Ana Sayfa Gündem Haydarpaşa ihalesi: Nasıl bu kadar pervasızlar?

Haydarpaşa ihalesi: Nasıl bu kadar pervasızlar?

Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı tarafından Haydarpaşa ve Sirkeci Gar binalarının kullanılmayan kısımlarının “kültür ve sanat etkinliklerinde kullanılmak üzere” çıartıldığı ihaleye katılımcılardan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Hezarfen Danışmanlık şirketi sona kalmıştı ve bu iki kurum 15 gün sonra bir kez daha ihale için yarışacaktı. 18 Ekim’de İBB ihaleden elendi ve bu ihale tek kalan Hüseyin Avni Önder’e ait Hezarfen Danışmalık Limited Şirketi’ne verildi. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hukuksuzluk olduğunu ve mahkemeye başvuracaklarını açıkladı.

Konuyla ilgili basında ve sosyal medyada bolca ayrıntılar paylaşılıyor. İmamoğlu’nun bu ihaleye İBB’nin gireceğini ilk açıklaması sonrası tüm kamuoyunun dikkatle takip ettiği bu ihaleyi vermekte “gözleri kararmış vaziyette” kararlı oldukları bu şirket nedir ve sahibi kimdir?

HEZARFEN ŞİRKETİ VE SAHİBİNİN MUCİZELERİ!

İhaleyi alan şirketin sahibi Hüseyin Avni Önder, AKP İstanbul il gençlik kolları başkan yardımcılığı ve Bilal Erdoğan’ın yönetim kurulu üyesi olduğu Okçular Vakfı’nın genel müdürlüğünü de yapmış 33 yaşında bir genç arkadaş. 2017’de İBB’den istifa edene/ettirilene kadar 3 bin lira maaş alıyordu, 10 bin lira sermayeyle Hezarfen adlı şirketi kurdu/kurduruldu.

Bu şirketin sadece iki yılda müşterisi haline getirilenler; TC Cumhurbaşkanlığı, PTT, TCDD, Beyoğlu Belediyesi, İBB, Vakıf Katılım, TRT, Halkbank, Türkiye Jokey Kulübü, Türk Kızılayı, Emlakbank, Ziraat Bankası. Bu liste bu delikanlının müthiş kişisel becerisi olarak açıklanabilir mi? Bu genç arkadaş için basitçe “iktidarın desteğini almış ve işlerini yürütmüş” denilebilir, ama böyle bakmak konuyu daha kabul edilebilir bir çerçeveye sıkıştırmaya hizmet eden bir yaklaşım olur. Mesele hiç o kadar basit değil.

SINIRSIZ GÜÇ KESİNTİSİZ ENERJİ GEREKTİRİR

Tüm başarısını ve devamlılığını kamu kaynaklarının en kılcal damarlarına kadar nüfus ederek sürdürmek üzerine kuran bir yapılanma, varlığını sürdürebilmek için bu beslenme kanallarının kesintisiz devamına mahkûm durumdadır.

Belediyelerin büyükleri elden gitmiş ve önemli kaynakları kesilmişse, Kamunun kaynakları tümden bitmedi ya! Bakanlıkların ve Devlet bürokrasisinin temel fonksiyonlarından birisi haline getirilen “besin akışının” kesintisiz devamlılığını sağlama işlevleri devam etmek zorundadır. Bu Haydarpaşa Garı ihalesi de bahsettiğimiz Bakanlık işlevlerinden birisi olarak üretilmiş ve ortaya konmuş gibi görünüyor.
Burada ele aldığımız “Haydarpaşa ve Sirkeci Gar binalarının kullanılmayan kısımlarının ihale edilmesi” projesini üreten Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı bu ihaleyi ne için yaptı? İhale kanunu çerçevesinde eşit koşullarda herhangi bir katılımcı firma veya İBB girsin de alsın diye mi düzenledi bu ihaleyi Bakanlık?

KAMU VE YARGI DENETİMİ NEDEN HİÇ KORKUTMUYOR?

Bunu hep soruyoruz değil mi, nasıl bu kadar korkusuz ve pervasızlar?

Doğada tüm canlılar minimum enerji ile maksimum getiri elde etme kodları ile yaşamlarını sürdürürler. Bu ülkede yandaşlık, kayırmacılık, yolsuzluk (artık “israf” deniyor), hırsızlık ve arsızlık her dönemde oldu, daha sonra da mutlaka olacak. Sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünya ülkeleri için az veya çok geçerlidir bu. ancak.

Her düzeydeki kamu gücünü az –çok kullanan kamu görevlisi ve siyasetçi yetkilerini kötüye kullanmayı düşünebilir. Ancak şeffaf ve denetlenebilir bir işleyiş varsa sistem buna izin vermez, görevliler alacağı cezayı ve buna değip-değmeyeceğini düşünür, vazgeçer. Böylesi işleyen sistemsel bir denetim yoksa yönetim içi rahat şekilde tüm yetkilerini kötüye kullanma eğilimine girebilir ve girer.
Bu dünyada devletin kendisine tahsis ettiği kredi kartıyla çikolata alan siyasetçi (İsveç Sosyal Demokrat Partisi mensubu Mona Sahlin) hakkında soruşturma başlatılan ülkeler de var. Diğer taraftan kamunun tüm kaynaklarını kendilerine ve yandaşlarına aktarırken Yargı’nın hesap sorması riski yaşamayan, “Devletin malı deniz…” özdeyişini üretmiş ve bu anlayışa sahip çıkan ülke ve toplumlar da var.

Tüm insanlar benzer zaaflara doğal fıtratları gereği sahip iken toplumlar arası bu devasa anlayış farkını oluşturan faktör nedir peki? Tek ve en önemli açıklama; evrensel hukuk ve demokratik denetim araçlarının varlığı ya da yokluğunda yatmaktadır.

HUKUK MÜCADELESİ MEDENİYET SAVAŞI MIDIR?

Tüm insanlık tarihi boyunca hukuk ve anayasal haklar tarihi, toplumların içinden çıkan ve kendilerini yöneten kişi ve kurumların güç ve otoritelerinin sınırlanması yolundaki mücadeleler tarihi olarak gelişmiştir. Avrupa’da Fransız ihtilalı sonrası meşruti parlamenter demokrasilerin kuruluşu, bizde 1839’da Tanzimat Fermanı, 1856’da Islahat Fermanı, 1876’da Meşrutiyet (Kanun-i Esasi), 1908’de 2. Meşrutiyet, 1921’de ilk Anayasa ve sonrasındaki kazanımların hepsi, iktidarların halk üzerindeki sınırsız tasarruflarının meşruiyet çerçevesinde sınırlandırılması mücadelelerinin aşamalarıdır.

İktidarlar oldum olası yetkilerinin sınırlanmasından hoşlanmazlar. Devleti yönetenler sınırsız güç kullanma ve elde ettiği bu gücü mümkünse hiç bırakmama arzusunda olabilirler, ancak bu sefer (hukuku çiğneyerek) elde ettikleri sınırsız gücün meşruluğu tartışmalı hale gelir.

Anayasa’ya, hukuka ve temel haklara uygunluk, yönetim erkini elinde tutanların meşruluklarının temel kaynağıdır. İktidarlar eğer tüm hukuk dışılıklarına rağmen kendisini seçenlerin yeterli desteğini almaya, yani meşruluğunu her seferinde seçmenine onaylatmaya devam ederse, kâğıt üstündeki Anayasa’yı, hukuku ve yargıyı “takmaz” hale gelebilir.

Bu tahlil çerçevesinden konuyu bakınca, tüm kamuoyunun dikkatlerini yönelttiği Haydarpaşa ve Sirkeci Gar binalarının ihalesine İBB’yi sokmama ve kendi belirledikleri bir şirkete verme konusundaki ısrarlarının dayandığı pervasızlığı ve cesareti anlamak daha kolay olacaktır diye düşünüyorum. Yargıdan, hukuktan ve kamuoyu tepkisinden korkmuyorlar, çekinecekleri bir riskin varlığını görmüyorlar çünkü.

KÖTÜNÜN KÖTÜSÜ NEDİR?

• Yönetenlerin hukuku, idari ve adli yargıyı kendilerine “ayak bağı” olarak görmeleri, bunların etrafından dolaşmak istemeleri kötü bir şeydir. Ama daha da kötüsü; artık böyle dertleri ve “ayak bağı” hisleri olmadan, istediklerini sınırsız şekilde yapabilmeleridir.

• Toplumda yolsuzluğun, kayırmacılığın ve hukuksuzluğun artması kötü bir şeydir. Ama daha da kötüsü; bunların sıradanlaşması, toplumun yaygın kesiminde kabul ve hoş görülmesidir.

• Bir ülkede hemen her şeyin kötüye gitmesi, iç ve dış barışın bitmesi ve huzursuzlukların artması kötü bir şeydir. Ama daha da kötüsü; bu karanlık dönemin normal kabul edilir hale gelmesi, sıradanlaşması ve bu yaşananların ilelebet süreceği kanaatinin yaygınlaşmasıdır.

• Ülkede yoksulluğun ve işsizliğin artması, yaşam koşullarının günden güne zorlaşması kötü bir şeydir. Ama daha da kötüsü; iş bulmanın zorlaşması değil, iktidarda adamı olmayanların “iş bulma umudunun” iyice kalmamasıdır.

• Bir siyasal partinin Devlet gücünü ve Kamu imkânlarını sonuna kadar kullanarak iktidarını onlarca yıl sürdürmesi kötü bir şeydir. Ama daha da kötüsü; bu partinin kendisini “Devlet” olarak görmesi, kendisine biat etmeyenleri düşmanlaştırması ve bu gücü elinden asla bırakmayacağı kanaatinin toplumun önemli çoğunluğunda kabul görmesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

12,425BeğenenlerBeğen
6,982TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

SON HABERLER

‘Ya kanalım kapanırsa’ hazırlığı mı yapıyor: Perinçek A haber’de

AKP destekçisi Doğu Perinçek’in A Haber’de canlı yayına çıkacağı duyuruldu...

‘Eşofman giyen kızlar çıplaktır’ diyecek kadar sapkındı ama öğretmenliğe geri dönüyor!

Konya Bölge İdare Mahkemesi, beden eğitim dersinde eşofman giyen öğrenciler için 'çıplaklık' algısı yaratmaya çalışan ve Atatürk'e hakaret eden paylaşımlarda bulunan sözde öğretmen Ercan Harmancı'nın...

Atatürk’e ‘soyu belirsiz’ diyen Akit için hesap vakti

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretten yargılanan Akit yazarı canlı yayında olduğu için duruşmaya katılmadı.

Hürriyet’in son ombudsmanı yorumladı: Gazete değil, artık bir ceset…

Hürriyet gazetesinden çıkarılanlar arasında yer alan gazeteci Banu Tuna, gazetenin Demirören grubuna satılmasından sonra gazetecilerin enerji politikaları ve ekonomi ile ilgili haberlerde "dikkatli olmak zorunda...

10 Kasım’a ‘bayram’ demişlerdi, töreni de zamanında yapamadılar: Soruşturma açıldı

Çanakkale Bayramiç'te, 10 Kasım'daki Atatürk'ü anma töreninin vaktinden 5 dakika önce başlatılmasıyla ilgili kaymakamlık soruşturmasında, görevli öğretmenler H.A. ve D.A. açığa alındı...