Masum Değiliz Hiçbirimiz

Bebek, çocuk, insan ölümlerini gerçekten sorun eden bir toplum muyuz?

Masum Değiliz Hiçbirimiz

Bebek, çocuk, insan ölümlerini gerçekten sorun eden bir toplum muyuz?

02 Ağustos 2018 Perşembe 13:02
Masum Değiliz Hiçbirimiz

Veli Saçılık

Hakkari’de yola döşenen patlayıcının patlatılması sonucunda on bir aylık bir bebek ve annesi öldü. “Bebek ve annesi öldü” cümlesi bir karabasan gibi çöküyor üzerimize, dünya cennet olsun derken politik çatışmalar cehenneme çeviriyor yaşamı. Yola bombayı koyan ve infilak ettiren iddiaya göre PKK. Türkiye’de özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren, Kürt sorunu çözülsün diyen herkes daha öncelerde de olduğu gibi bu cinayetle ilişkilendirilerek meşru siyasetin dışına itilmeye çalışılacak. HDP zaten linç edilmenin merkezinde ama CHP “HDP’nin Meclise girmesine yardım ettiği” iddia edilerek bu saldırının odağına şimdiden konuldu bile. Bir bebek ve annesi ölümünün üzerinden saatler geçmeden bu olay politik fırsata çevrilerek siyasi linç kampanyaları başlatıldı. Bebek ve annesinin cenazesinin başında akrabaları dışında samimi gözyaşı döken kimse olmayacak ne yazık ki. 

Demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenler bu cinayetle ilişkilendirilebilir mi? Bu sorunun cevabı bence “evet”. Siyaset sarmal biçimde birbirine bağlıdır. “Kürtlerin kültürel ve politik haklarını tanıyın” diyenler toplumsal meşruiyet mücadelesinde yol alamadığı sürece, ortaya çıkan şiddetin sonuçlarına katlanmak zorundadır. Bir bebeğin ölümüne en içten biçimde üzülsek de, karşı taraf bizi bebek katili olmakla suçlayacaktır. Siyasi sorumluluğu kabul etmek gerekir. O bombanın orada patlamasıyla fiilen ve fikren hiçbir alakamız olmasa da Kürt sorunu üzerine siyaset yapıyor olmak günah keçisi olmaya yetecektir. Bir taraftan şiddet sarmalı içinde ölen insanlar için içten üzüntü duyarken, diğer taraftan “her iki taraftan” ölenlerin faili ilan edilerek bedel ödemek yine bize düşecektir. Ortada cenazeler dururken “terörü kınama” seremonileri yerine “şiddet bir sonuç, sebepleri ortadan kaldıralım” derseniz köteği yersiniz. HAMAS’ın İsrail’e karşı yaptığı eylemde onlarca sivilin ölmesi insani duyguya sahip herkesi rahatsız eder, İsrail’in saldırıyı bahane ederek Filistinliler’in haklı taleplerini susturmaya çalışması da yine hakkaniyet sahibi herkesi rahatsız etmesi gerekir. Bizler bebek, çocuk ölümlerinin önüne geçemeyip bunların vicdani ağırlığı altında ezildikçe militarizm yeni ölümler imal etmeye devam edecektir.

Bebek, çocuk, insan ölümlerini gerçekten sorun eden bir toplum muyuz? Bu sorunun cevabı ne yazık ki HAYIR. Her ölüm propaganda ve ajitasyonun bir parçası aslında. Kim ve nasıl öldürüldüğüne göre propagandanın yönü değişiyor sadece. Meriç nehri ve Ege denizinde batan botta ölen bebek ve çocuklar için sosyal medyada yaygın biçimde” Feto’nun piçleri” yazabilen kişiler diğer gün bebek ölümü üzerinden üzüntü dolu şeyler yazabiliyorlar. Cizre’de öldürülen Miray bebek ülke gündemine girme şansı yok çünkü o “karşı tarafın” ölüsü. Üç aylık Miray’ın amcası "Miray, halasının kucağında ve merdivenlerdeyken kurşunun biri yanağına isabet etti. Öldü sandık ama kan gelmedi. Beş dakika sonra ağlamaya başladı. Kardeşim Abdülkerim, ambulansı arayıp yardım istedi. Telefondakiler, bir kadın ve iki erkeğin beyaz bayrak taşıyarak bebeği belirli yere getirmelerini istedi. Bunun üzerine babam Ramazan, annem Rukiye ve kardeşim Abdülkerim bebeği alıp evden çıktılar. Bebeğin annesi Soulin ve babası Burhan evde kaldı. Çok geçmeden silah sesleri geldi. Daha ambulans gelmeden babamlara ateş edilmiş." Miray Özel Harekatçıların ikinci kurşunuyla orada can vermiş. Cenaze törenine katılan bir devlet görevlisi olmadı, hatta bir cenaze töreni bile olamadı. Başbakanın “kadın da olsa, çocukta olsa gereği yaıpılır” dedikten sonra 8 Yaşında Diyarbakır’da gaz fişeği ile öldürülen Enes Ata’yı öldüren gaz fişeğinin adliye emanetinden kaybolduğunu “kamuoyu” hiç bilemedi mesela. Daha onlarca ölü bebek ve çocuk isimleri sayabiliriz sosyal medyada küfür edilen Uğur Kaymaz, Berkin Elvan, Nihat Kazanhan… uzayıp giden isim listesi. Her çocuk ölüsü karşısına başka çocuk ölüsü koymak siyasi tartışma biçimi oldu. Eğer Berkin derseniz, Yasin Börü’nün cansız bedenini koyarlar karşınıza. Neticede çocuklar ölmüştür dört bir yanda ama mevzu çocukların ölüsü değil karşı siyasi görüştekini “etkisiz hale getirme” mevzusudur. 

