Son zamanlarda HÖH diye bilinen, Halk Özel Harekatı Derneği adı altında faaliyet yürüten ve benzeri oluşumlarla ilgili oldukça fazla haberler ve sosyal medya paylaşımları oldu.

AKP’nin talimatıyla hareket ettikleri ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bireysel silahlanmaya gittikleri iddiası Meclis’e taşınan HÖH genel başkanı Fatih Kaya, bir yılda 22 ilde 7 bin üyeye ulaştıklarını ve ihtiyaç duyulduğunda her zaman hazır olduklarını söylemişti bir beyanında.

İyi Parti Genel Başkanı Akşener HÖH tarzı paramiliter grupların oluşumundan, bunlara Konya ve Tokat’ta silahlı eğitimlerin verildiği kamplardan duyduğu kaygıyı dile getirmişti.

En son Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da bu milis kuvvet oluşumları ile ilgili kaygılarını paylaşmıştı.

İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ da, bu eğitimlerin yapıldığı yerleri nokta olarak verebileceklerini söyledi. Yani konu ciddi, abartı filan yok.

MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI, DEVLET “BİR BAKALIM!” DEDİ

Çokça öne çıkan bu konular Devlet katında görülmez-duyulmaz olmaktan öte geçince “mecburen ele alındı”. 12 Ocak tarihli haberlerde İçişleri Bakanlığı’nın Halk Özel Harekât (HÖH) adlı dernek hakkında inceleme başlattığını öğrendi kamuoyu. Ayrıca dernekten farklı olarak kayıtlarda yer almayan ve internet üzerinden yayın yapan "Halk Özel Hareketi Derneği" hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş. Konu ilgili merciler nezdinde takip edilmekteymiş.

Bir süredir basında ve sosyal medyada, ellerinde uzun namlulu silahlarla sıkça yer alan bu tuhaf paramiliter oluşumlardan kaygı duyanların yüreğine bir nebze su serpildi böylece! Bu yapılacağı söylenen inceleme ile “kaygılı” çoğunluğun gazının bir ölçüde alındığı görülmektedir. Acaba biraz erken mi sevinildi? Ne çıkar bu incelemeden ve soruşturmadan?

Bu soruların yanıtını vermeden önce “iç savaş düzenlemesi olarak bilinen 696 sayılı KHK’nın 121. Maddesini hatırlamakta fayda var. Çıkartılan ve “iç savaş KHK” sı olarak anılan düzenleme ile bu HÖH’ler konusu bağlantılı aslında.

Kameralara cüretkar şekilde poz veren bu paramiliter silahlı milis tarzı yapılanmaları izleyen aklı başında insanlar “ülke nerelere götürülüyor” diyor, kaygı duyuyor.

CHP ve HDP’den sonra İyi Parti Genel Başkanı Akşener de, çıkarılan yeni KHK'yı "Sivillere darbe kalkışması isnadıyla silah kullanma hakkı verilmesi ülkeyi bir iç savaşa çekmek olur" sözleriyle eleştirmişti.

MEŞHUR 696 SAYILI KHK NE DİYORDU?

Kamuoyunda “İç savaş Kararnamesi” diye anılan bu KHK’nın 121. maddesi: “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler kapsamına sokulacak girişimlerin bastırılması kapsamında hareket edecek sivillerin hiçbir sorumluluğu olmayacağı” hususunu düzenliyordu.

Bu düzenlemede ki “devamı niteliğinde eylemler” tanımının muğlak bir tanım olduğu söylendi, yazıldı, çizildi. Bu tanımın kapsamına iktidarı rahatsız eden her türlü demokratik kitle eylemlerinin, yürüyüşlerin, prorestoların sokulabileceği konusunda çok ciddi kaygılar dile getirildi. Sırf bu sebeple Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski Cumhurbaşkanı Gül kamuoyu önünde açıktan gelişen ilk kapışmalarını yaşadılar.

