Ali'siz Alevilik iç savaş silahıdır

Ali’siz Alevîlik ekibi, son günlerde Alevîleri İslâm dışında göstermek için ileri bir hamlede bulundu. Cenaze namazı kıldırmayı “asimilasyon” olarak yaftalayarak saz ve semah eşliğinde yeni bir uygulama başlattı. Alevî kamuoyunda büyük infial uyandıran bu uygulama, Veliyettin Hürrem Ulusoy’a bağlı Hünkâr Vakfı tarafından da desteklendi.

Ali'siz Alevilik iç savaş silahıdır

Ali’siz Alevîlik ekibi, son günlerde Alevîleri İslâm dışında göstermek için ileri bir hamlede bulundu. Cenaze namazı kıldırmayı “asimilasyon” olarak yaftalayarak saz ve semah eşliğinde yeni bir uygulama başlattı. Alevî kamuoyunda büyük infial uyandıran bu uygulama, Veliyettin Hürrem Ulusoy’a bağlı Hünkâr Vakfı tarafından da desteklendi.

22 Aralık 2018 Cumartesi 01:28
Ali'siz Alevilik iç savaş silahıdır

Ali Rıza Özdemir

Eskiden başka “hazret”ler vardı biliyorsunuz, şimdi yeni moda hazretler var artık. Bunlardan biri, hatta en meşhuru “Hazreti Google”. Merak ettiğiniz bir kelimeyi yazıyorsunuz ve saniye dolmadan bütün sonuçları önünüze getiriyor. Ben de, “Türkiye’de iç savaş” yazdım ve şöyle bir sonuç çıktı karşıma: “Yaklaşık 13.600.000 sonuç bulundu (0,43 saniye)”. Yani internet üzerinde 13 milyon 600 bin kere konuşulmuş Türkiye’de iç savaş konusu.
İç savaş konusu, sadece kuru bir lakırdı olarak gezmiyor ortalıkta. En yetkin düşünce kuruluşları, bilim insanları ve uzmanlar da Türkiye’de iç savaş yollarının adım adım döşendiğini iddia ediyor. Türkiye’nin fay hatları üzerinde yıllarca oynandı. Sağ-sol, Alevî-Sünnî, Türk-Kürt, laik-dinci… Saymakla bitmez. Şimdi ana fay hatları ile parçalanmaya çalışılan toplumumuz, daha küçük parçalara bölünmek isteniyor. Özellikle Ortadoğu’da dini kimlikler üzerinden yaratılan büyük gerginlik, ülkemizde de orta yerde bir tehdit olarak geziniyor.

SÜNNİLER İÇİN TEHDİT: SELEFİLİK
Sünnîler üzerinde oynanan oyunun ilk aşaması, akıl, bilim, hoşgörü ve saygı temelinde inşa edilen Türk Sünnîliğini yok etmek. Onu etkisiz ve güdük bir hale getirmek. Yerine ne idiğü belirsiz tarikat ve cemaatler ile Siyasal İslam üzerinden Vahhabîliği ve Selefîliği inşa etmek. Geleneksel Türk tarikatları dışında yeni yeni ortaya çıkan bu kliklerin, yabancı istihbarat örgütleri tarafından beslendiği aşikâr… İnsanımızı akıl ve bilim düşmanı yaparak hurafelere boğması, ülkemizi geriye götürmesi ve emperyalist devletler için hazır lokma haline getirmesi, bu kliklerin emperyalistler tarafından finanse edildiğinin en açık kanıtı. 
Türk’ün duyuşu, dokunuşu ve hissedişi dışında başka bir gönül dünyasına sahip olan bu ortam, IŞİDleri, el-Kaideleri doğuran iklimin ta kendisidir. Türkiye’de sayısız cemaat ve tarikat doğuran bu iklim, sadece Alevîleri ve laikleri değil kendi dışındaki Sünnî cemaatleri de tehdit ediyor. Türkiye’de iç savaşı haber veren en önemli işaret fişeği de, esasen bu yozlaşmış düşünce biçimidir. Aklı, bilimi, hoşgörüyü, saygıyı yok sayan ve kendini dinin merkezinde gören bu büyük tehdidi yok saymak, hepimiz için bir felaketle sonlanabilir. Türk Sünnîliği ile Selefî akımlar arasındaki gerginliği, bugün millet olarak sadece görüyoruz. Buna şahit oluyoruz. Bu gerginlik, ileri boyutlara taşınırsa hepimizi yakan bir ateşe dönüşebilir.

ALEVİLER İÇİN TEHDİT: ALİ’SİZ ALEVİLİK
Alevîler için ise tehdit Ali’siz Alevîlik. Birçok Alevî kurumunu ele geçiren çağdaş Haricîlik. Esasen Selefîlik ve Haricîlik siyam ikizi gibidir. Duyuşta, düşünüşte, algıda birbirine benzerler. Birinin hak suretinde tanıttığı batılı, diğeri hak kabul eder ve hakka düşman kesilir. İkisi de hakka düşmandır ve hakkı yok etmek noktasında ikisi de birleşirler.
Alevîliği İslam dışında sayan bu akımın fikir babası Nejat Birdoğan. Ancak Ali’siz Alevîlik adını oturtan kişi, Ali’siz Alevîlik adlı kitabı ile etnikçi Faik Bulut’tur. Alevîliği İslam’ın dışında gören ve Hz. Ali’yi Alevîlikten dışlayan bu çevrelerin Alevî kurumlarına sızıp güç elde etmesi ise daha sonradır. Bu grupların emperyalist devletlerin istihbarat örgütleri ve Avrupa Birliği tarafından fonlandığı Alevî toplumunda dilden dile dolaşan bir husustur. Yine bu çevrelerin terör örgütü PKK ve onların yan kuruluşları ile yakın ilişkiler içinde olduğu sır değildir. Avrupa’da bu işin sahibi ve taşıyıcısı olan klikler, terör grupları ile iç içedir.
Ali’siz Alevîlik bugün Alevî toplumunu ikiye bölmüş durumdadır ve iki taraf arasında gerginlik her geçen gün artmaktadır. Ali’siz Alevilik projesinin destekçileri de esasen bu gerginliğin artmasını istemektedir. Çünkü hedefleri, Türk toplumunda yeni bir fay hattı daha oluşturmak.
Şunu da ifade etmek gerekir ki, Alevî toplumunun en az yüzde 90’lık büyük kesimi Alevîliği, “Hakk Muhammed Ali yolu” olarak bilir, köklere ve geleneğe sahip çıkar. Geriye kalan (en fazla) yüzde 10’luk kısmı ise Ali’sizdir, Haricî takımındandır.

ALİ’SİZ ALEVİLİĞİN HAMİSİ: VELİYETTİN ULUSOY
Hacı Bektaş Veli ve onun evlatları tarafından temsil edilen Hacı Bektaş Ocağı, Alevîler arasında tartışmasız şekilde ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bugün bu ayrıcalıklı konum, Hacı Bektaş Veli Ocağı postnişini unvanı ile Veliyettin Hürrem Ulusoy tarafından temsil edilmektedir. 
Veliyettin Hürrem Ulusoy, bazı icraatları ile kendi konumunu tartışmalı hale getirmiştir. Bunun birçok nedeni vardır ama temeldeki neden, kendi yakın çevresi de dahil olmak üzere Alevî toplumunu derinden yaralamaktadır. Ulusoy’un Alevî toplumunda “çağdaş Haricîler” olarak anılan “Ali’siz Alevîler”le ortak iş tutması. Ulusoy, ne yazık ki, Ali’siz Alevîliğin hamiliğine soyunmuştur.
Merceği biraz daha büyülterek açık kaynaklardan bakalım.

ULUSOY’UN ONURU: TURGUT ÖKER
Avrupa’daki Alevî örgütlenmesinin yönetici kadrosunda yer alan Turgut Öker, Ali’siz Alevîlik tezi ile ön plana çıkan bir kişidir. Alevîliği İslâm dışında konumlandıran kliğin temsilcilerinden Öker’in bu yaklaşımı, Alevîlik ile ilgilenen herkesçe bilinir. Hatta en başta yaptığımız gibi Hazreti Google’a sorarsanız size gerekli cevabı verir.
24 Mayıs 2015 tarihli bir habere göre Öker, şöyle diyor: “Alevîliğin aslında Hz. Ali ile alakası yoktur. Alevîler takiyye yapıyor. Sünnî hegemonyasına karşı bu yola başvuruldu.” Yakın zamanda kendisine yönelik “Ali’siz Alevî” suçlamasına verdiği cevapta Alevîliğin “Hakk-Muhammed-Ali yolu” olduğu yönünde veya benzer bir açıklama yapmak yerine; “Ben kimliğimi, devrimci, sosyalist bir insan olduğumu en baştan beri söyledim. İnsanlar beni biliyorlar zaten, saklı gizli bir şeyim yok ki. Alevîler beni böyle kabullenmiş ve sevmiş durumda. Bizim dünyamızda öyle “ateist”, “Ali’siz” gibi kavramlarla şeytanlaştırma yok. Alevî toplumu için Ali (ve tabii dolayısıyla Yezid) sadece bir dinî simge, bir inanç öğesi değildir” aynı şeyleri tekrar ediyor.
Öker’in bu yaklaşımı ve benzer açıklamaları, Alevî kamuoyu tarafından tepki çekmektedir. Yine 2015 yılında Hollanda Alevî Federasyonu tarafından yapılan açıklamada bu tepki açıkça görülür: “Turgut Öker, Alevî elbisesini tersten giymiş, Alevîlik ve Alevî değerlerini içselleştirememiş birisidir. Alevî değerlerini yalnızca çıkar ve menfaati için kullanıp belli güçlere yaranmak ve bir yerlere gelmek isteyen bir şahıstır. Kendisi "Alevîlik İslâm dışıdır" diyerek Alevîleri bölen, bölücü ve yıkıcı senaryoların içinde olanlardan da biridir.”
Öker’in milletvekili adayı olarak düzenlediği 11 Mayıs 2011 tarihli 2. Halk Buluşmasına sürpriz bir isim katıldı: Hacı Bektaş Veli Ocağı postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy. Öker’e açıkça destek istediği ve yoğun alkışlar arasında yaptığı konuşmasında Ulusoy: Turgut Öker’i seçmezsek bu bizim için gerçekten büyük bir onursuzluk olur. (…) Alevî kimliğiyle geldi, biz de onu Alevî kimliğimizle meclise göndermek zorundayız, göndereceğiz.” diyor.
Böylece, Hacı Bektaş Veli Ocağı postnişini Veliyettin Ulusoy’un onurunun Ali’siz Alevîliğin savunucusu Turgut Öker olduğunu Alevî kamuoyu da öğrenmiş oluyor.

“Alevîliğin aslında Hz. Ali ile alakası yoktur” diyen Turgut Öker ve Veliyettin Hürrem Ulusoy. Postnişin, “Onurumuz” dediği Öker’in seçim çalışmasında…

ULUSOY’UN HASAN KILAVUZ 
Hasan Kılavuz, Alevî Kültür Dernekleri Mersin şubesinin başkanıdır ve geçmişte Almanya’da bazı Alevî derneklerinde değişik görevler yapmıştır. Kılavuz, Alevî kamuoyunun tanıdığı bir isim; çünkü Alevî kamuoyunda tepki çeken birçok uğraşı ve açıklaması var… Alevîliği, İslâm dışında tanımlamak en çok tepki çeken açıklamalarından biri oldu. Ona göre, Alevîlik ile İslâm hiç bir yerde üst üste çakışmıyor. Alevîliğin İslâm inancı ile uzaktan yakından alakası yoktur. Hakk-Muhammed-Ali üçlemesi 14. yüzyılda Alevîliğe girmiştir. Kur’an Alevîliği bağlamaz vb. Yani Hasan Kılavuz, çağdaş Haricîlik olarak bilinen Ali’siz Alevîlik projesinin savunucularından.
Ali’siz Alevî olur da, Veliyettin Ulusoy’dan uzak olabilir mi!!! Olamaz tabi…
İşte bu Hasan Kılavuz ile Veliyettin Hürrem Ulusoy birçok etkinliğe katıldı. Muhabbetlerine binaen diz dize oturdular. Hasan Kılavuz’un Ulusoy hakkındaki övgü dolu sözlerine ve enerjilerine bakacak olursak, 2014 yılında araları gayet iyiydi.

“Alevîliğin İslâm inancı ile uzaktan yakından alakası yoktur” diyen Hasan Kılavuz (ayakta konuşan) ve Veliyettin Hürrem Ulusoy. Kılavuz, Ulusoy ve ekibinin hazırladığı yeni erkannameleri övüyor.

