Yazmayayım, yazmayayım diye çok direndim. Ama suskun kalmayı da kadirbilirlikle bağdaştıramadım.

Konferansı düzenleyen dostlarımızın iyi niyetinden asla kuşkumuz olamaz. Her ne kadar 12 Eylül ve işkencelerle ilgili gayri insani sözlerinin tedirginliğin yaşasam da "Coğrafya ve İyonya'da Uygarlığın Doğuşu" gibi cezbeli bir başlıklı bir konferansa icabet etmemem olanaksızdı.

Konferansın tamamını büyük bir dikkatle dinledim. Hatta bir bölümünü kayda aldım ve tekrar tekrar dinledim.

"Özgür akıl"ın uygarlık yaratmadaki rolünü elbette kimse inkar edemez. Ancak bir dönemi yüceltmek için önceki ve sonraki dönemleri küçümsemenin bilimsel bir tavır olamayacağını söylemek için "özgür akıl"a sahip olmanın yeterli olabileceğini bilenlerdenim.

Galiba sorun bilge olmakla ilgili. Her bilim insanı bilge değil. Çünkü bilge neyi bildiğini neyi bilmediğini bilmenin ötesinde neyi nasıl söylemesi gerektiğini de bilendir.

Konferans sonunda yanımda oturan genç, gözlerimin içine baktı.

- Beğenmedin mi, dedim.

Dudaklarının ucunda muzip bir gülümseme ile:

- Hocam, ortaya karışık, dedi.

- Haklı mıydı genç?

Kişiden kişiye değişir elbette. Ancak ben, o an, Sayın Şengör'ün "herif" sözcüğüyle attığı tokadın sersemiydim.
 

"Halikarnas Balıkçısı diye bir herif çıkmışşş..."
 

O Halikarnas Balıkçısı ki, okullarda ezberletilen ve öz yurdumda kendimi işgalci, yabancı hissettiren bilgileri tarihin çöplüğüne atarak beni coğrafyamla, coğrafyamın tarihiyle buluşturmuştu.

Bu topraklardan dünyaya ışık saçan uygarlığın sahibi benim. Bu topraklarda kim taş üstüne taş koymuşsa benim atamdır.

Ben, Luvi'ydim, Frig'tim, İon'dum, Kar'dım, Lukka'ydım, Romalıydım, Bizanslıydım, Menteşeliydim, Osmanlıydım, Türk'tüm...

Bir şey demedim, diyemedim.

Herodot Kültür Merkezinden hızla çıktım. Aklımda Herodot'un anlattığı bu coğrafyanın kadınlarının muhteşem direnişi:

"Atina Prytaneion’undan gelmiş olan ve kendilerini Ionların en soylusu sananlar, kadınlarını koloniye götürmemişler; erkeklerini öldürdükleri Karialı kadınları kendilerine eş almışlardır. Bu cinayetten ötürü kadınlar, kendi aralarında yeminle güçlendirdikleri bir yasa koymuşlar ve bu yasayı anadan kıza sürdürmüşlerdir. Bu yasa, erkeklerle birlikte yemeğe oturmamak, kocalarının adını anmamaktır. böyle yapmakla bu cinayeti işledikten sonra kendileriyle birlikte yaşamaya kalkışanlara babalarının, ilk kocalarının ve oğullarının ölümünü ödetmek istemişlerdir. Bu olayların geçmiş olduğu yer Miletos’tur.” Herodotos, Klio, 146
 

Kötülüğe, zorbalığa, baskıya başkaldırmak isterseniz, bunun bin bir yolunu bulursunuz.

Egeli kadınların neden özgür düşünceli olduğunu merak edenler için iyi bir anekdot olmalı bu.

Böylesi önemli bir alanda konferanslar veren Sayın Celal Şengör'ün de kültürün eş zamanlılığı ve art zamanlılığı konularında kafa yormamış olması olabilir mi?

Hocaya bir minicik bilgi de benden:

O Karyalı kadınların, özellikle kırsalda yaşayan torunları, kocalarına hâlâ adıyla değil; de "herif" diye seslenirler.

- Herif gel!

- Herif git!

Hayal kırıklığı mıydı, kızgınlık mıydı; yoksa ülkem adına üzüntü müydü duygularım, bilmiyorum.

Myndos kapısından geçip eve doğru yürürken;

"Ah Şengör Hoca ah! İyi ki, o salonda bir kadınımız çıkıp da size; 'Ne deyon len sen herif!' demedi." diye söyleniyordum.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tufan Arpat 2018-12-06 11:16:52

Aslın da o salon da birinin çıkıp ta Bodrum şivesi ile bok yiyene müdahale etmemesi , bu bokyiyenin gülünç aşağılama çabasın dan çok daha vahimdir.! Salondan tekme tokat atılması gereken bir pisliktir bokyiyen mal.! Davet edenleri de çok merak ediyorum doğrusu. Kimin fikri ise bu pisliği çağırmak.!