göz kırptı belki de.

Tanıyanlar bilirler, yazılarımdan da anlaşılıyordur sanırım; kişisel olarak laik dünya görüşüne ve seküler yaşam tarzına sahibim. Ancak İmamoğlu’nun bu yaptıklarını laiklik bağlamında “din istismarı” olarak okumanın çok eksik ve yanlış bir yaklaşım olacağını düşünüyorum. CHP ve İmamoğlu AKP’nin “dinbazlık” oyununu önemli ölçüde bozdu; inançlı ve dindar olmak için sadece sağ partilerden olmak gerekmediğini gösterdi topluma.

Dindarlara sempatik gelen İmamoğlu’nun bu davranışları, karşılıklı oynanan bir kâğıt oyununda rakibin desteden çaldığı jokerinin akıllıca bir hamle ile elinden alınmasına, ya da savaşta bir tarafın hile ile elde ettiği stratejik bir silahın uygulanan taktikle etkisizleştirilmesine benzetilebilir.

CHP İmamoğlu üzerinden AKP’nin ve sağ siyasetin elindeki bu çok önemli “din kartını” bir ölçüde boşa çıkarmış, “inanç istismarı” aracını ellerinden alarak etkisiz kılma başarısı göstermiştir. Böylece daha eşit koşullarda bir siyaset yarışını sağlamaya dönük önemli bir adım atılmıştır.

AKP’NİN “DİN KARTI” ELİNDEN ALININCA

AKP İslami kesimin mağduriyetlerini ve dini motifleri sürekli öne çıkararak bu güne kadar halktan oy almayı becerdi. Türkiye’de dindarların sisteme yönelik şikâyetleri ve mağduriyet iddiaları artık neredeyse tamamen giderilmiş durumda. İktidarı elde eden dindarların diğer kesimleri mağdur ettiği bir döneme gelindi artık.

İnsanların dinini yaşaması adına siyaseten yapılan çabalar toplumun iş, aş ve refahında ekstra bir fayda sağlamıyor maalesef. Seçim propaganda döneminde Anadolu’da köyleri gezen AKP yöneticilerine köylülerin; “bize dinimizi anlatmayın, biz dinimizi zaten biliyoruz, siz bize işsizlikle, enflasyonla, pahalılıkla nasıl baş edeceğinizi anlatın” dedikleri yazıldı, söylendi.

Sadece din üzerinden yürütülen siyasetle seçimlerin kazanılamayacağı bir döneme gelindiğini kendileri de fark ediyorlar aslında ama yapabilecekleri da pek fazla bir şey kalmadı. Besleme havuz medyasının İmamoğlu’nun dindarlığı için attığı başlıklar ile verdikleri ilk ipuçlarına bakılacak olursa; bir süre sonra “asıl ve en hakiki dindar biziz, onlar din istismarı yapıyor, inanmayın” diyecekleri günler yakındır belki de!

Siyasal rekabet koşullarında CHP ve AKP arasında en azından “dindarlık” manasında bir eşitlik sağlandığında, yani iktidarın elindeki “inanç istismarı kartı” etkisiz kılındıktan sonra asıl siyasi maharetlerin ortaya dökülmesinin yolu açılmış olacak. Siyasal partilerin topluma iyi bir gelecek adına ne sundukları (veya sunamadıkları) artık daha anlaşılır şekilde ortaya çıkacaktır.

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...