Harakiri: Bir Hukukçu Gözüyle Kriz Dönemlerinde Sağduyu ve Ulusal Çıkarların Önceliği

Abone Ol

Merhaba sevgili Takipçilerim pek kıymetli okuyucular

Bir hukukçu olarak vurgulamak isterim ki; Türkiye, iç siyasi dinamiklerin, ittifak modellemelerinin ve yargısal süreçlerin doğurduğu pek çok sert virajdan geçmektedir. Siyasi kulislerde ve kamuoyunda tartışılan masadan kalkma krizleri, toplumsal eğilimlere direnç gösteren stratejik adımlar ve sonrasında ortaya çıkan gizli kurumsal protokoller, siyasi literatüre birer güven sarsıcı kırılma noktası olarak geçmiştir. Yakın dönemde kurumsal ve hukuki yorumlar üzerinden tırmanan süreçler ise yapılarda çift başlılık riski doğurmakta, kurumları bölünme ve meşruiyet tartışmalarının eşiğine getirmektedir.
Ancak mesleki birikimimizin ve siyasi tarihin bizlere öğrettiği en net gerçek şudur: İç sarsıntıların, kurumsal hesaplaşmaların ve kişisel hırsların devletin genel işleyişini, toplumsal huzuru ve ulusal güvenliği rehin almasına izin vermek, kelimenin tam anlamıyla toplumsal bir "harakiri"dir. Ülkeyi siyasi ve hukuki çıkmazlara sürükleyecek bu tür süreçlerde; fevri hareket etmek yerine sükuneti korumak, devlet aklını işletmek ve vatanın menfaatlerini her türlü parti içi yarışın üstünde tutmak elzemdir. Anayasa’nın amir hükümleri ve temel kurumsal ilkeler, siyasi partilerin ve aktörlerin üstünde bir hukuki güvencedir.


Bu kriz süreçlerinde, kamuoyunu yönlendiren mekanizmalara karşı mesleki ve toplumsal bir bilinçle yaklaşılması gerekmektedir. Kriz anlarını derinleştirerek kaostan beslenmek isteyen, taraflı ajandalarla kamuoyunu kışkırtan veya sansasyon peşinde koşan bazı figürlerin söylemlerine karşı dikkatli olunmalıdır. Toplumu kutuplaştıran sosyal medya rüzgârlarına kapılmamak, tabiri caizse "dolmuşa gelmemek", her duyulan dezenformasyona karşı eleştirel ve hukuki bir süzgeç geliştirmek milli bir ödevdir. Hedef, her koşulda Türkiye Cumhuriyeti’nin küresel ölçekteki çıkarları, ekonomik istikrarı ve toplumsal barışı olmalıdır.
Sonuç olarak; kurumlar, liderler ve ittifaklar değişebilir; fakat devletin bekası ve milletin ortak geleceği kalıcıdır. Bir hukukçu olarak inancım odur ki; yaşanan her türlü siyasi ve kurumsal tıkanıklığı aşmanın tek yolu; anayasal zemine bağlı kalmak, hukuk devleti ilkelerinden milim sapmamak ve her adımda şahsi çıkarları değil, yalnızca ve yalnızca Türkiye'nin çıkarını gözetmektir.

Sevgili Takipçilerim pek kıymetli okuyuşlar bir sonraki yazıda görüşünceye kadar Sağlıcakla kalın

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }