Hayat bir armağandır. Bu hayatı güzel yaşamalıyız, değerini bilmeliyiz.

Bu iki tümce yaşadığımız bu çağda hayat üzerine en çok söylenen bir sözdür.

Bize yapılan ufacık bir iyiliğe karşı bizde bir şey yapmak isterken yada bir dost ziyaretine eli boş gitmezken koca bir hayatın bize hediye edilmesine neden bir minnet duymayız. Niçin bu armağanın karşılığını,sadece haz almak üzerine yorumlarız. Yemede, içmede, gezmede, kısacası her türlü keyif ve hazda olmamız gerektiğini düşünürüz.

Hazdan söz ettik ya bu kavram ilk defa milattan önce 4. Yüzyılda Aristippos tarafından ortaya atılmış. Adına Kireneliler de denilen bu okuldaki öğretiye göre “haz tek iyidir”.“Hazlar arasında ayrım yapılmaz, içinde bulunulan an, hazzın en çok yaşanması gerektiği andır”. “İnsanın gerçek amacı hayattan olabildiğince haz almak olmalıdır”. Hedonizm diye de adlandırılan bu hazcı felsefe’de önemli olan yaşadığın andır. Haniçokça dolaşıyor ya sosyal medyada anı yaşamak üzerinesüslü sözcükler, şiirler, yazılar. Alıcısı da çok maşallah… Kirene okulu hazzı her türlü davranış ve eylemde bula dursun, aynı yüzyılda yaşamış Epikrosise daha nitelikli hazdan bahseder. Epikürcü okula göre bilgi ile hazza kavuşulacağını savunulur. Onlara göre, “İnsan tabiatı itibariyle acıdan üzüntüden kaygıdan kaçıp neşe ve haz peşinde koşar”. Mutluluğa giden yolun düşüncelerin ve bilginin geliştirilmesindedir.

Kirene okulu her türlü hazzı makbul saymakla niceliksel bir hazzı anlatır. Bu tanım biraz da günümüzün alt kültür düzeyinin mutlu olma kavramına uymaktadır. Epikürcüler ise niteliksel bilgiye dayalı bir hazdan söz ederek kültürlü insanlara uyan bir hazzı tarif etmektedir.

Peki hayatlar hep hazlar üzerine mi kurulmalıdır. Günümüz toplumunda revaçta olan tüketim hırsının geldiği vahim boyut, bana neciliğin geldiği tehlikeli durum çoktan sinyallerini çalmadımı?

Bize armağan diye söylenilen hayata karşılık Tanrı’ya, Doğa’ya borcumuz yok mudur? Bu borç insanlığa karşı iyi güzel şeylerle ödenmeli değil midir? 

Ne ilginçtir ki hayat bir armağansa eğer onun en büyüğünü elde edenler yanituzu kurular, en kaygısızlarıdır. En güzel yerde yaşarlar, en iyi yemekleri yerler. Dünyayı gezerler, sanattan en iyi onlar anlarlar, enstrüman çalar, beste yapar, resim yapar, yazı yazarlar… Günlerini gün edip yaşam denen başı belli sonu belli yolda keyfince yürüyüş yaparlar. Ne katledilen insana karşıdırlar, ne küresel ısınmaya, ne kesilen ağaçlara karşıdırlar, ne yoksulluğa, ne savaşa hayır derler, ne özgürlüklerin kısıtlanmasına aldırırlar. Rahatlarına düşkündürler. Yüzlerce kilometre öteye kahvaltıya gitmeye üşenmezlerde yanı başlarında olan protesto eylemine katılmazlar. Çocuklarını da düşünmezler. Başları sıkışınca yurt dışındadır gözleri…

Kirene ve Epikirusun felsefi düşüncelerine karşılık Dünyayı yorumlamak değil değiştirmekten bahseden bir felsefi görüş vardır. Bu felsefeciler yaşamdahaz almanın tüm insanlığın mutlu olması ile mümkün olabileceğini söyler. 19.yüzyılda ortaya çıkan tüm dünyayı etkileyen bu düşünce sisteminde var olan ekonomik sistem gölgesini satamadığı zaman ağacı keser diye eleştirilir. Herkesin özgür ve mutlu olması için mücadele edilmesi gereğibelirtilir. Dünyayı değiştirmek için felsefe yapılması gerektiği öne sürülür. Evet sevgili okur Marks ve Engels’in görüşüdür bu. Daha güzel bir yaşamın anlamlı bir yaşamın da altın anahtarıdır bu görüşler. Yaklaşık iki yüz yıldır geçerli olan etkisi tüm tazeliği ile devam eden felsefigörüştür bu.

Yaşamda sadece haz peşinde koşanlar bir süre sonra doyumsuzluğun girdabına düşerler. Başkaları için değil, hep kendi için bir şeyler yapmanın kısacası benciliğin kaçınılmaz bir sonucudur bu. İçinde derin bir yalnızlığın, tatsız tuzsuz, mutsuz bir hayatın girdabıdır. Bazen doğanın intikamı gibi acımasız sonuçlar doğurabilir.

Oysa insanlık için bir şeyler yapmanın hazzı artarak çoğalan sevindirici bir durumdur. Bu öyle sevindirici bir durumdur ki insan olmanın engin sularında kulaç atmaktan bir an bile yorulmaz kişi… Onun için “veren el alan elden üstündür”, “veren el gül kokar” denir. İyilik yapmak ruhumuzda barındırdığımız üstü örtülmez bir duygumuzdur. Paylaşmak çoğalanıdır insan zenginliğimizin. Kötü yönetimlere karşı duruşumuz ise onurlu erdemli yanımızdır.

Denir ki yaşamın değerini en iyi bilen darağacına halkı için giden devrimcilerdir. Onlar hayatı uğrunda ölecek kadar severler.

Kimseye zinhar ölmeyi darağacını önermiyorum. Ancak şu kaygısızlıktan biraz uzaklaşsak biraz sorumluluk alsak diyorum. 

İçinde bulunduğumuz dönem karanlığın perde perde indiği bu yüzden çok mücadele edilmesi gereken bir dönemdir. Tarihin ise küçük kahramanları vardır adları sanları pek bilinmez. Bu küçük kahramanlar orada, şurada, burada yer alarak küçük başarılar kazanırlar. Toplumları kurtuluşa ve ileriye götürürler. Küçük kahramanlıklar aynı zamanda büyük kahramanlıkları doğururlar. 

Ne dersiniz ihtiyaç doğmadı mı hala küçük kahramanlıklara…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.