Almanya’da Yaşayan Alevilik ve İslami Toplumlar

Gözleri dalıyor. Yüreklerinde memleket hasreti… Canlı mı gider tabut ile mi bilinmez. Onun sevdiği kadar memleket sevdi mi Alevileri…

Almanya’da Yaşayan Alevilik ve İslami Toplumlar

Gözleri dalıyor. Yüreklerinde memleket hasreti… Canlı mı gider tabut ile mi bilinmez. Onun sevdiği kadar memleket sevdi mi Alevileri…

05 Ekim 2018 Cuma 14:14
Almanya’da Yaşayan Alevilik ve İslami Toplumlar

Ragıp Kamil İlbeyi

31 Ekim 1961 tarihinde Almanya ile Türkiye arasında imzalanan Türk İşgücü Anlaşması’nın ardından Türkiye vatandaşları Almanya’ya çalışmak için göç etmeye başlamış iş göçü 1973 yılına kadar devam etmişti.

Almanya’ya gitmek üzere İstanbul’da bir araya gelen yurttaşlar işçi bürosuna başvuru yapıyor, sıkı bir sağlık kontrolünden geçiriliyor, başvurusu onaylananlar tren ile üç gün süren bir yolculuğun ardından Almanya’ya ulaşıyordu.

Tren istasyonunda Türk işçileri karşılayan firma yetkilileri ve tercümanlar Türkiyeli göçmenleri kalacakları yurtlara yerleştiriyor, ardından işçiler çeşitli fabrikalarda çalışmaya başlıyordu. Kısa bir süre sonra işçiler geride bıraktıkları ailelerini de yanlarına almaya başladılar. Almanya’da Türk nüfusu artmaya başlarken Türkler devlet tarafından belirli bölgelerde yerleşime tabi tutuluyor böylelikle ortaya Türk mahalleleri çıkıyordu. 1973 yılında neredeyse 1 milyon Türkiye vatandaşı Almanya’da yaşıyordu.

Türkiye’de 1970’li yıllarda başlayan sağ sol çatışması, 1980’de yaşanan 12 Eylül darbesi ile fırsatını bulan binlerce insan Almanya’ya ve çeşitli Avrupa ülkelerine iltica ediyordu. Günümüzde dahi çeşitli nedenlerle başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine Türkiye’den iltica başvuruları yapılmakta veya evlilik ve çalışma nedenleri ile Türklerin sayısı Avrupa’da her geçen gün artmaktadır.

Bu yazımda Muharrem ayı ve Hz. Hüseyin’in kıyamı münasebetiyle özelde Aleviler genelde İslam toplulukları hakkında yazacağım.

Almanya’ya gelen gurbetçiler sıla özlemleri ile birlikte hareket etmeye başladılar. Bir süre sonra dernekler kurmaya, bu dernekler etrafından örgütlenmeye başladılar. Bu bağlamda Almanya’ya yerleşen Sünni Müslümanlar ilk camileri olan Köln Barbaros Camisini kurarken Aleviler tüm Almanya genelinde çeşitli dernekler ve cemevleri kuruyor, dini inançlarını Anadolu’da nasıl yaşıyorlarsa Almanya’da bu şekilde yaşamaya gayret gösteriyorlardı. Ancak bugün Ehli Sünnet Müslümanların kurmuş olduğu bu ilk cami artık yok.

Aleviler pek çok yapı ile Almanya’da faaliyet gösteriyorlar. Almanya’daki en örgütlü topluluğun başında Aleviler geliyor. Bugün Almanya’da Alevi işadamları Almanya ve Türkiye ekonomisine katkı sunuyor. Dernekler içerisinde birçok kültürel ve inanç etkinlikleri yapılırken Aleviler dergileri ve televizyonları ile inançlarını yaşatmak için mücadele ediyor. Öte yandan Türkiyeli göçmenler içerisinde Almanya parlamentosunda ve eyalet meclislerinde en çok temsil edilen grup da hiç şüphesiz Aleviler.

