“İnsan bütün ömrünü iki kere iki peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, hayatını harcar, fakat yemin ederim, arayıp gerçekten elde etmekten korkar. Çünkü onu bulur bulmaz artık erişecek şeyi kalmayacağını bilmektedir. İşçiler işlerini tamamladıktan sonra, hiç olmazsa aldıkları parayla meyhaneye gider, oradan karakola düşerler; işte size en aşağıdan bir haftalık meşgale…”

Çabuk unutan vicdanların dünyasında yaşıyoruz. Gerçekliğin derin bir uçurum ya da çölde bir serap gibi göründüğü karnavalesk bir dünya. Dilek Özçelik, böylesi bir dünyanın trajedisiydi; çabuk unutan, çabuk eğlenen ve hızla tüketen dünyamızın trajedisi. İki kere ikiye kafa yormamıza tekrar sebep olan içimizden biri. Malum zatla olan tartışmalarına ve geçmişteki tüm hadiselere atıf yaparak kimseyi yormayacağım. Herkesin bildiğini, herkese tekrar anlatarak herhangi bir başarıya ulaşmayı beklemiyorum. Cebimize sıkıştırılan üç kuruşlarla yaşamaya alışmış, otoritenin karşısında konformist bir çürümeyle ellerini bağlamış bireylere en güzelinden buzlu ve bol şuruplu bir kahve yaraşır. Unuttuklarımızla ölüyoruz! Ölen sadece bir kişi olmuyor; aynı ölçüde toplumda ölüyor. Otobüs duraklarında beklerken biçiliyor, metro istasyonlarında birbirimizi büyük bir hazla eziyoruz. Önemli olan amaca erişmek değil, onu hep kendimizden uzak tutarak yarışa devam etmek.

Tek bir cinayet biçimi yoktur. Bir cinayetin içerisinde de tek bir fail yoktur. Çaresizliği hiç mi hiç tatmamış liberal insancıklarımız için cinayet, zevk alınacak bir tüketim nesnesi pekâlâ olabilir. Sahip çıkmış gibi yaptık, üzülmüş gibi yaptık, destek olurmuş gibi yaptık; ortaçağ karnavallarına benzer bir zevkle öldürdük…

Her şey tüketim karnavalının renkli ya da renksiz bir aracıdır. Haz duymak için değil, yeni bir dil oluşturmak için yaptık; tüketimin dili. Hayatlarımızı, ruhlarımızı, aklımızı ve bedenlerimizi bu dev sirkin hakimiyetine bıraktık.

Tahsin Yücel, Dilek Özçelik, Korkmaz Tedik sizleri ve adını sayamadığım nicelerini unutmadım. Bu yüzden tarihe not düşüyorum, insanlığın sefaletini ve toplumumun acımasız eğlencesini…

“…Fakat bizler nereye gideriz? Onun için gayeye her yaklaşmada bir huzursuzluk hissedilir. İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever, fakat ulaşmayı pek istemez; bu hal hiç şüphesiz çok gülünçtür. Şu halde insan daha doğuştan gülünç bir yaratıktır, işin hoş tarafı da budur zaten. Gene de, ne olursa olsun, şu iki kere iki pek musibet bir şey. Bana göre iki kere iki sadece bir küstahlıktır efendim. İki kere ikiyi yolumuzun ortasında külhanbeyi gibi durmuş, elleri belinde, ortalığı tükürüğe boğarken düşünüyorum. İki kere iki dördün üstünlüğünü kabul ediyorum elbette; fakat her şeyi hoş görmeye karar verdikten sonra, iki kere ikinin beş etmesinden bile hoşlanmak mümkündür”.

*Dostoyevski (Yer Altından Notlar/ iş bankası kültür yayınları.S:37)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner72