Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Bloomberg HT’ye yaptığı açıklamalarda, 24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı’nı kazanıp partisinin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesi durumunda “A, B, C planlarımız var” dedi ve 7 Haziran 2015’de sistemi tıkamak isteyenlere karşı 1 Kasım seçimlerine gidildiğini, sistemi çalıştırmayacak herhangi bir gelişmeye fırsat vermeyeceklerini, 1 kasımda da sistemin önünün açıldığını vurguladı.

Bu açıklamalardan, seçim sonuçları ne olursa olsun Erdoğan’ın bir şekilde Başkanlık ve Meclis çoğunluğundan vazgeçmeyeceği ve sistemin devamı için alternatif planları olduğu sonucuna varabiliriz. Bu alternatiflerin neler olduğu ile ilgili kamuoyunda çeşitli tartışmalar var. Ancak “bu alternatif planlardan bir tanesi de acaba seçim sonrası oluşabilecek bir iç karmaşa ve bu tür bir olası gelişme çerçevesinde uygulanabilecek yöntemler mi?” sorusu akla gelebiliyor.

SEÇİMLER SONRASI OLASI İÇ KARGAŞA HAZIRLIĞI MI VAR?

11 nisan tarihinde bu köşede yazdığım “Ciddi Tehlike; İktidar Hırsı Ve Sivil Silahlanma'' başlıklı yazımı tekrar gözden geçirirseniz, birazdan okuyacaklarınız daha yerli yerine oturacaktır.

Bu bahsettiğim yazımın son bölümünde, SİVİL SİLAHLANMAYI TEŞVİK KRONOLOJİSİ başlığı altında son iki yılda hükümetin bazı karar ve uygulamaları tarihsel olarak sıralanmıştı. Kısaca bunları hatırlayacak olursak;

* 17 Temmuz 2016; darbe girişiminden iki gün sonra Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şeref Malkoç: "Milletin meşru müdafaa hakkı için milletimizin ruhsatlı silah almasının önü açılacak” dedi.

* 30 Temmuz 2016; Milli Savunma Bakanı Fikri Işık “Kayıp mermi ve silah olabilir” dedi. Aynı günlerde Ankara’da işlenen bir cinayette kullanılan silah MP-5 cinsi olunca sanık “Bu tabancayı 15 Temmuz darbe gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün önünde dağıtmışlardı. Ben de orada almıştım” savunmasını yaptı.

* 17 ağustos 2016; Cumhurbaşkanı Erdoğan (kamplarında AKP Gençlik Kolları ve Osmanlı Ocakları'ndan toplanan gençlere eğitim verildiği söylenen) SADAT'ın kurucusu TSK’dan emekli Adnan Tanrıverdi’yi başdanışman olarak atadı.

* 24 Haziran 2017; Cumhurbaşkanlığı Arşiv Müdürü Muhammet Safi, sosyal medya hesabından “Her eve bir otomatik tüfek ve 1000 mermi projesi şart” paylaşımını yaptı.

* 17 Temmuz 2017; İç İşleri Bakanlığı ilgili yönetmelikte değişiklik yaparak, bulundurma ve taşıma ruhsatlı silahlara yıllık ikiyüz adet olan mermi satın alma iznini 1000 mermiye çıkartmanın hukuki alt yapısını hazırladı.

* 20 Aralık 2017; Kamuoyunda “İç savaş Kararnamesi” diye anılan 696 sayılı KHK ile “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler kapsamına sokulacak girişimlerin bastırılması kapsamında hareket edecek sivillerin hiçbir sorumluluğu olmayacağı” hususu düzenlendi.

* 12 Ocak 2018; HÖH (Halk Özel Harekat) genel başkanı Fatih Kaya, bir yılda 22 ilde 7 bin üyeye ulaştıklarını ve ihtiyaç duyulduğunda her zaman hazır olduklarını, başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın cihad ilan ettiğini, HÖH olarak devletin verdiği bütün görevleri yerine getirmeye hazır olduklarını söyledi.

