İktidarın rakipsiz seçim planları tutacak mı?

İktidarın bir yandan yargı operasyonlarıyla ve bir yandan da belediyeleri iş yapamaz hale getirmesiyle CHP’yi çok sert sıkıştırdığı bir süreç yaşıyoruz. Her gün CHP’ye dönük yeni bir operasyona uyanıyoruz.

Abone Ol

Tüm bunların; iktidarın temiz yönetim ilkelerine, hukuka ve hesap verilebilirliğe olan safiyane inancı ve saygısı sebebiyle yaşanmadığını herkes biliyor.

Tümüyle hukuksuz adli süreçler bir yandan yürütülürken belki de nihai darbe gibi görülen ‘mutlak butlan’ kararının iktidarın seçim takvimi açısından en uygun zamana bırakıldığını herkes söylüyor. İktidarın hukuk görünümlü bu operasyonlarını her gece televizyon ekranlarında yorumlamaya çalışan yandaş medya figürleri hukuki gerekçelere değinmeye lüzum bile görmeden “butlan kararı yazıldı, açıklanması için uygun bir zaman bekleniyor” diyebiliyorlar. Çünkü ortada, kendi mecrasında yürüyen bağımsız ve tarafsız bir yargı sisteminin kalmadığını tüm siyasal kesimler bir olgu olarak kabul etmiş durumda.

Butlan (hiç yapılmamış sayılan işlem) kararının koşullarının hukukta bir istisna olması, (butlanı reddeden) birinci derece mahkemenin kararını bozacak yeni bir bulgu olmaması gibi hukuki gerçekler konu dahi olmuyor. İptali planlan Kasım 2023 CHP Kurultayı sonrasında iki kurultayın daha yapılmış olması dikkate alınmıyor. Eylül 2025’deki 21. Olağanüstü Kurultayda Özgür Özel’in yenilenmiş delegelerle tekrar Genel Başkan seçilmiş olması gibi sebeplerle davanın konusuz kaldığı gerçeği üzerinde hiç durulmuyor.

Popülist-otoriter iktidarlar seçmenin rızasını ikna suretiyle bir müddet almayı becerebiliyorlar. Ancak ülkenin kıt kaynakları sebebiyle halkı mutlu etme imkanları azalınca başvurdukları son çare dozu giderek artırılan otoriter rejim oluyor. Bu yola giren iktidarların baskıyı azaltmalarının ve demokratik tavizler vermelerinin kendi sonlarını hızlandırdığı bilindiğinden bu yolda geri vites şansları kalmıyor. Bu durumda geriye tek seçenekleri olarak, seçimleri muhalefetin kazanma şansının olmayacağı bir sistemi kurmak kalıyor. Yaşanan hukuk görünümlü siyasal operasyonların temel sebebi işte bu.

Tüm Bunlar İktidarın Süresiz Kalıcılığı Adına Yaşanıyor

AKP oylarının giderek eridiğini ve CHP karşısında geride kaldığını gördü. Kendi oyunu artıramasa bile CHP’yi de halk nezdinde itibarsızlaştırma, kendi kazanamazsa onlar da kazanmasın diye CHP’nin halk desteğini zayıflatma çabasına girdi. Bu yüzden CHP’ye Allah ne verdiyse girişiyorlar. Siyasallaşmış yargı operasyonlarıyla habire darbe alan, itibarını korumaya çalışan CHP’den bir nebze uzaklaşma eğilimi gösteren seçmen oylarının AKP’ye yönlenmek yerine karasızların oranını artırdığını gösteriyor kamuoyu yoklamaları.

Herkes biliyor ki AKP’nin ve Erdoğan’ın (tümüyle eşitsiz koşullarda gidiliyor da olsa) önümüzdeki bir seçimi kazanması çok çok zor. Oysa daha önceki seçimlere gidilirken İktidar kesenin ağzını açıp kamu kaynaklarını seferber ederek ve bolca seçim rüşveti dağıtarak seçmen tercihlerini son anda, bir şekilde lehlerine çevirebiliyorlardı. Mevcut ekonomi ve bütçe çerçevesinde böyle bir imkanlarının pek kalmadığını gördüler.

