Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!

Şu sorulabilir: “Aman canım, Yıldırım istifa etmese ve bu görmezden gelinse ne olur ki?” Aslına bakılırsa pratikte hiçbir şey değişmez. Eşitlik filan diyoruz da, Binali Yıldırım istifa etmiş olsa da seçimin eşit koşullarda sürdürüleceğini düşünecek kadar enayi değilim, değiliz. Anayasa uzun süredir zaten ‘askıda.’  Gel gör ki, mesele bu değil.

Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!

Şu sorulabilir: “Aman canım, Yıldırım istifa etmese ve bu görmezden gelinse ne olur ki?” Aslına bakılırsa pratikte hiçbir şey değişmez. Eşitlik filan diyoruz da, Binali Yıldırım istifa etmiş olsa da seçimin eşit koşullarda sürdürüleceğini düşünecek kadar enayi değilim, değiliz. Anayasa uzun süredir zaten ‘askıda.’  Gel gör ki, mesele bu değil.

12 Ocak 2019 Cumartesi 20:25
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!

MURAT SEVİNÇ-Diken

Süleyman Demirel cumhurbaşkanıyken bir tavukçuluk işletmesinin açılışını yapmıştı. Akşam haberlerinde seyrettiğimi hatırlıyorum. Önce devasa bir tavuk heykeli önündeki kırmızı kurdeleyi kesti, ardından kürsüye çıktı. Başladı tavukçuluk üzerine konuşmaya. Tavuğun yararlarını anlatıyor. Bir yerde hızını alamadı ve şöyle bir şeyler söyledi (mealen): “Tavuk petrolden bile önemlidir; çünkü petrol yenmez ama tavuk yenir!” (milli irade alkışladı!) Çaresizliktendi sanırım. Düşünsenize, tavukla ilgili nasıl uzun, etkileyici ve derli toplu bir konuşma yapabilirsiniz ki?!

O gün bugündür işittiğim en ilginç ve hoş ifadelerden birini, bu kez TBMM başkanı ve belediye başkanı adayı Binali Yıldırım dile getirdi. Bana kalırsa, yine çaresizlikten. Anayasa’nın açık hükmünü yerine getir(e)miyorsunuz ve buna gerekçe arıyorsunuz. Bir şey söylemek zorundasınız. “Onlar da istifa etsin, hep birlikte edelim,” gibi anlamlandırılması pek mümkün olmayan cümlelerin sonunda; “Seçim bir siyasi faaliyet değildir,” deyiveriyorsunuz. Dünya üzerinde ilk kez böyle bir şey söyleyen siyasetçi oluyor ve tarihe geçiyorsunuz; az buz iş değil. Ola ki yandaş üniversite personelinden birileri bu cümleyi doğrulamaya çalışan bir makale yazarsa, tüm siyaset bilimi literatürünü alt üst edeceği kesin!

Peki, iktidar mensupları bizlere bu vecizeleri armağan ederken muhalefet temsilcileri ne yapıyor? 

Durumun anayasaya aykırılığını dile getirip buna mukabil ‘üzerine gitmeyeceklerini‘ ilan ediyorlar. Kılıçdaroğlu, “Seçimi bunun üzerinden götürmeyiz,” derken; İmamoğlu, “Sayın Meclis başkanının takdiridir,” buyuruyor. 

Öncelikle: Anayasa’nın 94’üncü maddesinin açık hükmüne karşınbu yapılan, ‘anayasaya aykırılık’ değil, ‘anayasayı yok saymaktır.’ Aykırılık olağandır ve giderilmesi mümkündür. Yok saymak, başka bir düzey, eşik. Ortada yorumlanması gereken bir ‘ilke’ değil, son derece açık bir ‘norm’ var. 

Muhalefetin, ‘idare edişinin’ muhtemel nedenleri:

İlk neden, bizleri iyice çıldırtmak için neler yapabileceklerini düşünüp sonunda bu tavırda karar kılmaları olabilir. Seçimi bunun üzerinden götürmeyiz, öyle mi? Hangi seçimi? En büyük rakibinizin anayasayı yok sayarak aday olduğu seçimi mi? Ne diyeceksiniz insanlara? “Boş verin anayasayı, biz size kanalizasyon anlatalım” mı? Peki siz o Adalet Yürüyüşü’nü neden yaptınız? Anayasayı ‘birlikte yok saymak’ için mi? ‘Hak, hukuk, adalet’ yerine, ‘kanalizasyon, kaldırım, asfalt,’ sloganı atılsaydı keşke! Ya, İmamoğlu?! Meclis başkanının takdiriymiş! Bak sen. Anayasa sizi ilgilendirmiyor öyle mi? Güzel kardeşim, anayasayı yok saymanın takdiri mi olur! 

İkinci neden, belki yine hınzır bir ‘taktikle’ karşı karşıya oluşumuzdur! 2011’de tutuklu vekiller serbest bırakılmadığı sürece ‘Meclis’e girmeyeceğiz’ dedikten sonra, ‘tıpış tıpış’ girmeleri gibi. Ya da anayasaya aykırı olduğunu kabul ederek dokunulmazlıkların kaldırılmasını öngören anayasa değişikliğine‘evet’ oyu vermek gibi. O dönemde, tanıdığım bir CHP’liye bu saçmalığın gerekçesini sorduğumda, “Bu sayede AKP’nin elindeki dokunulmazlık silahının alınacağı ve iktidarın ‘şaşırtılarak’ boşa düşürüleceği düşünülüyor,” demişti. Vay vay vay… Nasıl taktik ama! Milletvekilleri, sayelerinde cezaevine girdi. Neden? Çünkü taktik uyguladılar. Büyük resmi gördüler!