Erdoğan ve Gül arasındaki bu ayrışmanın kamuoyundaki yansımaları, oldukça tehlikeli bu iç savaş düzenlemesine gösterilen tepkilerin önüne geçti. Ve beklenen yine oldu, bu çok önemli konu gündemden düştü. En basitinden “muğlak” denilen bu düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi yönünde ki kamuoyu baskısı da, Erdoğan-Gül çekişmesinin cazibesine heba edildi. Şimdi tehlikeli KHK’nın içeriği konusu gündemde bile değil.

KHK ASLINDA MUĞLAK DEĞİL, GAYET AÇIK!

Aslında bu çok önemli düzenleme “muğlak” filan değil. Metin son derece net ve açık. Düzenlemenin “lafsı ve amacı”, tam da kaygı duyanların kuşkulandığı konularla ilgili. İktidara karşı olası kitlesel eylemleri bastırmak için sokağa dökülebilecek HÖH tarzı oluşumların (vahşet dahil) her türlü eylemleri ile ilgili savcılar soruşturma dahi açamayacaklar. Adli soruşturma açılamayan eylemler için yargılama veya hüküm de olamaz tabi ki!

Kısacası bu KHK düzenlemesi, gezi olaylarında “evde zor tutulan yüzde elli” nin, benzer demokratik kitle eylemlerinde artık “evde tutulmayacağı” nın (KHK’nın tartışmalı meşruiyeti çerçevesinde) açıkça ifade edilmesidir. Bunları öngörmek paranoyaklık filan değildir. Konu bu kadar açık aslında.

Böylece bu KHK düzenlemesi ile hem muhaliflere “oturun oturduğunuz yerde, kırdırmayın kafanızı” dendi, hem de “emir-ul müminin” sevdalılarına “korkmayın, elinizi korkak alıştırmayın, arkanızda devlet var, ceza yok” garantisi ve morali verildi. Adamlar bu cesaretle artık av tüfeklerinin kesmediğini, yivli savaş silahı taşıma izni taleplerini dile getiriyorlar sosyal medyada yaygın paylaşılan bir videoda.

Bu KHK’yı yazanlar bunun ne anlama geldiğini, hayli gürültü koparacağını bilmiyorlar mıydı sanıyorsunuz? İsteseler bu yargılanmama güvencesinin 15-16 Temmuz günleri ile sınırlı olduğuna ilişkin net bir ifade koyarlardı, olur biterdi. Veya tartışmalar sonrasında iki kelime ekleme ile bu “muğlaklık” ve kaygılar giderilemez miydi?

Mesele gözden kaçan bir yazım kusuru olsaydı sorun kolayca hallolurdu zaten. Tabi ki bu tartışmaların önünü kesmek, kaygıları gidermek çok kolaydı. Ama bunu istiyorlar mıydı? İstemedikleri çok açık ortada! Akıllarından ve kalplerinden geçeni gayet güzel ve anlaşılır şekilde yazdılar KHK’ya!

AKP yöneticilerinin bile, temel amacı ve kapsamı konusunda hemfikir olamadıkları bu “iç savaş” kararnamesinin (KHK’ları incelemeyi reddeden) Anayasa Mahkemesi denetimine tabi olmaması, düzenlemeyi yapanların elini baya rahatlatmışa benziyor.

Düşünsenize iktidarsınız, temel evrensel ve anayasal hukuk ilkelerine uymak veya uymamak gibi elinizi bağlayan hiçbir engel-çengel yok. Ne yazsanız KHK olarak “yasal!” düzenleme olup bitiyor.

Böylesi sınırsız iktidar ve hükmetme gücü veren olağanüstü halin kalkmasını ister misiniz? Onlar da istemiyor zaten. Çünkü iktidar ülkenin olağan anayasal ve demokratik yönetim ilkeleri ile yönetilir olmaktan çıktığını görüyor. Bu yüzden Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar böyle devam, kazanırlarsa sonrasında da zaten durum değişmeyecek. Gittiği yere kadar gidecek bu denge ve kontrolden yoksun yönetim anlayışı.

PEKİ NE ÇIKAR BU İNCELEMEDEN?

