Hani demiryolu komünist işiydi!

Erdoğan, Türkiye’de toplu taşıma kültürü olmadığından şikayet ediyor ama bir noktayı unutuyor. Türkiye’de toplu taşıma, özellikle de Mustafa Kemal Paşa’nın ileri görüşlülüğünün simgesi demiryolları, sağcıların dışa bağımlılığı yüzünden ilerlemedi, ilerletilmedi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CNN TÜRK-Kanal D ortak yayınında Hande Fırat ve Hakan Çelik’in sorularını yanıtlamış, burada Türkiye’nin bir toplu taşıma kültürüne sahip olmadığından şikayet etmişti.

Erdoğan, Türkiye’de toplu taşıma kültürünün yeterince gelişmediğini söyleyerek, “Şimdi biz, işte özellikle metro, metrobüs bunlarla beraber toplu taşıma kültürünü yaygınlaştıralım ki benim vatandaşım otomobille vesaire her yere gitme anlayışı içerisinde olmasın. Belli bir noktaya kadar eğer illa otomobille gidecekse gelsin, oradan toplu taşımaya geçsin ki çok daha kısa zamanda rahatlıkla gitmesi gereken yere gidebilsin” demişti. Toplu taşıma konusunda Marmaray’ın örnek bir proje olduğunu, projenin İstanbul’daki toplu taşıma kültürüne olumlu katkıda bulunduğunu savunan Erdoğan, toplu taşıma kültürünün artık gelişmeye başladığını ve bunun her yönden bir tasarruf sağladığını dile getirmişti.

Erdoğan’ın bu açıklamalarına katılmayan var mı bilemeyiz. Biz katılıyoruz, ancak bu açıklamaları aynı zamanda bir itiraf olarak kabul edeceksek…

‘HAYDİ BİR KASET KOY SEMRA’
Erdoğan’ın da dediği gibi, Türkiye’de toplu taşıma gelişmedi, geliştirilmedi. Toplu taşıma, sağcıların marazlı yanı olarak kaldı. Sağcılar toplu taşımaya direndi, kişisel otomobilleri reklam ettiler. Neydi o ünlü söz:

”Haydi bir kaset koy da şöyle bir neşelenelim Semra Hanım…”

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından açılmıştı. Köprüden, altlarında Mercedes’iyle geçerken eşi Semra Özal’a böyle seslenmişti Turgut Özal.

Sene 1990’dı… Turgut Özal’ın sözleri ANAP kadroları tarafından o kadar tutuldu ki, bu sözler partinin ‘virali’ haline getirildi. Semra Özal, aynı videoda İstanbul’un görüntüsünün değiştiğinden, sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin tamamında büyük değişimler yaşandığından bahsediyor; ”Yapanlardan Allah razı olsun” diyordu. Semra Özal’ın değişiklikten kastı, yapılaşma ve yoldu. Kendisi böyle söylüyordu. Bu görüntüler, ”2000’Lİ YILLARIN TÜRKİYE’Sİ İÇİN” ifadeleriyle halka sunuldu, televizyonlarda döndürüldü.

Ne kadar da tanıdık değil mi? Yollar, yapılaşma üzerinden Türkiye’nin ne kadar geliştiğini tespit etmek…

‘DEMİR AĞLARLA ÖRMÜŞTÜK…’
Sağcıların asfalt ve beton tutkusu Turgut Özal’la da başlamadı. Şimdi başa dönüp tane tane anlatalım.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve kurmayları demiryollarına büyük önem vermişti. Onlar örmemişler miydi demir ağlarla anayurdu dört baştan!

Kuşkusuz, onlar örmüştü. Mustafa Kemal Paşa’nın her gittiği yerde demiryollarını anlattığı bilinir. Elde yok, avuçta yok ama inanç var. Meclis’ten yükselen tüm ”sanayi güçlenirse işçi sınıfı güçlenir, bu tehlikelidir” itirazlarına rağmen demiryollarını kurdurur, sanayiyi işletir Mustafa Kemal Paşa. Böylece davaya inanmış kurucu kadrolar, tüm imkansızlıklara rağmen genç Cumhuriyet’in ilk 15 yılında 3 bin 200 kilometre ağ ördüler yurda. Mustafa Kemal Paşa’dan sonra ülkeye ancak 2 bin kilometreden biraz daha fazla demiryolu kuruldu, buna AKP dönemi de dahil. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 15 yılda başardıklarını, sonrasında gelenler 80 yılda başar(a)madılar.