Üçüncü neden, bir yanda herhangi bir gerilime neden olmayıp diğer yandan ‘mağdur’ görünmeyi istemeleri olabilir. Malumunuz, muhalefetin temel ilkesi ‘AKP seçmenini ürkütmemek’ ve ‘yönetenlerin eline koz vermemek.’ Çok mülayim göründüklerinde, misal, Eyüp’te yaşayan ve on altı yıl boyunca AKP’yi desteklemiş esnafın “Öyle yumuşak, öyle uzlaşmacılar ki, hadi CHP adayına oy verelim,” diyeceğini düşünüyorlar! 

İttifak halindeki muhalefet partilerinin her adımlarını muhafazakâr seçmeni düşünerek attıklarını ve sağcı seçmene yaranma uğruna anayasayı rahatlıkla görmezden geldiklerini, yok sayabildikleri gerçeğini kabul etmek gerekiyor. CHP (ve müttefikleri) siyasetini, Erdoğan ve AKP seçmeni belirliyor. İktidarın çizdiği sınırlar içinde, onların istedikleri ve izin verdikleri ölçüde davranıyorlar. Fark ediyorsunuzdur, muhalefet öylesine ürkek ve çaresiz görünüyor ki, ‘Cumhurbaşkanı’ Erdoğan ‘başbakan’ Erdoğan döneminde yapılanlara muhalefet edip ‘kapitalizmi’ eleştirmeye başladı!

Muhalefet partileri ve muhalif yurttaş, çok partili yaşamın belli açılardan belki de en zorlu dönemini yaşarken, bir muhalefet partisi elbette diğer seçmen gruplarından oy almak ister. Ancak sorun, bu amaca kendi belirlediği siyaset ile değil, ‘taklit ederek’varmaya çalışması. Ve tabii bu yolda, kendi seçmenine, ‘nasıl olsa her durumda sandığa gidecek kelle’ muamelesi yapmaları. Siyaseti, bir şeyleri dönüştürmek için değil, ‘ilk seçimi kazanmak için’ yapıyor olmaları. 

Bu yüzden her seçimden sonra gönül rahatlığıyla “Önümüzdeki seçimlere bakacağız,” cümlesini kurabiliyorlar. Baktıkları, bakıp da gördükleri başka bir şey olmadığından. 24 Haziran akşamı yaşanan skandalın ardından seçmenlerinin ne kesif bir bıkkınlık ve hayal kırıklığı yaşadığını dahi anlamak istemiyorlar. 

Şu sorulabilir: “Aman canım, Yıldırım istifa etmese ve bu görmezden gelinse ne olur ki?”

Aslına bakılırsa pratikte hiçbir şey değişmez. Eşitlik filan diyoruz da, Binali Yıldırım istifa etmiş olsa da seçimin eşit koşullarda sürdürüleceğini düşünecek kadar enayi değilim, değiliz. Anayasa uzun süredir zaten ‘askıda.’ 

Gel gör ki, mesele bu değil. ‘Anayasayı yok sayma eşiğinin’ de aşılmış olması. Ve bunu, iktidar ile muhalefetin el ele gerçekleştirmesi. Muhalefetin, en temel en basit ilkeyi dahi görmezden gelerek anayasanın çöpe atılmasına ortak olması. Ezcümle, çok sembolik bir ‘hareketsizlikten’ söz ediyorum.

Anayasal ilkeler, en açık normlar uygulanmadığı ve artık yok sayılabildiği için; 

birileri iddianamesi dahi olmadan aylarca cezaevinde tutulabiliyor, birileri sorgusuz sualsiz işinden atılabiliyor, birileri yaptığı haberden hapis cezası alabiliyor, birileri elinde silah okul koridorlarında elini kolunu sallayarak gezebiliyor, birileri paçavralarca hedef gösterilebiliyor, birileri akademisyen kanında banyo yapmak isteyebiliyor, birileri Gezi eylemlerine katılanların kafasını koparmaktan söz edebiliyor, birileri her gün hakarete uğrayıp yanıt dahi veremiyor, birileri bütün ihaleleri alabiliyor… Ve hiç kuşkunuz olmasın bu yüzdendir ki, bir haftadır oyuncu Deniz Çakır böylesine olmadık gerekçelerle linç edilebiliyor! 

İktidar ve muhalefet, birlikte, bizlere yurttaş muamelesi yapmıyor. Yurttaş filan değiliz biz. Dört beş yılda bir oy veren ve yalnızca birer sayıdan ibaret ‘kelleyiz,’ hepsi bu. 

Muhterem muhalif okur,

bir kez daha hatırlatmak isterim Mümtaz Soysal’ın bilgece sözlerini: “Anayasaları yaşatan, içlerindeki sözcükleri değil dışarılarındaki hayattır.”

Bir toplum anayasaya sahip çıkarsa o ülkenin anayasası vardır, çıkmazsa yoktur. Kendi düşen ağlamaz, bu kadar basit.

Yok eğer hâlâ, “Canım seçim sürecinde normaldir böyle şeyler, görmezden gelinse ne olur sanki?” diye soran bir muhalif olursa… 

Affetsin, benim vereceğim yanıt, ‘elinin körü’ olur ancak! 

Son Güncelleme: 12.01.2019 22:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.