Şimdi başlarda sorduğumuz soruya dönebiliriz; Ne çıkar İçişleri Bakanlığının başlattığı bu HÖH’lerin incelemesinden? Analitik düşünme, sebep-sonuç ilişkisi ve gelişmeler kapsamında değerlendirip yanıt verecek olursak, hiçbir şey çıkmayacağı ortada değil mi?

İnceleme ve soruşturmayı yapacak olanların konuya nasıl yaklaştıkları büyük ölçüde belirler sonucu. Uzun yıllar güvenlik bürokrasisinde görev yapmaktan edindiğimiz deneyim bunu gösteriyor. Hangi müfettiş şu siyasal dönemde bu kişiler ile ilgili ciddi suç oluşumu isnadında bulunabilir ki?

Elinde pompalı av tüfekleri ile poz vermek, kamuflaj kıyafet giymek, “vatanım için savaşmaya ve şehit olmaya hazırım” demek yasalara göre suç değil ki! Üzerine çeşitli amblemler yapıştırılıp Polis aracı gibi dizayn edilen, tepe lambası takılan HÖH araçları var ya, bunlara Karayolları Trafik Kanunu’nun 28. Maddesine göre idari para cezası yazılabilir, hepsi bu!

Peki bir başka gurup da çıksa, (asla olmasını dilemeyiz böyle bir şeyin ama) bu HÖH’ler gibi av tüfekleri ile kameralara pozlar verseler. “Bizler de Kuvva-i Milliyeciyiz”, ya da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz, ülkemiz laik ve demokratik kalsın” deseler ne olur? Üstelik bu gurubun söylemleri mevcut Anayasal sistemimizi savunmak çerçevesinde dahi olsa, halen mevcut yasalarımıza aykırı siyasal İslam ve şeriat temalı HÖH’cülere gösterilen devlet toleransı gösterilir mi?

Bu varsayım gerçekleşse (asla dilemeyiz) sonucun ne olabileceğini hepimiz biliyoruz, öngörebiliyoruz. Kanunlarla konulmuş resmi bayramlar ve törenlerin bile OHAL sebebiyle engellendiği bu dönemde, böylesi görüntü vereceklerin hemen derdest edilmeleri, en hafifi “halkı isyana teşvik” olmak üzere bin türlü suçlamalar ile başlarına neler neler gelebileceğini düşünmek bile istemiyoruz.

Zaten HÖH dernek başkanının bu Bakanlık incelemesi ile ilgili açıklaması da kaygılarımızın ne kadar yerinde olduğunu kanıtlamıyor mu? Şöyle demiş başkan;

"Hakkımızda başlatılan soruşturmadan duyduğumuz memnuniyeti, siz değerli üye ve takipçilerimiz ile paylaşmak istedik. Duymuş olduğumuz memnuniyet ve haklı gururun sebebi; Derneğimiz alnının akıyla denetlemelerden çıkacağına olan inancımız ve sonrasında üzerimize atılan mesnetsiz iftira ve suçlamalardan da temizlenecek olmamızdır. Plan kuranların en hayırlısı Allah'tır."

SONUÇ: İktidarları sürsün diye halkı bölmek, bölünenleri birbirlerine düşman ederek varlığını korumak… Nereye kadar gider ki?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fulya paydak 2018-01-14 20:42:09

Güzel bir yazı Teşekkürler

Avatar
idriz Özkaya 2018-01-14 21:34:38

harika tamolarakkatılıyorum risk var mıvar demokrasiolsa

Avatar
Aşkın Atlı 2018-01-15 00:50:42

Tebrikler iyi bir tespit Cumhuriyet'çilere karşı hükümet tarafından oynanan tehlikeli bir oyun, unutmasınlarki Cumhuriyet gençliği boş değildir, bu ve bundan önceki hükümetlerde hep yalnız bırakılmıştır, ve buna alışıktır.
Nereye kadar gider ki?
İnceldiği yere kadar korktukmu korkmadık, başımızın çaresine bakacağız artık.

Avatar
Emine kuru 2018-01-17 13:23:32

Doğru yazıya ne denir-agziniza sağlık. .