Mustafa Kemal ve arkadaşları inanmışlardı. Her gittikleri yerde halka demiryollarını anlatıyorlardı. Çünkü biliyorlardı, ancak demiryolları sayesinde sanayinin gelişebileceğini, Anadolu’nun en ücra köşelerine bile hizmet götürüleceğini.

Paşa’nın kendi ağzından dinleyelim:

“Efendiler; Ulaştırma araçları arasında en önemli olanı demiryollarıdır. … Her memleketin hayat damarları olan demiryollarını geliştirerek Anadolu’ya da yaymak üzere bir kanun tasarısı Yüce Meclisinize sunulmuştur.” 1 Mart 1923

“Memleketin muhtaç olduğu demiryolları hiçbir an gözden uzak bulundurulmayacaktır. Sivas demiryolunun yapımına derhal başlanması kararını, gerçek bir gelişme tedbiri saymaktayız. Memlekette, her fırsattan yararlanarak, bir karış fazla demiryolu yapmak, hatta durum her ne olursa olsun, bir gün dahi bu yoldan geri kalmamak prensibinin, milletin gerçek ihtiyacına bütünüyle uygun olduğu kanaatindeyim.” 1 Mart 1924

“Demiryolu inşaatımız ciddiyetle gelişmeye devam etmektedir… Samsun-Çarşamba hattının da bu yıl içinde işletmeye açılmış olduğunu memnunlukla söylemek isterim.” 1 Kasım 1926

“Demiryolu ve karayolu ihtiyacı, kendisini, memleketin bütün ihtiyaçlarının o kadar başında hissettirmektedir ki hiçbir hayal ve varsayım peşinde aldanmadan, memleketin bütün öz kaynakları ve evlatlarının gücü ile işe devam etmek kesin olarak lazımdır…” 1 Kasım 1924

“Efendiler; memleketin çeşitli köşelerinde kurulan yeni istasyonlar, demiryollarının gelecekteki verimli etkilerinin neler olabileceğini göstermeye başladılar. Önümüzdeki yıl içinde, Diyarbakır ve diğer yönlerde, 500 km’ye yakın yeni hat açılabileceğini umuyoruz. Sivas’ı Erzurum’a bağlayacak demiryolunun yapımı işi ile ilgilenmek zamanı da gelmiştir…” 1 Kasım 1928

Bunlar, Mustafa Kemal Paşa’nın demiryollarıyla ilgili resmi toplantılarda yaptığı konuşmaların çok çok küçük bir kısmı…

‘DEMİRYOLLARINA İHANET’
Paşa, bu inanç ve kararlığı Türkiye’nin kendinden sonraki yöneticilerine miras olarak bıraktı. Mirasa sahip çıkılmadı, demiryollarına ihanet edildi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarının yoksulluktan kaynaklı duraklamasını, Adnan Menderes’li Demokrat Parti’nin ABD finansmanlığındaki asfalt düşkünlüğü aldı. Onu da Süleyman Demirel’ler izledi. Sonrasında Kenan Evren’in tutumu da Menderes ve Demirel gibi oldu.

Demiryoluna umut bağlayan ülke, bir anda yönünü asfaltın karanlığına gömüldü. Türkiye pazarına girmek isteyen firmalara asfalt lazımdı, ABD’den alınan paralarla asfalt yaptılar. ABD, Türkiye’nin kalkınmasına en büyük darbesini vurmuş oldu.

TEKELLER NE DERSE O
Ulaşım sorununun sadece kara ve havayoluyla çözülemeyeceği bir gerçekti. Buna hiç kulak asan olmadı. Sağcı iktidarlar, ulaşımı asfalta teslim ederek Türkiye’yi petrol ve otomotiv tekellerinin yükselen pazarı haline getirdi. Tekeller otomobil satmak için asfalt istedi, bir de üstüne bunu Türkiye’yi borçlandırarak yaptı. Türkiye borçlandı, Menderes’ler, Demirel’ler o otoyolları kamyonların üzerinde açtı. Sahi Demirel’i hiç trende hatırlayan var mı?

