Araplaştıramadıklarımızdan mısınız?

Bu yazımızda güncel siyaset dışında bir konudan bahsedeceğiz. Konu siyaset dışı görünmekle beraber aslında günlük hayatımızın içinde olan din

20 Temmuz 2019 Cumartesi 15:17
Araplaştıramadıklarımızdan mısınız?
Bu yazımızda güncel siyaset dışında bir konudan bahsedeceğiz. Konu siyaset dışı görünmekle beraber aslında günlük hayatımızın içinde olan din ve milliyet ilişkisine ilişkin kısa bir değerlendirme.

Dikkat ettiniz mi bilmem, herkesin olmasa da çok büyük çoğunluğumuzun adı Türkçe değil Arapça. Sebebini hemen herkes biliyor sanırım, halk arasında isim çok önemli, çocukların isimleri kutsal kitabımızdan olmalı denilir oysa bu düşüncenin hiçbir temeli yoktur.

Birincisi İslam’ın da imanın da şartları belirlidir. Bunların içinde Arap ismi almak diye bir şart yoktur.

İkincisi Arap isimlerinin İslam diniyle ilgisi yoktur. Yani İslam’dan sonra Araplar eski isimlerini terk ederek yeni isimler almış değildir. Buna ilişkin birkaç örnek verelim. En başta peygamberin adı İslam’dan önce de sonra da aynıdır. Bu isim İslam’dan tam kırk yıl önce konulmuştur. Ya da soralım: ilk eşi Hatice ismini ne zaman almıştı? Yine dört halife ismini ne zaman almıştı. ? Müslüman olunca adlarını mı değiştirmişlerdi? Veya Bilal Habeşî Müslüman olduğunda adı zaten Bilal değil miydi? Arap isimlerinin kitapta yer almasının nedeni İslam’ın Arap topraklarına inmiş olmasıdır.

İsimlerin kişilerin özelliklerine yansıyacağı hususu ise gerçeklikten uzak bir rivayetten başka bir şey değildir. Kişilerin iyiliği kötülüğü ismiyle değil amelde yani icraatlardadır. Bakınız 40 bin kişinin katili ve terör örgütü elebaşı Öcalan’ın adı Abdullah’tır. Katil, hırsız, gangster, dolandırıcı, rüşvetçilerin her türlü adı vardır. Kişinin adının anlamının iyi güzel olması kişiliğinin iyi ya da kötü olmasına etki eden bir husus değildir. Kaldı ki birçok Arapça ismin anlamı güzel değildir. Örneğin, Hayrünnisa’nın anlamı “kadınların hayırlısı”, Bekir “deve yavrusu”, Buğra “erkek deve”, Ecrin “ücret”, Bilal “ıslak”, Hatice “erken doğan kız çocuğu” anlamlarına gelmektedir.

Diğer bir husus Allah terimi yerine Tanrı teriminin kullanılmasının eleştirilmesidir. Oysa bu terim de Araplar tarafından İslamiyet’ten önce de kullanılan bir terimdir.  Örneğin, değil İslam’ın peygamberin dahi doğumundan önce vefat eden babasının adı Abdullah’tı. Kaldı ki yaratıcının 99 adı olup, Allah bunlardan sadece biridir. Tanrı ise Türkçe bir terim olup, kâinatta var olan her şeyi yaratan, koruyan, tek ve yüce varlık anlama gelmektedir. Bu konuda eksik bilgi sahibi olanlar terimine karşı önyargılı olup, hatta “Allah Tanrı’nın belasını versin” gibi akla ziyan sözler etmektedir.

Netice olarak, bir milleti var eden ve diğerlerinden ayırt eden temel etken din değil dildir. Dilin ilk görülmesi gereken yerlerden biri de kişi isimleridir. Bir dine inanmak o dinin ortaya çıktığı coğrafyadaki toplumların özelliklerini almak değildir. Dinin şartları ortadayken yeni şartlar uydurmak millet kavramını zedeler. Bu noktada Müslümanlar bir millettir denilebilir. Ancak bu husus insanları farklı millet ve dillerde var eden yaratıcıya muhalefetten başka anlama gelmeyecektir. Kaldı ki bunun tamamen ütopik bir durum olduğu İslam toplum ve coğrafyasında geçmişte görülen ve halen yaşanan pratik gerçeklere açıkça aykırıdır. Kaynağı ve doğruluğu belli olmayan rivayetler yerine kutsal kitabın emrettiği gibi “oku”yalım, düşünelim, sorgulayalım, muhakeme edelim. Esenlikler dilerim.
Son Güncelleme: 20.07.2019 15:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.