4 TEMMUZ HARİCİ DEKLARASYONUNA ÖRTÜLÜ DESTEK Mİ?
2017 yılında durum biraz değişti. Şöyle ki: 4 Temmuz 2017 tarihinde Hacıbektaş ilçesinde açıklanan deklarasyonda Hasan Kılavuz başrolde yer aldı. Kamuoyunda çağdaş Haricîler olarak bilinen (Ali’siz Alevîler) bir ekip tarafından açıklanan bu deklarasyon Alevî kamuoyunda şiddetle tartışıldı ve tepki çekti. Çünkü bu açıklamada Alevîlik, İslâm’dan etkilenmiş ama aslında İslâm dışı bir inanç olarak tanımlanıyordu. Ulusoy, bu açıklamanın ardından tam bir hafta sessiz kaldı. Tepkiler o kadar arttı ki, ancak deklarasyondan ancak bir hafta sonra Ulusoy’a bağlı Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı açıklama yaptı. “Pirincin içindeki beyaz taşlar” başlıklı bir yumuşak bir eleştiri ile Haricî deklarasyonunu geçiştirmek zorunda kaldı.
Ulusoy’a bağlı bu vakfın açıklaması, Hasan Kılavuz’u o kadar şaşırtmış olacak ki, bir haber ajansına; “Hacı Bektaş Veli Vakfı tarafından kaleme alınan yazıyı kabul etmiyorum ve yazının da Veliyettin Hürrem Ulusoy tarafından yazıldığını düşünmüyorum” diye açıklama yaptı.

ULUSOY: CENAZELERDE SAZ ÇALABİLİRSİNİZ
Ali’siz Alevîlik ekibi, son günlerde Alevîleri İslâm dışında göstermek için ileri bir hamlede bulundu. Cenaze namazı kıldırmayı “asimilasyon” olarak yaftalayarak saz ve semah eşliğinde yeni bir uygulama başlattı. Alevî kamuoyunda büyük infial uyandıran bu uygulama, Veliyettin Hürrem Ulusoy’a bağlı Hünkâr Vakfı tarafından da desteklendi. Vakfın internet sitesinde “Hakka Yürüme Erkânı” başlığı ile yayımlanan kitapçıkta cenaze namazından bahsedilmiyor ve sazlı törenlere meşruiyet kazandıran şu cümleler yer alıyor: “.. .bölgesel farklılıklar da gözetilerek Hakk’a göçü anlatan üç nefes, bir düvaz mümkünse zakirlerce saz eşliğinde ya da ehil kişi/zakirler tarafından sözlü olarak okunabilir. “Gülbengten sonra deyiş, nefes, düvaz imam ve devriyye (uygun koşullarda) saz ile okunabilir”
Esasen bu erkânnameler, rastgele hazırlanmış değildir. Cenazelerde saz çalınıp yeni bir uygulamaya gidilmesi daha önceden hazırlanmış bir proje gibi durmaktadır. Sadece uygulanması yenidir. Ulusoy’un Ali’siz Alevîlere desteğinin 2011 yılından başladığını, Vakfa bağlı kitapçığın 2014 yılında yayımlandığını, dönemin Alevî Bektaşî Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül’ün Ulusoy’la birbirine ikrâr verdiklerini ve erkânnameler hazırlayacaklarını 2017 yılında duyurmasına bakarsak planlı bir işleyiş olduğu kolayca anlaşılır. 
Çalışmalarını 4 Temmuz Haricî Deklarasyonunun imzacılarından Nurettin Aksoy ile birlikte yürüttüğünü söyleyen Hüseyin Güzelgül, şimdi ABF Başkanı.

