Kişisel yarar göre, yeri gelir Cumhurbaşkanı şapkası giyilir. Yeri gelir bir siyasi parti genel başkanlığı şapkası giyilir. Her iki halde de cumhurbaşkanı olan devletin değil, Genel Başkanı olduğu partiyi, diğer partilere karşı avantajlı yapabilir

Bir partinin genel başkanı olarak önüne gelene ağız dolusu hakaretler eder. Ama o hakaretlere uğrayan genel başkanları kendilerini savunmak için cevap verirlerse; Cumhurbaşkanlığına hakaret sayılabilinir ve güdümlü savcılar seferber edilebilinir.

Böylesi çifte standardın uygulandığı herhangi bir devlet, “demokratik devlet” olarak düşünülebilinir mi?

Böylesi bir çelişki veya ikilem olabilir mi sorusu aklıma takıldı:

31 Ekim akşamı haberlerinde Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı olarak “Habil-Kabil” kardeşlere atıf yatığını duyup gördüğüm nedeniyledir.

Tarihsel Gelişim sürecinde Teolijiden Laisizme Evrilme adlı çalışmamla aklını midesinin emrine verenle, aklını yüreğinin emrine veren iki kardeşin ibret verici dramını işlemişti. Dolayısıyla Habil-Kabil söylencesiyle verilen mesajıhikmeti anlatmaya çalışmıştım.

Cumhurbaşkanı ve Genel Başkan Erdoğan’ın kendisinin antidemokratik tasarruflarına tahammül edemeyip ayrılanlarını “Kabil”e, kendilerini de “Habil”e benzetmesi; beni yakın geçmişe götürdü.

Kendisini siyaset dünyasına kazandıran rahmetli Prof. Necmettin Erbakan’a yaptığını hatırladım. Eğer her ayrılan Kabil oluyorsa, kendisinin Erbakan’dan ayrılmış olmasını ne olarak kabul edilir?

Ya da kendisinin siyasi yasağının kaldırılması için büyük çaba gösteren Deniz Baykal’ın uğradığı “kaset” mağduriyetini nasıl bir “kardeşlik” olayı saymak gerekir?

Kuşkusuz Cumhurbaşkanı ve Genel Başkan; ilahiyat öğrenimli olması nedeniyle Erbakan ve Baykal olayını kendisinden ayrılanlarla kıyaslamada, benden çok daha yetkindir.

Necmettin Erbakan’ın parlamentoya taşıdığı iki hanım olan Nazlı Ilıcak ile Merve Kavakçı’nın Erbakan bakımından “Habil-Kabil” durumlarını nasıl kabul etmek gerekir?

Kinli ve gaddar olan Habil mi, Kabil mi?

“Öküz altında buzağı” aramadan bunun cevabını bulmak gerekmez mi?

Habil kim, Kabil kim?

DİNLER STATÜKOCU MU DEVRİMCİ Mİ?

İnançların Evrimi adlı çalışmayla; halk söylemiyle “hidayete” erdiğimi sanıyorum:

Totemist dönemden “tek Tanrı’”lı inanç dönemine evrilme; insanlık tarihinde hak ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayanlara karşı verilen mücadele sürecidir.

Nitekim Hz. Musa peygamber dini; insanları kölelikten daha öte kullanan Firavum yönetimine karşı bir isyandır. Ve insanlık onurunu savunmadır. Ama Köleler Firavun zulmünden kurtulurken, Cenab-Hakk’ın Hz. İbrahim’e yüklediği öğretiyi; bir kavim firavunluğuna dönüştürerek saptılar. Nebukadnezar belasından “hikmet” çıkaracaklarına; Yahudi Diasporası ile kin ve intikam öğretisine dönüştürler.

Bir Yahudi olarak Hz. İsa; yapılan saptırmaya ve Roma despotizmi ile işbirliği içine giren Yahudi diyanetine isyan etti. İlk iş; havra külliyesindeki tefeci masalarını devirdi. Böylece Roma’nın Ferisi valisinin hışımına uğradı.

Hz. Muhammed’in peygamberliği de; Musa ve İsa peygamberler rağmen yok olmayan zalimliklere karşı isyandır. Kadınlarla kölelerin insan sayılmasını sağlamak için görevlendirilmiştir.

Nemrutlara, Firavunlara rağmen birer yoksul ve yetim kimse olan bu üç peygamber, yüce yaratıcının “vahyi” ile tebliğe girişmişlerdir.

İslam Peybamberi, doğup büyüdüğü topraklardan; o zalimler tarafından “hicret” etme zorunda bırakılmıştır. Ve Mekke müşrikleri gibi putperest olarak nitelenen Medineliler kendisine kucak açmış. Musevi ve İsevilere gösterdikleri hoş görüyü, İslam’ın “Nuru”na fazlasıyla göstermişler. “Senin dinin sana, benim dinim bana” sözleşmesiyle; dünyadaki ilk demokratik toplumu oluşturmuşlar.

O demokratik ortamda, Allah’ın yüreklere saldığı “insaf” (akıl ve yürek beraberliği) ölçüsünde dünyada kabul görmüş; “son” ve “kamil” din olmuştur.

Böyle bir dineöğretiye inanan hiç kimse, hiçbir şekilde ve hiçbir kimseye kin duyabilir mi?

Samimiyetle buna inanan bir kimse; hiçbir insanın onuruna saygısızlık yapabilir mi?

Putperest olmayan ve Firavun_Nemrut zalimliğini benimsemeyen bir kimse; herhangi birini “bendendir-benden değildir” demeyi insani sayabilir mi?

Gerekçesi ne olursa olsun; anaları ve çocukları gözyaşına boğabilir mi?

Hak yiyebilir ve makam gücünü mağrurluk uğruna kullanabilir mi?

Rahmani yolda, sosyal ve adil olduğunu söyleyebilir mi?

Toplumsal barışı sarsacak ölçüde haksız kazanç, eşitsiz üleşim, hak ve fikir özgülüklerini kısıtlayan bir metot veya yönetim; Rahmani olamayacağı; dinler sosyolojisi ile de; evrensel insan hakları tarihçesi ile de demokratik ve hukuki olmayacağı kesindir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.