İlköğretimde suratımıza tokat gibi vuran gerçekler

Geçtiğimiz haftalarda Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye genelinde binlerce 4’üncü ve 8’inci sınıf öğrencisine yönelik yapılan Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi (ABİDE) eğitim araştırmasının veri analizleri tamamlandı.

MEB Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce, ABİDE araştırması 81 ilde bin 230 okulda 75 bin 8’inci sınıf öğrencisine ve bin 62 okulda, ve 41 bin 54 4’üncü sınıf öğrencisine yönelik geçen yılın Nisan ayında düzenlendi.

ABİDE 8. sınıflar raporuna göre, öğrencilerin en yetersiz olduğu alan matematik. Öğrencilerin yüzde 85.8’si orta ve alt, yüzde 53’ü ise temel ve temel altı düzeyde matematik bilgisine sahip. Yüzde 16,4’ü, dört işlem sorularını çözemiyor, basit hesaplamalar yapamıyor.

Türkçe’de ise öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzey ve altında bu öğrenciler, deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.

Fen bilimlerinde öğrencilerin yüzde 86’sı, sosyal bilimlerde yüzde 65, 3’ü orta ve alt düzeyde. Yüzde 39, 8’i vücuttaki organların görevini bilmiyor, her 4 öğrenciden biri harita okuyamıyor iki farklı olay arasında bağ kuramıyor.

İlkokul 4. sınıfların raporunda da benzer sonuçlar yer alıyor. Türkçe’de öğrencilerin yüzde 27,9’u, matematikte yüzde 39,9’u, fen bilimlerinde yüzde 37,5’i ve sosyal bilgilerde yüzde 29, 7’si temel ve temel altı seviyede.

Okullarda çocukların ne öğrenip öğrenmediğine bakılmaksızın sınıf geçirilirse çocukların gelecekleri değil de veliyi memnun etme çabasından vazgeçilmezse bu sonuçlarla devamlı karşılaşacağız.

Diğer bir önemli bir konu biz öğretmenler üzerinden yapılan tartışmalar. Öğretmenler yeterli eğitime sahip mi?

Yapılan araştırmada çıkan sonuç ise;“Öğretmenlerin eğitim düzeylerinin ve mesleki gelişimlerinin değerlendirme yapılan alanlarda öğrencilerin akademik beceri puanlarında tutarlı bir değişime yol açmadığı gözlendi. Ancak öğretmenin mevcut okulda çalışma süresi, genel çalışma süresi (kıdem), mesleki yeterlik algısı gibi değişkenlerin öğrencilerin akademik becerileri ile pozitif yönde ilişki gösterdiği ortaya çıktı.”

Bizler öğretmen olmak için üniversitede 4 yıl okuyoruz üzerine KPSS’ye giriyoruz. O da yetmezmiş gibi bir de mülakattan geçerek öğretmen oluyoruz. Hala öğretmenin akademik bilgisi yeterli mi diye eleştiri alıyoruz. Bu araştırma gösteriyor ki başarıyı öğretmenin okulundaki devamlılık, kıdem ve mesleki yeterlilik arttırıyor. O yüzden bir an önce öğretmenlerin ne dediklerine kulak verilmelidir.

Öğretmen eğitim temelidir. Okullarda uygulanan ücretli öğretmenlikten biran önce vazgeçilmelidir. Binlerce öğretmen atamayı beklerken, ucuz öğretmen çalıştırarak, sigortasını 15 gün yaparak öğretmen üzerinden kar etmek çocukların geleceklerinle oynamak demektir.

Diğer çok önemli bir konu kitap konusuna geldiğimizde araştırma gösteriyor ki; “Evdeki kitap sayısı fazlalaştıkça öğrencilerin akademik beceri puanlarının da arttığı anlaşıldı.”

Bizdeki gerçekler ise sene başında devlet tarafından verilen ücretsiz kitaplar her şeye yetecekmiş gibi davranılıyor. Bir evde kitaba para harcanmıyorsa o evde eğitim bir adım ileri gidemez.

2023 vizyonu ile beraber hayatımıza girecek olan yaparak yaşayarak öğrenme modeli ne kadar başarılı olabilir?

Okullarında yaparak yaşayarak öğrenmeyi en güzel uygulayan devlet hiç kuşkusuz ki Finlandiya’dır. Bu uygulama şekliyle yıllardır eğitimde hep en üst sıralarda yer almayı başardılar. Onlarda bu yöntem başarılı oldu diye bizde ülkemizin gerçeklerine bakmadan aynı sistemi alıp uygulamaya kalktığımızda başarı beklersek sadece hayal kurmuş oluruz. Her ülkenin kendine ait yapısı yaşam koşulları farklıdır. Okulları, sınıf mevcutları ona göre ayarlanmıştır.

Son yıllarda uzak doğu ülkeleri Finlandiya’yı da geride bırakarak eğitimde en ön sıralara yerleştiler. Onlarda tamamen kendi ülkelerinin gerçeklerini göz önünde bulundurarak bir sistem oluşturdular haftanın 6 günü okula gidiyorlar ve birçok sınav sisteminden geçiyorlar.

O yüzden ülkeler kendi yapılarına bakarak kendi eğitim sistemi oluşturmalıdır.

Yine araştırma sonuçlarında görülüyor ki;”Destekleme yetiştirme kurslarına her iki dönemde katılan öğrencilerin akademik beceri puanlarının genel olarak daha yüksek olması, destekleme yetiştirme kurslarının etkili olduğunu ortaya koydu.”

Oyun çocukların hayatında elbette çok önemlidir. Ama okullar oyun oynama merkezleri değildir. Çocukların bilgi-beceri kazanacakları, toplum içinde yaşamayı öğrenecekleri ve eğitim alacakları alanlardır. Oyun ile öğretmek bir tekniktir ve her derste kullanılır. Okullar oyun oynayarak eğlenceli hale gelmez. Bilgiyi öğrenirken uyguladığınız teknikle eğlenceli hale gelir. Hem öğrenirler, hem eğlenirler. Bu kadar oyunun üzerinde duruyorsanız her mahalleye çocukların korkusuzca oynayacağı kocaman parklar yapabilirsiniz.

Eğitimdeki başarısızlık suratımıza tokat gibi çarparken biz hala teneffüsleri 10 dakikadan 15 dakikaya çıkarmakla zaman kaybediyorsak hepimize geçmiş olsun…

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...