İbni Haldun ve mukkadime-2

Yazımızın ikinci bölümünde  ibni Haldun’un Mukkadime’de özellikle üzerine vurgulayarak  ifadelendirdiği kavramlar üzerinde durmak istiyorum.

Bedv-bedavet: Zahir olmak, ortaya çıkmak, bir nesnenin ilk önce peyda olan tarafı.

Bedavet: Sahrada oturmak, hadar veya hadaretin zıddı.

Bedavi, bedevi, ehl-i bedv: Arazide ve kırda ikamet eden, çadır hayatı yaşayan, göçmen, göçebe, konargöçer

Hadar: belde, belediyelik;

Hadari; Beledi, kasabalı;

Hadıra: Şehir, belde, kasaba, köy, meskun yer; Hazır: Şehir, kasaba ve köyde oturan, yerleşik hayat süren.

Yerleşik kültür

Hadaret kelimesi, Uygarlık ve bu uygarlıkların kültürleri Anlamınıda içeri . Bu medeniyet ve kültür, bedevilere has olan medeniyet ve kültürden farklı olduğuna göre, hadarete yerleşik kültür de denilmektedir. Yerleşik hayatı yaşayan her insan ve toplum medeni olmadığı gibi göçebe bir hayat yaşayan her fert de bedevi olmayabilir.

Toplumsal yaşam biçimi

İbni Hadun iki tür ümrandan bahsetmektedir. Bedevi ümrandan hadari ümrana geçiş, mağara ve orman hayatından, köşk ve saray hayatına doğru bir gelişme ve ilerleme çizgisi üzerinden seyretmiştir Bedevilik ve Hadarilik, iki farklı sosyal hayat biçimidir.

Mukaddime ve postmodernizm

İbni Haldun, medeni ve beşeri sahalarda görülen değişme ve gelişmeleri, bedevilik ve hadarilik unsuru ile açıklamaya çalışmıştır “Yaşam tarzlarındaki farklılık” ifadesiyle İbni Haldun, ekonomik faaliyetteki farklılığı anlamakta ve toplumsal yaşamın iki temel yönünü -kırsal ve kentsel- birbirinden ayırmaktadır (Günümüzde tanıklık ettiğimiz, küreselleşme ve postmodernizm gibi yakıştırmalarla tanımlanan, teknoloji ve sanayinin sorumlu olarak görüldüğü toplumsal yaşam, İbni Haldun’un tanımladığı “hadari yaşam” tarzıdır.  Bedevi Ümran ve Hadari Ümran Bedevilik, göçebe bir hayat tarzı değildir ve uygar hayat tarzından önce gelen toplum biçimlerinin tümünü kapsamaktadır. İbni Haldun, bedevilikten hadariliğe geçişin zorunlu olduğunu düşünmektedir

İbni Haldun’a göre aslolan Bedevi yaşama biçimidir.

İbni Haldun bedevi hayatı, aslolan hayat olarak görmüş ve hadari hayatın, sonradan ortaya çıktığını, bedevi hayatın değişmesi ile meydana geldiğini belirtmiştir. Burada vurgulanması gereken nokta, hadari hayatla birlikte bedevi hayatın yok olmadığı, her iki yaşam biçiminin de varlığını devam ettirdiğidir. Bedevi kültürün üyeleri, tarım ve hayvancılık yolu ile barınma ve yiyecek gibi birincil ihtiyaçlarını karşılarlar. Hadari kültürün üyeleri ise el sanatları ve ticareti benimsemişlerdir. Toplum böylece; bedevi, yarı-göçebe ve hadari (şehirde) yaşayanlar olmak üzere üçe ayrılmıştır. Her üç yaşam biçiminde de geçimi sağlamak ve toplum üyelerinin korunmasını sağlamak amacıyla toplumsal bir yapılanmaya gidilmiştir.