* 02 Mart 2018; İçişleri Bakanlığı’nın faaliyet raporuna göre vatandaşın ruhsatlı silahlarında “silahım kayıp oldu” beyanı sayısında son 3 yılda 7 kattan fazla artış olduğunu açıklandı. Kayıp silahların sayısındaki artış yıllara göre ele alındığında;

  • 2014 yılında, (bu yıla kadar ülkede toplam) 14.682 ruhsatlı silah kayıp iken;
  • 2015 yılı sonunda bu rakam (son 1 yılda yüzde 520 artarak) 91.120 olmuş;
  • 2016 yılı sonunda ( son 2 yılda yüzde 733 artarak) 107.628 olmuş;
  • 2017 sonunda ise (küçük bir düşüş ile) kayıp silahlar toplamı 106.740 olmuştu.

* 08 mart 2018; Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘kayıp silahların araştırılması’ amacıyla Meclis’e taşıdığı araştırma önergesi AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

* 14 Mart 2018; İçişleri Bakanlığı, taşıma ve bulundurma silah ruhsatı sahiplerinin yıllık 200 adet mermi alma hakkını 1000 adede çıkartan 536 sayılı Genelgeyi yayınladı.

KAYIP SİLAHLARDA İLK BÜYÜK ARTIŞ 2015 YILI

“Kayıp silahlar” denildiğinde konu kamuoyunda genelde “15 Temmuz darbe girişimi gecesi vatandaşa dağıtılıp geri dönmeyen silahlar” olarak algılandı. Oysa bu rakamlar daha çok, ruhsatlı silahlarının kayıp olduğunu beyan ederek emniyet birimlerine yapılan başvurulardan oluşuyor. 2014 ile 2016 yılları arasındaki bu olağanüstü ve izah edilemez artışın sebepleri üzerinde ciddi olarak durulması gerekiyor.

Kayıp silahlarda asıl ve ilk büyük artışın (yüzde 520 ile) 7 haziren ve 1 kasım seçimlerinin yapıldığı 2015 yılında olması dikkate değer bir konudur. Hatırlanacağı üzere 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde AKP tek başına iktidar olamamış, AKP Genel başkanı Davutoğlu koalisyon kurmak istese de Cumhurbaşkanı Erdoğan buna izin vermemiş, Erdoğan CHP lideri Kılıçtaroğlu’na da hükümet kurma görevini vermemişti. O dönemde yaşananları kısaca anımsamakta fayda var;

7 HAZİRAN’DAN 1 KASIM’A KADAR OLAN SÜREÇTE YAŞANAN OLAYLAR:

17 Temmuz: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını söyledi.

20 Temmuz: Suruç’ta IŞİD’li canlı bomba, kendisini patlattı. 33 kişi hayatını kaybetti.

22 Temmuz: Ceylanpınar’da iki polis evlerinde uyurken şehit edildi. (Bu olayın sanığı diye yakalanan 9 kişi daha sonra beraat etti.)

11 Ağustos: Erdoğan, çözüm sürecinin buzdolabına kaldırıldığını açıkladı.

16 Ağustos: Şehit cenazesinde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “ne mutlu şehit ailesine” dedi. Alanya’da halk şehit haberlerinin ardından Kürt vatandaşların işyerlerine saldırdı.

20 Ağustos: Lice’de 4 şehit gelmesinden bir gün sonra Siirt’te yola döşenen patlayıcılar askeri aracın geçişi sırasında patlatıldı, 8 asker şehit oldu.

5 Eylül: Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 20’ye yakın sivil çatışmalarda öldü.

6 Eylül: Dağlıca’daki PKK saldırısında 16 asker şehit oldu.

8-9 Eylül: Iğdır’da gümrük kapısını koruyan polislere yönelik saldırıda 13 polis şehit oldu.

20 Ekim: Davutoğlu, Van’daki mitinginde “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak” diyerek Kürt seçmeni tehdit etti.

10 Ekim: Ankara’daki barış mitinginde iki ayrı bombanın patlaması sonucu 102 kişi hayatını kaybetti.

Bu karanlık dönemin ardından Erdoğan yeniden seçim (dikkat, erken seçim değil!) diyerek halkın kararını tekrar gözden geçirmesini istemiş ve 1 kasım 2015’de seçmen “güven ve istikrar” için AKP’yi tekrar tek başına iktidara getirmişti.

Yaşananların, daha sonra olabileceklerin de ipucunu verebileceği yaklaşımı içinde konuyu değerlendirmeye devam edelim.

KAYIP SİLAHLARDAKİ AŞIRI ARTIŞ VE DİĞER GELİŞMELER NE MANAYA GELİYOR?

Gelişmeleri takip eden ve sorumluluk duyanların bu konularla ilgili akıllarına hemen şu sorular gelmez mi?

  • Acaba bazı vatandaşlar bir yerlerden aldığı talimatla ruhsatlı silahlarını ‘kayıp oldu/çalındı’ başvurusu ile ruhsatsız hale mi getiriyorlar?
  • Bu silahlar ileride bir gün bir yerlerde kullanılıp sonra bir şekilde yok edilerek hukuki ve cezai sorumluluklardan kurtulmanın planları mı yapılıyor?
  • İç İşleri Bakanlığı resmi kayıtlarına göre 2017 yılının ilk üç ayında yüzde 10’luk bir artışla ruhsatlı silah sayısı 338 bin iken bu rakamın üçte biri kadar (107 bin) silahın “kayıp” olması son derece dikkat çekici değil midir?
  • Devlet kayıp silahlar konusunun üzerine neden gitmez, CHP’nin bu konuda meclise verdiği Araştırma Önergesi neden reddedilir?
  • Silahlarının kayıp olduğunu bildiren ruhsat sahiplerinin çok büyük çoğunluğunun bir siyasal partiye veya guruba üyeliği, irtibat ve iltisakı polis ve istihbarat birimlerince merak edilip araştırılmaz mı?
  • “Yıllık 200 adet mermi bize yetmiyor, bunu 5 katına çıkartın” diye yoğun bir talep mi oldu? Bu tür talepler yoksa bu sayı niye artırılır ki?
  • Ruhsatsız ve/veya “kayıp” silahların “mühimmat” ihtiyaçları bu şekilde, yani ruhsatlı silahların mermi hakları üzerinden mi karşılanıyor?
  • Bulundurma ruhsatlı silah ile atış ancak (valilikten alınacak özel ve günlü yol izni ile) poligonlarda yapılabiliyorsa, bir yıl içinde bu izni alan kaç kişi olmuştur?
  • Böyle bir poligon izin alınsa bile 1000 mermi nasıl tüketilebiliyor ki ertesi yıl yine aynı sayıda mermi satın alma hakkı doğuyor? Bu konular takip ediliyor mu? “Ne yaptın bu kadar mermiyi” diye niye sorulmuyor?
  • 24 Haziran seçimleri ertesinde iktidarın demokratik yollardan el değiştirmesi ihtimali ortaya çıktığında olası bir iç karmaşa mı öngörülmektedir?
  • Demokratik yollardan iktidar değişiminin gayrı meşru olarak engellenmesi olasılığında bir kesimin “baskıya karşı direnme hakkını kullanma” yoluna gidebileceği mi öngörülmektedir?
  • Bir şekilde ortaya çıkabilecek iç karmaşalarda, (kamuoyunda “İç savaş Kararnamesi” olarak anılan KHK kapsamında) “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler kapsamına sokulacak girişimlerin bastırılması kapsamında hareket edecek sivillerin hiçbir sorumluluğu olmayacağı” düzenlemesi mi devreye sokulacaktır?

Bu karamsar olasılıklar ve yaklaşımlar için ''yok canım olur mu öyle şey, o kadar da değil, burası hukuk devleti!'' diye rahatça yanıt verebiliyor muyuz?

SONUÇ: Yukarıda aktardığım SİVİL SİLAHLANMAYI TEŞVİK KRONOLOJİSİ başlıklı gelişmeler, önceki iki genel seçim arasındaki karanlık kısa dönem, iktidarın 16 yıllık uygulamaları ve yaşanan hukuksuzluklar hatırlandığında, karamsar olmak için yeterli sebep olmadığı söylenebilir mi? 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner72

banner78