Avrupa’daki ilk Alevi örgütlenmesinin tarihi 1986 yılı ile başlıyor. Almanya’nın Ruhr bölgesinde öğretmenler suça karışan 18 yaşından küçük çocuklar üzerine bir araştırma yaparlar. Araştırmanın sonucunda “Ortaya çıkan tabloya göre, hapishanelerde 18 yaşından küçük çocukların yüzde 60’nın Türk çocukları oldukları ve tekrar bu mahkûm olan çocukların içinde yaptıkları bir diğer araştırmaya göre bunların yüzde 70’nin de Alevi olduğu ortaya çıkıyor.“ diyor Derviş Tur Dede, “Avrupa’da ilk Alevi yapılanması isimli kitabında. Araştırmanın üzücü sonucu neticesinde Türk çocuklarını yitmekten kurtarmak için çalışmalara başlarlar. 1987 yılının Eylül ayında Almanya’nın ilk Alevi derneği olan Alevi Bektaşi Cemaati’ni kurar ve inanç ve kültür üzerinde çalışmalara başlarlar.

Bunun ardından Almanya’nınçeşitli bölgelerinde 11 dernek daha kurulur ve bu dernekler 1990 yılının Mart ayında federasyon oluşturarak bir araya gelirler. 3 defa isim değişikliğine giden federasyon günümüze Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak ulaşır.

Aleviler uzun süre kimliklerini gizleyerek, Türkiye’de yaşadıkları korkuları taşıyarak yaşadılar. Ancak 80’li yılların sonlarında bu kaygılardan sıyrılarak Alevi inancını yaşatabilmenin mücadelesini vermeye başladılar.

Takvimler 1989 yılını gösterdiğinde Aleviler Hamburg’da Alevi Kültür Haftası etkinliğini başlatırken kendilerini ve inançlarını da Almanya’ya tanıtma fırsatı buldular.

Bu yaşananlar Almanya’da yaşayan Aleviler için bir milattı. Aleviler, Alevi olduklarını açıkça beyan eden dernekler açıyor hızla örgütleşiyordu. Diğer yandan Hamburg’da gerçekleşen Alevi Kültür Haftası etkinlikleri ise Alevilerin Almanya’nın kuzey bölgelerinde de duyulmasını sağlamıştı.

Almanya daha önce hiç duymadığı bir kelime ve inanç ile tanışmıştı: Alevilik ve Aleviler…

Aleviler 80’li yıllarda Yurtsever Birlikleri adı altında örgütlenmiş, etkinliklerinde Alevi kültürüne yer vermiş ancak Alevi ismini kullanmamışlardı. 1988 yılında Hamburg Üniversitesi’nde kurulan Alevi Kültür Grubunun 1989’da düzenlediği Alevi Kültür Haftası etkinlikleri ile Aleviler Almanya’da adlarını ve inançlarını yaşatmaya kararlı olduklarını da böylelikle ilan etmiş oluyorlardı.

Bu tarihten itibaren Aleviler Almanya’nın neredeyse tamamında hızla örgütlendiler. Alevi Kültür Merkezlerinde dini ve kültürel pek çok programlar ve cemler organize ettiler. Almanya’nın birçok yerinde Alevi din derslerinin okullarda verilmesini sağladılar ve kendilerini anlatabilecek ve Almanya’yı yönetebilecek vekillerini meclislere yolladılar.

Aleviler her yıl Muharrem aylarında Cemevi ve derneklerde bir araya geliyor. Oruçlarını açıyor, İmam Hüseyin ve Ehlibeyt’i anıyor, Kerbela Katliamını ve İmam Hüseyin’in kutsal direnişini günümüze taşıyor. Aleviler yılın farklı dönemlerinde çeşitli oruçlar tutuyor ve ibadetler ediyor. Aleviler için oruç ve ibadetlerin olmazsa olmazı Allah ile irtibatın sürekliliği ve doğal olması. Alevilikte inancın batini boyutu olan ve özellikle Anadolu ve Türkistan’da, ahlak ve sosyal hukuku düzenleyen pek çok kural ve inanç gelişmiştir. Öyle ki Aleviler geliştirmiş oldukları sosyal hukuk ve sorumluluk bilinci ile günümüze kadar toplumsal düzeni sağlamışlardır.