Toplumsal üretim

Geçimlerini, ağırlıklı olarak hayvancılık yerine tarımsal üretim ile sağlayan bazı bedevi toplumlar, yerleşik veya yarı-yerleşik olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dolayısıyla, bedevilik her zaman göçebe bir yaşam tarzı anlamına gelmemektedir Medeniyet, şehir hayatı anlamına gelmiştir Uygarlık, sadece büyük şehirlerde yaşamak değil, uygarlığın özelliklerine uygun hayat tarzını da sürdürmektir. Böyle bir yaşam ise lüks üretim ve tüketime yönelme, mutlak siyasal iktidara yönelme ve lüks derecede sofistike ilimlerin bilinmesi olarak ifade edilmektedir

Asabiyet

İbni Haldun, toplumların işleyişini “asabiyet” kavramı ile açıklar. Bu kavram, bir toplumu birbirine bağlayan bağı ifade etmektedir İbni Haldun’un asabiye kavramı, günümüzde kimlik olarak adlandırılan hegomonik dönüşüm ve medeniyetin açıklayıcısıdır

Soydaş dayanışması, grup üyeliği, grup bilinci ve aile bağlarına dayalı bir tür sosyalleşme olarak tercüme edilebilecek olan asabiye olgusunu İbni Haldun, aile bağlarına dayandırmıştır

Din olgusu

ibni Haldun, toplumları bir arada tutabilecek ortak değerin, din olduğunu ifade etmiş ve ailenin dönüşümü üzerinde dinin rolünü vurgulamıştır Asabiye, İslam dünyasında kırılma noktasına ulaşmıştır. bunun nedenlerini; yoğun kentleşme, dramatik demografik değişiklikler, nüfus patlaması, Batı’ya gerçekleşen büyük ölçekli göçler, gittikçe büyüyen zengin ve fakir arasındaki uçurum, kötü yönetim ve idarecilerin yolsuzlukları, sınır tanımayan ayrımcımlık , kimlik krizi, yabancı fikir ve imajlara bağlamıştır.

Asabiyet, bedevilerin ayırt edici vasıflarından biridir. Ne var ki asabiyet bedevilerin sahip olduğu tek özellik değildir İbni Haldun bedevilerin, saflıklarını daha çok koruduklarını, şehirlilerin ise zamanla yozlaşabildiklerini, medeniyetin zirveye ulaşmasıyla birlikte zevâle (yok olmaya) doğru yaklaştığını ve bu çöküşün, dairesel olarak yeniden bir oluşu başlattığını belirtir

Mülkiyet ve Komün

İbni Haldun bedevileri tarif ederken; mağaralarda, ormanlarda, sahrada ve çadırda, yurtlarda, obalarda, köylerde ve daha küçük yerleşim merkezlerinde yaşadıklarından bahsetmiştir. Bedeviler, kentsel (hadar) yaşamda bulunması mümkün olmayan gerek hayvancılık gerekse çiftçilik için gerekli olan ekini, otlağı ve tarlayı kırsal yaşamda bulabiliyorlar Bu nedenle bedevilerin, kırsal alanlarda hayatlarını devam ettirmeleri zorunludur. Bedevilerin sosyal hayatları, gereksinimleri ile geçimleri, yardımlaşmaya ve işbölümüne dayanır  Zorunlu gereksinimlerin ötesinde, zenginliğe ve bolluğa erişilmesi bu toplumları, yerleşim merkezlerini kurmaya iter. Bu aşamada, zorunlu gereksinimlerin ötesindeki olanakları sağlamak için yardımlaşılır. Daha çok yiyecek ve giyecek elde eder, daha güzel kıyafetler giyer, daha gösterişli evler yaparak daha gösterişli yaşam sürerler. Daha uygar ve daha yerleşik duruma geçmek için kasabalar ve kentler kurma yoluna giderler  “Kent hayatı, medeniyetin (ümran) gelişmesi için bir zarurettir. İnsan, sosyal bir varlıktır ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için başka insanlara ihtiyaç duyar. Böylece insanlar, ihtiyaçlarını karşılamak üzere şehirlerde toplanırlar. Şehir hayatında, nüfusun artmasına bağlı olarak üretim fazlası oluşur. Bu üretim fazlası, sanata ve eğlenceye harcanır. Bu döngü, medeniyetin gelişmesine katkıda bulunur İhtiyaçlarından fazlasını üreten toplumlar, yiyecek-içecek veya kıyafet tercihlerinde daha değerli ürünlere yönelmiştir. Böylece, arzularına boyun eğen, artan ihtiyaçlarını sağlamak için her türlü yola, kurnazlığa, yalana, dolana ve hilekârlığa başvuran insanların çoğaldığı bir yapı ortaya çıkmıştır .