Ancak öyle veya böyle ama mutlaka önlerindeki seçimleri almak zorundalar ve bu sefer bambaşka bir şeyler yapmaları gerektiğini düşünüyorlar. Şapkadan bir kez daha tavşan çıkarabilmenin tek yolunun, karşılarında güçsüz ve dağınık bir muhalefetle seçime gitmek olduğu sonucuna vardılar. Bu planın ilk önemli adımı 19 Mart 2025 İmamoğlu ve İBB operasyonları olmuştu.

İBB ve İmamoğlu kumpası için düzenlenen 4 bin sayfalık iddianame, sonrasında yürütülen yargılama sürecinin toplumu ikna etmeye yetmediğini gördüler. Tüm iddialar, gizli tanık ve itirafçı ifadeleri tek tek çökünce, bu yargılamalar sonunda umdukları sonuçların çıkmayacağını da anladılar. Ayrıca, İmamoğlu’nun adaylığının önünü bir şekilde kesebilseler de CHP’nin herhangi bir adayının da seçimleri kazanabilme olasılığını bertaraf etmeleri gerekiyordu. Bunun için topyekûn CHP kurumsal kimliğine ve Genel Başkan Özgür Özel’e karşı çok sert bir yargı süreci başlattılar.

Amaç Güçsüz ve Bölünmüş Bir CHP ile Seçimlere Gitmek

Seçimlerde karşılarında güçlü, dinamik ve kararlı bir siyasal muhalefet olmaması gerekiyor. Parçalanmış, yargı kıskacında iyice zayıflamış, moralsiz, enerjisiz bir CHP ve onun kazanma ihtimali pek olmayan Cumhurbaşkanı adayının belirlendiği koşullar oluşmadan seçime gitmek istemiyorlar. Öyle anlaşılıyor ki tüm planlar “butlan” kararı ile Kılıçdaroğlu’nu tekrar Genel Başkan atayarak partiyi bölmek ve toparlanmalarına meydan bırakmadan erken seçim sandığını dayamak üzerine kuruldu.

Bu çerçevede gerekirse CHP’yi kapatma, Özgür Özel’in dokunulmazlığını kaldırarak tutuklatma planlarının da seçenekler içinde gördükleri söyleniyor. Bu operasyonlar sonrasında ülke ekonomisi tepe taklak olurmuş, Türkiye demokratik dünyadan iyice dışlanıp “hibrid yönetim” liginden otokratik ülkeler ligine düşermiş, halkın perişanlığı çok daha fazla artarmış, umurlarında değil!

CHP’ye dönük son operasyonlarla ilgili Birgün gazetesine açıklama yapan Özgür Özel de hedefe bizzat kendisinin oturtulduğunu görüyor. İmamoğlu’na yönelik suçlamaların toplumda karşılık bulmadığını ve İBB Davası iddianamesinin her gün biraz daha çöktüğünü söyleyen Özel, “Yandaş medya Silivri’den çekildi. İlk günlerde sayfalarına taşıdıkları davayı şimdi izlemiyorlar bile. Çünkü her gün aleyhlerine işliyor” dedi. CHP Lideri Özel İBB Davası’nın çökmesiyle yeni tansiyonlar yaratılmaya çalışıldığını belirtti ve “bu sefer, ‘Adam topyekun partiyi savunuyor’ diyerek benim belimi kırmaya çalışıyorlar. Büyük bir gözü dönmüşlük içinde hareket ediyorlar” diyerek yaşananları özetledi.

Adalet Bakanı; “Hızlı, Öngörülebilir ve Güven Veren Bir Adalet İnşa Edeceğiz”!