Hüseyin Güzelgül ve Veliyettin Ulusoy…

VELİYETTİN ULUSOY ALEVİ HUKUKUNA GÖRE “DÜŞKÜN”DÜR
Ali’siz Alevîlere destek olması, onlarla iş tutması Ulusoy’un Alevî inancına göre “düşkün” olması için yeterli bir sebeptir. Bunun lamı cimi, inkârı, tevili, tefsiri yoktur. Alevîliği bilen herkes bunu da açık bir gerçek olarak bilir. 
Yakında Hacı Bektaş Veli hakkında çalışması çıkacak bir Alevî evladı olarak, Veliyettin Hürrem Ulusoy’un ve yaptıklarının, Hünkâr Hacı Bektaş Veli ile zerre ilgisi olmadığını Allah’ın ve tarihin huzurunda ilan etmek zorundayım. Alevîliği bilen bir aydın olarak bu satırları yazmak, benim için bir namus ve bir vicdan borcudur.
Hünkâr Hacı Bektaş Veli, değil Ali’siz Alevîlik ile kirletilecek, üzerine toz dahi kondurulmayacak kadar ulu bir padişahtır. Onun tahtı, Alevîlerin gönlündedir. Alevîlerin gönül dünyasında onun yeri eşsizdir. Çünkü Alevî toplumu için mesela Selman-ı Pâk dinî, Atatürk ise millî sembollerdir oysa Hacı Bektaş Veli ise hem dinî ve hem de millî bir semboldür. Bu sembol, evlatlarının yanlış işlerine rağmen sonsuza değin Alevî vicdanının en güzel yerinde yaşayacaktır.
Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

ALİ’SİZLER NE YAPMALI?
Yeniden Ali’siz Alevîlik konusuna dönersek…
Alevî toplumunda artan gerginliğin gösterdiği üzere, Ali’siz Alevîlik yani çağdaş Haricîlik, Türkiye için hazırlanan iç savaş senaryolarında bir kilometre taşıdır. İç savaşta bir araç, bir silahtır. Vahhabîlik, Selefîlik nasıl bir silahsa Ali’sizlik de öyle kötü bir silahtır. Alevî kökenli Ali’siz takımına önerimiz bu oyunda yer almamaları, kendilerini kullandırtmamalarıdır...
Bir kişi Alevî bir aileden geliyor diye Alevî olması şart değildir. Ateist, deist hatta Sünnî, Hıristiyan, Zerdüşt veya Şamanist olabilirler. Tamamen kendi tercihleridir. Bunda bir beis yoktur ve biz de kişisel tercihlere saygı duyarız. Hatta Alevî kültürü içinde yetiştikleri için, saygısızlık yapmamak kaydıyla, bizim kültürel alışkanlarımıza katılabilirler. Bayramlarımıza, eğlencelerimize, sevinçlerimize, matemlerimize dâhil olabilirler. Biz de bunu normal karşılarız ve onları saygıyla ağırlarız. Bu, bütün medeni toplumlarda böyledir.
Ancak Alevî kurumlarına tebelleş olup, Alevîliği dinamitlemeye ve dönüştürmeye kalkmak başka bir şeydir. Alevîliği özünden koparmak ve ona olmadığı kimlikler yamamak, içeriğini boşaltıp başka şeylerle doldurmak bizim asla razı olmayacağımız şeylerdir. Bu türden girişimlere karşı koyarız ve asla izin vermeyiz. Bu girişimler, dünyanın her yerinde inanca saldırı kapsamına girer. Alevîliğin adını ve içeriğini kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.
Bugün Alevî toplumu kendi arasında büyük bir gerginlik yaşamaktadır ve bu gerginlik gittikçe artan bir eğilim göstermektedir. Aynı anne babadan doğan kardeşler bile bu nedenle düşman hale gelmiştir. En son Avusturya’da yaşanan gerilimde, tarafların kuzen olduğunu unutmayalım. 
Bu işin tek doğru çözümü vardır: İnançsızlıklarını Alevîlik ile eşitlemekten vazgeçmeliler. Hangi inanca mensuplarsa açıkça onu dillendirmeli ve onu yaşamalılar. Alevîlik üzerinde operasyon yapmaktan vazgeçmeli, Alevî inancına saldırmaya bir son vermeliler.
Ali’sizler derhal tebelleş oldukları Alevî kurumlarını terk etmeli ve işi ehil kişilere teslim etmelidir. Kurumları teslim etmiyorlarsa tabelaları değiştirmeli, Alevîliğe ait bütün kavramları tabelalardan ve kurumlarının müktesebatından kaldırmalıdırlar. 
Bu işin tek adil ve haklı çözümü budur.

Not: Yazı ilk olarak orhuntv.com'da yayınlanmıştır

Son Güncelleme: 22.12.2018 01:34
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.