Aleviler, Gadir-i Hum (Nevruz), Hıdırellez, Ramazan ayında İmam Ali’nin şahadeti, Kadir Geceleri ve Masumu Pak Orucu olarak bilinen oruçları tutmaktadır. Ancak Muharrem Matemi, 12 İmamlar Orucu Alevi inancının temel taşlarından ve en önemli inançlarındandır.

Dünyanın her yerinde Muharrem ayı gelince Aleviler mateme bürünüyor ve oruç tutuyor. Güneşin batışı ile çerağlarını yakarak dua ettikten sonra sofra gülbengi ile oruçlarını açıyor ardından Ehlibeyt inancını yansıtan sohbetler ediyor ve mersiyeler okuyorlar.

12 günlük orucun ardından İmam Zeynelabidin’in hayatta kalmasına ve Hz. Muhammed’in soyunun devam etmesine bir şükür olarak Allah rızası için kurban kesiyor ve bunu dağıtarak paylaşıyorlar.

Birçok bölgede ve özellikle Nusayrilerde kesilen şükür kurbanlarının belli bir parçası pişirilen lokmanın aşure veya herisenin içine konularak İmam ihsanı olarak dağıtılır.

Muharrem orucu Ramazan orucundan birçok özelliği ile ayrılan bir oruç. Öncelikle Muharrem orucu farz bir oruç değil. Bu orucun başlangıcı Kerbala Katliamıdır. Hz. Muhammed’e Hz. Ali’ye, Hz. Fatıma’ya Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e bağlılıkta diğer Müslüman toplumlara göre çok ileri bir noktada olan Alevilerin temiz kalpleri ve saf inanışları Muharrem ayında tutulan orucu yüce bir makama taşımıştır.

Muharrem ayı gelince Aleviler yaşamlarında bazı değişiklikler yaparlar. Eğlence, nişan, düğün, kutlama gibi etkinlikleri hayatlarından çıkarırlar. Genelde matemi simgeleyen siyah renkli giyimler giyilir. Anadolu’da siyah keçe halılar açılır. Türkistan, Irak, İran ve Kafkasya’da sokaklar ve binalar siyah bezlerle mateme bürünür. O şehirde veya köyde yaşayan herkesi bir hüzün kaplar.

Aleviler genelde sahur yapmazlar. Tan yerinin ağarması ile başlayan oruç güneş batana kadar devam eder. Oruç süresince Aleviler et tüketmezler, canlı hayvana kıymazlar. Yaşamlarından bıçağı çıkarırlar. Özellikle Anadolu’da soğan ve sarımsak için baş tabiri kullanıldığı için soğan sarımsak dahi tüketmezler. Öyle ki Aleviler yüzlerini nereye dönseler İmam Hüseyin’i, Hz. Celal Abbas’ı, Ali Asgar’ı, Ali Ekber’i ve diğer Kerbela şehitlerini görürler.

Anneler bebeklerini dahi gözyaşları içinde emzirirler. Hayâ ederler bebeklerine süt verirken. Yavrularına bakarken bebekleri Ali Asgar olur… Aleviler saf su içmezler. Su ihtiyaçlarını başka içeceklerden sağlarlar ama su içmezler. Saf su onlara İmam Hüseyin ve ailesi ile dostlarına verilmeyen suyu hatırlatır. İmam Hüseyin’in kesik başı gözlerine gelir. Titreyen elleri ile İmam Hüseyin’in susuzluktan çatlamış dudaklarına dokunurlar.