“Hakkari’de PKK bombayla anne ve bebeği öldürmüştür, lanetliyorum” derseniz de linçten kurtulamazsınız, AKP’li, MHP’li değilseniz kesin “terör yandaşı” olmak zorundasınız! Miray bebek, Enes Ata, Veysel Atılgan gibi birçok çocuğun ölümünden ve sorumluların yargıdan kaçırıldığından bahsederseniz zaten teröristin önde gidenisiniz(!) Çocukların şiddet ortamından bu kadar çok nasibini alıyor olması neticede bizim başarısızlığımızdır. Bunun altını kalınca çizelim.

Öte yandan toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan “Türk sağına” samimiyet çağrısında bulunalım. “Terörü amasız lanetleyin” diyen Türk sağı gerçekten terörü “amasız” lanetlesin. İşkence ve katliama, hukuksuzluğa karşı olduğunu ilan etsin. Türk sağı kendine şunları sormalıdır: 1977 1 Mayıs, Maraş, Sivas, Suruç ve Gar katliamı olduğunda içten üzülmüş ve tepki verebildik mi? Cemevi bahçesinde başından vurulan Uğur Kurt için tepki verebildik mi? Miray bebek gibi öldürülen onlarca çocuk için bir cümle edebildik mi? ÖSO çetelerine verilen silahlarla öldürülen anne ve çocuklar için bir sözümüz oldu mu?  Bu sorular daha çoğaltılabilir. Türk sağı insaniyet ve adalet konusunda bir adım atabilirse eğer hep bir ağızdan katliamları ve çocuk ölümlerini lanetleyebileceğiz. Fikri bir mutabakattan bahsetmiyorum, en temel insan hakkı olan yaşam hakkı konusunda ilkeli duruştan bahsediyorum. Bazı ölülerden bahsedip, bazı ölüler için susmamızı istiyorsanız eğer kusura bakmayın bu durumda “teröre karşı tek ses” olamayız. Bütün ölülerin ağırlığını omuzlarımızda hissedip, en azından bebeklerin ve çocukların ölmediği yarınlar için mücadele etmeye devam edeceğiz biz. Maraş katliamında anne karnında bebekleri öldürenlerin milletvekili yapanlar, Bahçelievler katliamında altı üniversiteli genci telle boğan Abdullah Çatlı’nın mezarını tavaf edenler, Haluk Kırcı’yı Meclis toplantısında onur konuğu olarak misafir edenler “terörün her türlüsüne karşı olduğunu” söylediğinde hiçte inandırıcı olmuyor. Cezaevlerinde insanlar vahşice katledildi, benim kolum koparıldı ve sokak köpeklerinin önüne atıldı ve bu vahşetin sorumlularından biri olan A. Suat Ertosun’a mevcut iktidar Devlet Üstün Madalyası verdi. Daha yoruma gerek var mı?

Bebek katline karşı olmak: Yemen’de binlerce bebeğin kanı elinde olan Suudi Arabistan’a tutum almak ve baş sorumlu Kral için üç gün yas tutmamayı… 

Soykırım suçundan ceza alan Sudan’da askeri darbeyle yönetime gelmiş olan El Beşir Türkiye’de “sevgili dostum” sıfatlarıyla sarayda ağırlanırken tepki vermeyi…

“Stratejik ortağımız” ABD’nin Ortadoğu ve dünyada öldürdüğü çocuk sayısı ile IŞİD canileri bile solda sıfır bıraktığını bilmeyi…

Gar Meydanında babasıyla birlikte yerde yatan 9 yaşındaki Veysel’in üzerine gaz bombası atan gaddarlığa ses etmeyi… 

GEREKTİRİR.

Anahtar Kelimeler:
Veli Saçılık
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
isa kamiloğlu 2018-08-02 18:35:43

ağzına sağlık Veli kardeş...