Özetle incelediğimiz ibni Haldun ve eseri mukaddime Dünden bugüne ışık tutacak bir çok sosyolojik tespitleriyle önemli bir Sosyal Tarih çalışmasıdır.

İbni Haldun’u  Platon, Aristo,Farabi,İbni Sina ve İbn Rüşd bilim insanı gelenğiyle devam ve sonrasında

Montesquieu,Adam Smith ve Durkheim ile bu gelenek devam etmiştir. Eleştirel tarih anlayışı içinde İbni Haldun önemli bir sorumluluk üstlenmiştir üstelik içinde bulunduğu toplumsal yaşam ,zaman dar olmasına rağmen Gerçek bir tarih flizofu olan İbni Haldun ve eseri  Mukkadime kuzey Afrika’dan Memlüklülerden bugüne büyük bir Tarih aktarımıdır.

İbni Haldun ve eseri Mukkadime üzerine bir yazı oluştururken elbette bir çok kaynaktan faydalanırken en önemli kaynağım 2 cilt Halinde yayınlanmış olan Mukkadime’nin bizatihi kendisiydi. İbni Haldun ile ilgili okuduğum bir çok makaleden de faydalandım ve yazımın önemli bir bölümünü bu bilgiler üzerinden oluşturdum.

Sosyalizmin kurucuları Engels ve Marks’ın ıskaladığı Şarkiyat ,orientalizm ve o coğrafyaların büyük aydınlarından biriydi İbni Haldun.

Reform dedikleri: Kerizleri kandırmaca

İktidarın her icraatında olduğu gibi büyük gürültü ve şamatayla Mayıs sonunda açıkladığı “Yargı Reformu Strateji Belgesi”nin ilk uygulaması olan birinci yargı paketinin taslağı ortaya...

Yargının halleri: Suç duyurusu

Kendimi bildim bileli memlekette "Doğru olanı yapmak" isteyenler ile "Kendi doğrularını yapmak" isteyenler arasında bir mücadele var. Egemenlerin kendi doğrularını genel geçer doğrular olarak...

Diyanet kafası

20.09.2019 Tevazu İnsanı Yüceltir 13.09.2019 Her Can Dokunulmazdır 06.09.2019 Muharrem Ayı ve Aşura Günü 30.08.2019 Vatan Bize Emanettir 23.08.2019 Faizin Toplumsal Zararları 16.08.2019 Güvenli Bir Hayat İçin Afetlere Hazır...

Analar ağlasın mı ağlamasın mı?

Konu malum, çocukları pkk terör örgütüne katılan anneler Diyarbakır HDP İl Başkanlığı binası önünde oturma eylemi yapmaya başladı. Eylem Hacire Akar’ın 21 yaşındaki oğlunun...

Benim kanım parayla satılık değil!

''Benim kanım parayla satılık değil! diyerek İstiklal madalyası'nı alıp, maaşı reddeden Gazimiz ''Deli Osman'' lakaplı Osman Akkaş ve Suriye - Filistin Cephesi'nde hayıt yaprakları,...