Hz. Celal Abbas’ın bir tulum su için verdiği kolları gelir akıllarına. Gözlerinden damlayan yaşlar berrak suyu kana boyar aşk âleminde. Tüm ömürleri İmam Hüseyin’e ve diğer Ehlibeyt imamları ve Hz. Fatıma’ya matem tutmakla geçer. Ama Muharrem’de sanki hepsi Kerbela çölünde İmam’ın etrafında toplanmış da yaşanan katliama şahit olmuş gibi giderler o günlere.

Kalpler hızlı atar Hüseyin deyince. Güneş batar, oruçlar açılır. Lokmayı ağzına götürürken elleri titrer Alevi anaların. Mersiyeler okunur, gözyaşları ıslatır tülbentlerini. Yıllarca ağlamıştır her Hüseyin adını duyduğunda. Ezberlemiştir mersiyeleri, ağıtları. Ama sanki ilk defa duyuyormuş gibi hıçkırıklara boğularak ağlar Alevi analar.

Erkekler ağlamaz sözü Cemevlerinden içeri giremez. Erkeklerde ağlar. İmam Hüseyin’e dağlar ağlar, taşlar ağlar, yer ile gök ağlar…

Bin kere zulme uğrasa da bir kere zalim olmayan bir halk…

Gözleri dalıyor. Yüreklerinde memleket hasreti… Canlı mı gider tabut ile mi bilinmez. Onun sevdiği kadar memleket sevdi mi Alevileri…

Bugün Aleviler Almanya’da, topraklarından binlerce kilometre uzakta Türkiye’de kazanamadıkları haklarını kazandılar. Bu kazanımları daha da güçlendirmek ve yayabilmek için mücadele etmeye devam ediyorlar. Bugün inançlarına, töresine, geleneğine, öz değerlerine bağlı Türkiye ile gönül bağı olan, Almanya’nın ve Avrupa’nın geleceği olan nesiller yetiştiriyorlar.

Aleviler Almanya’da yabancılar hakkında olumsuz düşünceleri yıkan ender toplumlardan. Uzmanlık gerektiren meslek dallarında görev alıyorlar. Okullarda, hukuk bürolarında, hastanelerde, eczanelerde, enerji santrallerinde, fabrikalarda ve hatta eyalet meclislerinde ve nicelerinde Aleviler kendilerine yer buluyor.

Ancak tüm bunlara rağmen Aleviler tek bir çatı altında bir araya gelmiş değil… Almanya’da pek çok Alevi derneği ve cemaati var. Aleviler ideoloji ve inanç arasında keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılırken kimi Aleviler veya dernekler iki kutbun arasında kalan kararsızları oluşturuyor. Almanya’da birçok Alevi kurumu var ve hepsinin kendine göre Alevilik tanımları var. Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da Aleviler hala inançlarını anlatmakta ortak bir paydada buluşamıyorlar. Aleviler içinde çeşitli inançlar ve halklar var. Kimileri kendilerini İslam’ın özü olarak kabul ederken kimi Aleviler kendilerin İslam’ın dışında olduğunu belirtmeyi tercih ediyor.

Almanya’da ve Türkiye’de Alevu Alev’e inanan, Alevilerden etkilenen, İmam Hüseyin’e acıyan bu nedenle Alevilikle kaynaşan ama inanç olarak materyalist olduğunu beyan eden ve kendilerine göre yeni bir Alevilik tanımı yapmaya çalışanlarda var. Halbuki kendilerini dayandırmaya çalıştıkları Sabîî Mecusî dini ve hatta Ezidilik ile hiç bir ortak noktaları yok. Mecusilikte ateşin kutsallığı bahsine girdiğimizde Hz. Musa ve vahyi getiren Allah’ın sesi konuşan ateşe kadar ilerleyebiliyoruz. Çünkü Mecusiler ateşe değil tek Allah’a tapan ve İslam inancında Ehli kitap olarak kabul edilen bir inanış. (5.69: İnananlar, Yahudilerden, Sâbiîlerden ve Hıristiyanlardan Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.) Keza ateşe kutsiyet veren dinlerden biri olan Ezidilik’de dahi tek tanrı inancı göze çarpmakta.

Türkiyeli Aleviler, Suriye, Irak, İran, Afganistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Balkanlar gibi bölgelerde yaşayan dindaşlarına göre bir kavram karmaşası yaşıyor. Almanya tüm İslami toplumlar için bir kutuplaşma ve Avrupa’nın gettolaşan Lübnan’ına dönüşmüş.

Bugün Almanya’da yüzlerce çeşitli dernek, cemaat, tarikat, Sünni, Şii, Alevi yapılanmalar bulunuyor. Küçük bir şehirde birbirine küstüğü için ayrılan Şii Caferi bir cemaatin iki mescidinde toplasan 100 kişi bir araya gelmiyor. Yine küçük bir yerleşim yerinde bir elin parmakları kadar olan Aleviler bir birlerine küsüp dernekler açıyor, böylelikle küçük bir köyde 3 Alevi derneği ile karşılaşabiliyorsunuz.

Sünnilerin de durumu farklı değil. Birer sokak arayla iki cami, birisi DİTİB’e diğeri Milli Görüşe bağlı. Sanki farklı dinlere mensuplarmış gibi Cuma ve bayram namazlarını ayrı yerlerde kılıyor, Ramazan’da bir birlerinin iftar sofralarına konuk olmuyorlar. Hatta bazı tarikatlar ise bu iki gruba değil selam dahi vermiyorlar. Ve aralarında öyleleri var ki selam verdikleri halde abdestli olduklarını beyan ederek erkek erkeğe tokalaşmıyorlar bile. Onlarda kendi kurslarının bir köşesini mescit yapıyor, burada ibadet ediyorlar.

Dini ve kültürel inançları yaşatmak önce insanın kendisinde başlamalı. Bugün ne cemevlerinde ne camilerde genç bulmak neredeyse imkânsız. Kiliselerde boş. Hatta cemaati olmayan kiliseler satılıyor. Buralar bar, otel, cami veya cemevi olarak hizmet veriyor.

Aleviler her koşulda, her coğrafyada ‘Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali’ demeyi başarabilen bir toplum ama önce kendi içlerinde küslüğü bitirmeleri gerek.

Bu araştırma ve gözlemi yaparken bazı yerlerde Alevilerin yine kendi milletinden ama farklı inanışlardan saldırıya uğradığını da gördüm. İnfial uyandırma amaçlı bazı Alevi derneklerin duvarlarına tehdit ve hakaretlerin yazıldığını fotoğraflardan gördüm. Öte yandan Almanya’da pek çok caminin kundaklanmasına da şahit oldum.

Tüm toplumları inceleme fırsatı buluyorum. Ekonomik olarak kimsenin keyfine bir diyecek yok. Zaten herkes şunu söylüyor burası kötü olsa çeker gider kendi memleketine. Ama burada insanlar kendilerini illaki bir yere, bir derneğe, bir kuruma hapsetme derdine düşüyorlar. Özgür bireyler olarak arkadaşlık geliştirmekte sorun yaşıyorlar. Yine de Türkiye’de yaşanan üzücü mezhep çatışması güden fitneler burada gerçekleşmemiş. Ehli Sünnetin bu kadar mescidinin yakılmasına ve İslam’a onlarca hakaret edilmesine rağmen bu İslami toplumların tamamının bir araya gelip de ortak bir hareket ettiklerine ben ne şahit oldum ne duydum ne de okudum.

Avrupa’da insanlar, birçok nedenlerden dolayı dernek, cemaat, tarikat, örgüt ilişkileri geliştiriyor. Bunlar dini, mezhebi, siyasi, milli olarak sınıflandırılabilir.

Bazen Türkistanlı bir Türkmen ve gazeteci olduğuma şükrediyorum. Böylelikle tarafsız kalabiliyorum. Hiç şüphe yok ki kısa bir süre sonra Almanya hakkında yazacağım kitabımın konularından biri de bu olacak.

Son Güncelleme: 05.10.2018 14:21
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.