Mehmet Alkan yazdı | Yargı Reformu-4: Darbeyi hakimler mi yaptı?

Yargı reformu belgesinde “Yargı bağımsızlığının sağlanmasının birçok temel enstrümanı bulunmaktadır. Bunların tümü esa

11 Haziran 2019 Salı 14:40
Mehmet Alkan yazdı | Yargı Reformu-4: Darbeyi hakimler mi yaptı?
Yargı reformu belgesinde Yargı bağımsızlığının sağlanmasının birçok temel enstrümanı bulunmaktadır. Bunların tümü esasında hâkim ve savcıların güçlendirilmesine hizmet etmektedir. Bu nedenle söz konusu amaç kapsamında hâkim ve savcıların mesleki açıdan güçlendirilmesine yönelik hedefler öngörülmüştür” denildikten sonra “Coğrafi teminat getirilmesi, mesleğe girişteki mülakat sınavının geniş temsile dayalı bir heyet tarafından yapılması, terfi sisteminin liyakat ve performansı esas alacak şekilde yeniden yapılandırılması, belirli görevlere atanabilmek için asgari mesleki kıdem şartları yeniden belirlenmesi” gibi hedeflere yer verilmiştir.

***

Bu konudaki ilk yazımızın netice kısmında belirtiğimiz gibi bunların hepsi laf-ı güzaf yani boş laftır. İktidar ne yaptıysa ne yapmak istediyse tersini lanse etmeye devam etmektedir. Hatırlarsanız son referandumda Anayasa’da yer alan ve yargı yetkisinin Türk Milleti adına “bağımsız” mahkemelerce kullanılacağına dair hüküm “bağımsız ve tarafsız” mahkemeler şeklinde değiştirilmişti. Ne değişti peki bu değişiklikten sonra? Hiçbir şey!

Tekraren söylüyoruz ki mesele kanun, nizam, düzenleme eksikliği değil uygulama ve siyasi ortam sorunudur.

***

15 Temmuz menfur darbe teşebbüsü daha devam ederken, hatta uçaklar helikopterler havadayken, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  (HSYK) (2017 referandumundan sonra nedense ismindeki yüksek kelimesi kaldırıldı) Başkanı “15 Temmuz’u 16’sına bağlayan gece saat 01.00’de 2.740 yargı mensubunun görevine son verdik” demiş, aynı gün saat 04.00’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hakimler hakkında gözaltı kararı vermiş, HSYK aynı gün saat 14.37’de 2.745 hakim savcının açığa alındığını duyurmuş ve akabinde polis tarafından gözaltı uygulamaları başlamıştı.

Bu hâkim savcılar “darbeye teşebbüs” suçundan gözaltına alındılar. Bugüne kadar yaklaşık 4.500 hâkim savcının görevine son verildi. Darbeye teşebbüsten haklarında dava açılan az sayıdaki hakim savcı bu suçlamadan beraat ettiği gibi neredeyse tamamına üyelikten dava açıldı. Darbeye fiili olarak katılan bir hakim savcı tespit edilmediği halde peki neden böyle yapıldı dersiniz?

Hâkimler ve Savcılar Kanununun 88.maddesine göre Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hâkim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez…”

Sanırım sebep anlaşıldı, amaç hukuku dolaşmaktan yani kanuna karşı hile yapmaktan başka bir şey değildi. Çünkü birileri için nasıl ki demokrasi amaca giden bir trendi ve vakti geldiğinde inilecek bir araçtı hukuk da onlar için amaçlarına hizmet eden araçtan başka bir şey değildi. Şimdi darbe teşebbüsü için neden “Allah’ın bir lütfu” denildiği de sanırım daha iyi anlamış olduk.

***

HSK’nın gece yarısı 2.740 hakim savcıyı neye göre ve nasıl tespit ettiği; ertesi gün yemek arası dahil 5 saat 37 dakika süren toplantıda 2.745 dosyayı nasıl incelediği (dosya başına 7.3 saniye); bu kadar kişinin kişisel bilgilerinin bilgisayarda çizelge yapılmasının dahi uzun zaman alacağı (bir kişi için 20 saniye harcandığında gereken süre 15.25 saat) gerçeklerine karşın bu işlerin nasıl başarıldığı ise icraat sahiplerinin açıklaması gereken ve cevabı beklenen hususlardır.

***

Bugüne geri dönersek bu belgenin açıklandığının ertesi günü HSK 3.722 hakim savcının yerini değiştirdi. Bunların içinde sağlık raporu olduğu halde tedavi imkanı olmayan yerlere atananlar, çeşitli sebeplerle tenzili rütbeye tabi tutulanlar, yine çeşitli duygusal sebeplerle terfi ettirilenler ve istemediği halde yeri değişenler olduğu basında yer aldı.

Bağımsızlığı ve tarafsızlığı hayati öneme sahip hakim savcıların göreve alımlarını bağımsız bir kurum değil siyasi iktidarın bir organı olan Adalet Bakanlığı yapıyor. Yargıya sızan teröristleri temizledik diyenler bugün belli siyasi parti, tarikat ve cemaatlerden referansı olmayanları, yazılı sınavda kaç puan alırsa alsın, mülakatta eliyorlar. Bir tarikata ve siyasi partiye bağlı “imam hakimler” bugün Adalet Bakanlığı koridorlarında ön mülakat yapıyor. İktidarın arka bahçesi konumundaki bir yargı mensupları derneğine üye olmayanlar kıdem ve bilgisi ne olursa olsun aktif görevlere getirilmiyor. Düne kadar iş mahkemesi hâkimi olanlar bugün önemli darbe teşebbüsü davalarına başkanlık yapıyor. Akp yöneticisi veya militanlığından hakimliğe alınan bazı avukatlar ve yeni mezun bir kısım hakimler daha sulh hukuk kürsüsü görmeden ağır ceza mahkemesi üyesi hatta başkanı oluyor.

***

Netice olarak, dün “vicdan ile cüzdan” arasına sıkışan hâkimler bu uygulamalarla “vicdan ile ölüm” arasına sıkıştırılmış durumdalar. Bu ölüm; aylarca hapis yatmak, hücrede kalmak, çalışan eşin ihracı, sigortalı hiçbir işte çalışamama, serbest meslek olan avukatlık dahi yapamama, merdiven altı çalışmak zorunda kalma, geçimde zorlanma, toplumdan ve yakın çevreden dışlanma, yurt dışına çıkamama velhasıl ömür boyu vatan haini olarak damgalanma ve muamele görmeyi kapsayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin deyimiyle medeni/sivil ölümdür.
Son Güncelleme: 11.06.2019 14:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.