Türkiye, Atatürk’ün mirasını 1950’lerden itibaren öksüz bırakarak, Marshall yardımı ve Hilts Raporu doğrultusunda karayolu politikasına geçti. Örneğin ABD yardım programının ilkeleri için Türkiye’ye gelen ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler danışmanı Max Weston Thornburg, karayolunun demiryoluna tercih edilmesini, lokomotif fabrikasının kurulmamasını, denizyollarıyla ulaşım yapılmamasını dayattı. Böylece Türkiye, 1950’den 1961 yılına kadar karayolu uzunluğunu yaklaşık iki katına (24 bin kilometreden 42 bine) çıkardı. Bu yollar alınan kredilerle yapıldı, bugün miras devam ediyor; Türkiye ya doğrudan kredi alarak ya da ‘araç geçiş garantisi’ adı altında borçlanarak yol ve köprü yaptırıyor.

Menderes, Demirel, Kenan Evren ve Turgut Özal… Bu politika hiç ‘yol’undan sapmadı. Hatta başta küçük bir giriş yaptığımız gibi ABD’nin yeni liberal döneminin Türkiye’deki parlayan çocuğu Turgut Özal da, demiryoluyla ilgili tarihe kazınan sözler sarf etti. Özal, Ankara-İstanbul otobanının inşasını incelemeye gittiği sırada gazetecilerin “Japonya ve Avrupa’da uygulamaya konulan hızlı trenlerle ne zaman seyahat etmeye başlayacağız” sorusuna ”Demiryolu komünist işidir” diyebilmişti. Özal sahiden Avrupa’yı komünist mi sanıyordu bilinmez ama yükselen komünizm korkusunun, sağcıları demiryolu gibi son derece ekonomik, güvenli bir ulaştırma yolunu bile öcü gibi göstermeye ittiği bir gerçek. Nitekim ABD’den gelen kredilerin tatlılığına da diyecek yoktur.

AVRUPA’YA FARK ATTIK(!)
Peki ne oldu? Demiryolu ulaşımını unutan toplum, diğer toplu taşıma alanlarında da bir türlü atılım yapamadı, toplu ulaşma kültürüne ısınamadı.

Türkiye demiryoluyla ulaşımda çağın gerisine düşmüşken, daha birinin yarası sarılmadan bir başka tren kazası olacak kadar demiryolu ulaşımına yabancı iken karayolu ulaşımında Avrupa’ya fark attı… Desek de inanmayın.

Geçtiğimiz yıl Dünya Ekonomik Forumu’nun hazırladığı rapora göre Türkiye, dünyada en kaliteli otoyollara sahip 30. (otuzuncu) ülke oldu. Dünyada çok ülke olduğu için bu bir başarı sayabilirsiniz. O zaman şöyle tarif edelim; Türkiye’nin otoyol kalitesi puanı Afrika ülkeleri Namibya ve Ruanda ile aynı.

Gelelim en başa. Erdoğan’ın şikayet ettiği toplu taşıma kültür(süzlüğ)ü, kendisini siyasi mirasçısı saydığı isimlerin ülkeye dayattıklarının ürünü. Atatürk’ün ve genç Cumhuriyet’in mirasına ihanet ederek, borç batağına saplanmak pahasına dökülen asfaltın, onun üzerinden ülkeye yerleşen otomotiv tekellerinin ürünü.

”Erdoğan’ın açıklamalarına katılıyoruz, ancak bu açıklamaları aynı zamanda bir itiraf olarak kabul edeceksek…”

Kabul edelim mi?

Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkan“Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz...

Adli yıl açılışı: Adaletin teslimi

Mevzuata göre adli yıl; her yıl 01 Eylül'den 20 Temmuz'a kadar olan süredir. Adli yıl açılışı Yargıtay Kanununun “Her adli yıl, Ankara'da Yargıtay 1....

Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler...

Bi’ bitmediler

Kripto FETÖ'cüler, Atatürkçülere FETÖ'cü iftirası atmaktan bıkmıyorlar, usanmıyorlar üstelik utanmıyorlar...

Aydın ve Aydınlıların düşmanları

En zeki, akıllı, uyanık, Ateş gibi insanlar çoğunlukla Aydın’dan çıkardı. Hoş hala da öyle… Ondandı, ÖSYM birincilerinin de Aydın’dan olması… Bunun yanında az da olsa, Aydın’da...