“Bağımsız ve tarafsız yargı” olgusu artık nostaljik bir anı konusu oldu! Bir önceki Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un herkesi gülümseten, Türkiye'de yargı sisteminin tamamen bağımsız ve tarafsız işlediğine ilişkin (tümüyle temelsiz de olsa) sözlerini yineleyen bir iktidar mensubu da kalmadı. Çok acı da olsa gelinen bu durumu herkes o kadar içine sindirmiş, olağanlaştırmış durumda ki Adalet Bakanı Akın Gürlek de beyanlarında bu gerçeği doğrulamakta beis görmüyor.

MÜSİAD Genel Merkezi’nde konuşan bakan Gürlek; “Bizim önceliğimiz iş dünyasının zamanını mahkeme koridorlarında değil, üretim sahalarında harcamasını sağlamaktır. Bizim hedefimiz daha hızlı, daha öngörülebilir ve daha güven veren bir adalet inşa etmektir. Yabancı sermayenin Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz. Haklarını daha da güvence altına alan bir yapıya titizlikle çalışıyoruz. Türkiye, güvenle yatırım yapılan bir ülke olma yolunda hızla ilerlemektedir” dedi.

Adalet Bakanının bu beyanlarından tam olarak şu gerçeklerin ikrarı çıkmıyor mu? “Türkiye’de iş dünyası zamanını üretim sahalarında değil mahkeme koridorlarında harcıyor. Ülkemizde adalet hem yavaş, hem öngörülebilir değil ve hem de güven vermiyor. Ülkede sermayenin hukuki güvenilirliği (mal güvenliği) yok, bu yüzden yabancı yatırımcı gelmiyor. Yabancı sermayenin ülkemize gelebilmesi için, hiç olmazsa onlar için ikili hukuk düzenlemeleri yapmak gerekiyor.”

Görüldüğü gibi iktidar da ülkede hukukun geldiği yeri bildiklerini açıkça deklare etmekten kaçınmıyor. Vatandaşların yargıya inancını ve güvenini geliştirecek herhangi bir hukuki düzenleme akıllarından dahi geçmiyor. Çünkü hukukun evrensel normlarda işlediği bir ülkede iktidarda tutunamayacaklarını biliyorlar. Tekrar seçilebilmelerinin asgari koşulu olan ekonomi çarklarının dönmesine yetecek kadar bir hukuki düzenleme yaparak ekonomi dünyasına bir nebze güven aşılama niyetleri var, hepsi bu.

“Türkiye’ye en az 20 yıllık yeni bir iktidar geliyor”

İktidarın tüm bu planları tutacak mı, işler umdukları gibi gidecek mi peki? İşte bu o kadar kolay değil. İmamoğlu’nun başarılarının baş mimarı iletişim danışmanı, tutuklu Necati Özkan Medyacope TV’den Ruşen Çakır’a verdiği röportajında “Türkiye’ye en az 20 yıllık yeni bir iktidar geliyor” diyor.

Necati Özkan; “İktidar partisi ve Cumhur ittifakı el birliğiyle daha güçlü bir CHP iktidarı için yardımcı oluyor. Çok fazla iyimser gelebilir size, ama Cumhuriyet tarihindeki her seçimi nedenleri ve sonuçlarıyla defalarca analiz etmiş bir iletişimci olarak tahminim o ki, en az 20 yıllık bir iktidar geliyor.

KKTC ve Macaristan’da gördüğümüzden daha güçlü bir tsunami dalgası göreceğiz. Mevcut müesses nizamın temsilcisi olan küçük bir siyasi ve bürokratik elit dışında herkes kazanacak. Bu tsunami dalgası, ülkenin ufkunu kapatan karanlığı dağıtacak ve hakikati, hukuku, adaleti, özgürlüğü getirecek. Tarihin bize fısıldadığı hakikat bu” diyor.

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }