27 Temmuz 2007 yılında gözaltına alındım. Önce Ankara TEM’e götürüldüm. Buradakilerin çoğu arkadaşım olduğu için sohbet ettik. Ardından İstanbul’a yola çıktık.

İstanbul’a vardığımızda emniyettekilerden önce AKP övgüsü dinledik, bu methiyelerin gerçeği yansıtmadığını kendilerine söyleyince aramızda tartışma çıktı. Daha sonra nezarete attılar.

Biz süre sonra nezaretin üzerindeki bir delikten ilaç gelmeye başladı. Daha önce açık kalp ameliyatı olduğum için olsa gerek, ilacın etkisiyle kalp krizi geçirdim.

Kalp krizi geçirirken emniyet ellerime kelepçe takarak hastaneye götürdü. Hastanede muayene eden doktor “hastanın durumu kötü, size vermem burada kalacak” dedi.

Tedavinin ardından savcılığa çıktık. Oradan mahkemeye… Hiçbir soru sorulmadan tutuklandım. Bayrampaşa cezaevine götürdüler, bura da benim kalp yine tekledi. Bu defa yine hastaneye kaldırıldım…

Hastanede anjiyo olurken Jandarma ayağımdan yatağa kelepçeledi. Anjiyo odasında on tane jandarma olduğu halde. Anjiyodan sonra Jandarma yarbay olacak rütbesi yanılmıyorsam, kaldığım odaya geldi tüm iğrençliğiyle, “bütün camları kapatın nokta kadar ışık görmeyecek” dedi…

Hastane tedavim bittiğinde Kandıra F Tipi cezaevine nakledildim.

Kandıra’da; kalp, damar ve tansiyon ilaçlarım verilmedi. Cezaevi müdürü, “sıkıysa o çokbilmiş avukatına söyle verdirsin” sözleriyle kafa tuttu. Avukatım Hüseyin Buzoğlu gelince ona durumu anlattım. Buzoğlu yanımdan ayrıldıktan birkaç saat sonra gardiyanlar telaşla geldi, “Bir hata olmuş, özür dileriz. Buyurun ilaçlarınızı” dediler.

Meğer avukatım cezaevi müdürü, Adalet Bakanlığı, gazeteler başta olmak üzere bir çok yere noterden yazı göndermiş, paçası tutuşan cezaevi idaresi ilaçları koşa koşa getirmiş…

Silivri’de duruşmalar başladığında beni ayağımdan bağlayan Jandarmanın yüzbaşısı yanıma geldi “ya kusura bakma biz o gün seni DHKP-C’li sanmıştık. Çünkü polis kayıtlarında öyle yazıyordu” dedi.

Ben de gülerek, “TV izlemiyor muydunuz, gazete okumuyor muydunuz? Gazete ve TV’lerde kimliğim çarşaf çarşaf yer alıyordu” Dedim. Daha ne diyeyim?..

Ar damarı çatlayanlara…

Duruşmalar başladı. Hakimlerin bazılarının Sedat Sami Haşıloğlu başta olmak üzere Fetullahçılık belgeleri elime geçti. Mahkemeyi reddettim. Onlara sizler tarikatçısınız, bizler Atatürkçü, sizler bizi yargılayamazsınız, hasım hasımı yargılayamaz… Sizler bu mahkemeleri tarikatçıların intikam sahası haline getirdiniz” dedim.

Benden birkaç celse sonra söz alan Doğu Perinçek, hakimlere nasıl yağ çekilir adeta onu dersini verdi; “Sizler ak alınlı hakimlersiniz, sütte leke var sizde yok, sizleri araştırdık. Sanıklarda hakimleri aklar. Sizleri aklıyoruz. Adaletli karar vereceğinizden hiç şüphemiz yok”

Perinçek buldu ya tarikatçı hakimleri hızını alamadı.” M. Kemal Anıtkabirden kalkıp gelse bize emir veremez” sözlerini de sarf etti. Sorsan Mustafa Kemal’in askeri!...

Yerseniz!

Dolma da var.

Aynı Perinçek hakimler kendisini tahliye etmeyince yanıma geldi; “Ergün bey Ergün bey bundan sonra hedefimiz hakimler olsun. Onlarla mücadele edelim” şeklinde teklifte bulundu. Ben de kendisine ben onları red ederken sen övgüye boğuyordun, ne oldu?” şeklinde bir soru yönelttim.

Yattığım süre içinde ne tahliye talebinde bulundum ne de beraat…

Cezaevinde; Takunyalı Führer, Amerika’daki İmam, İsa’nın Havarileri, Büyük Yalan Büyük Düşman AB, Kalpazan, İplikçi gibi sekiz kitap yazdım bir de İktisat Fakültesini bitirdim…

Savunma yapmadım. / yıla yakın bir süre cezaevinde yattım. Hakkımda bir müebbet 69 yıl ceza isteniyordu. Mahkemelerde bana tek bir soru sorulmadı. Duruşmalarda; Tayyip, Fetö ve tarikatların ülkeye verdiği zararları anlattım. Son savunma denen gün de şunları söyledim:

“Ben yazarım, Atatürk ilke ve devrimlerine, laik demokratik Cumhuriyete bağlı, demokrasiyi, tam bağımsızlığı, aydınlanma devriminin kazanımlarını, Atatürk devrimine dayanan çağdaş Türkiye Cumhuriyetini savunan bir yazar!.. Hayatım boyunca hep bu değerleri müdafaa ettim. Sürekli olarak bu değerleri savunmayı görev bildim ve her zaman bu değerlerin izinden gideceğim… Bu uğurda görevim hiç bitmeyeceği gibi, yine bu yolda yaptıklarım suçsa, ben bu suçları işlemeye hep devam edeceğim. Bu yolda tek bir geri adım atmayacağım gibi, bu suçları işlediğim ve tek silahım olan kalemimi ise bir an bile bırakmayacağım, ne kıracağım ne de kırdıracağım. Askeri olmaktan onur duyduğum Mustafa Kemal’den aldığım görev; demokrasiyi, tam bağımsızlığı, aydınlanma devriminin kazanımlarını, laikliği, onun devrimine dayanan Türkiye Cumhuriyeti’ni her zeminde, her şart altında son nefesime kadar savunmaktır. Zira; az önce de belirttiğim gibi ben yazarım, “Ulusalcı dalga aşılacaktır” şeklinde haince, alçakça demeçler veren CIA işbirlikçilerine, Emperyalizmin kucağında “Türk milliyetçiliğini ezeceğiz” hezeyanlarında bulunan İsrail aşığı “van münit” oyuncularına inat, milliyetçi bir yazar!..

Bugün ülkemin heryanı; Atatürkçüleri; sindirme, eziyet etme, korku salma, işkence yapma, susturma ve en önemlisi; Tayyip ile yandaşlarının, Fetullahçı çetelerin hain eylemlerini kamufle etme, yağma, talan, soygun ve vurgunlarını örtme amaçlı zindanlar haline getirildi. Ergenekon tezgâhı; ekonomisi başta olmak üzere birçok yönden bitmiş, tükenmiş, erimiş, çökmüş bir iktidarın, Emperyalizmin uşağı Sevr artıklarının, onların çocuklarının ve torunlarının mirasyediler gibi tefeci faizleri ile ayakta tutmaya çalıştığı sistemin batışını geciktirmek amacıyla emperyalistlerden aldıkları rüşvete ihanetlerini de katarak sahneye koydukları alçakça bir entrikaydı. Oysa nasıl Atatürkçülüğü öldürecek kurşun daha üretilemediyse, Atatürkçüleri sindirecek, gözdağı verecek, korku salacak, susturacak ve en önemlisi yurtseverliği köreltecek bir cezaevi de henüz inşa edilmedi ve hiçbir zamanda inşa edilemeyecek…

Hiç kimse yanılıp da yanlış hesaplamalara girmesin. Zira katıksız Atatürkçülüğümüz, laik ve demokratik Cumhuriyete bağlılığımız, yurtseverliğimiz, erdem ve onurumuz hiçbir F tipi Polis’in, hiçbir F tipi MİT’çinin, hiçbir savcı ve hâkimin ölçüp biçemeyeceği kadar yüce ve yine onların ölçüp biçemeyecekleri kadar sonsuzdur.

11 Ocak 2013 tarihli ara kararınızın 18. maddesinde; “bu güne kadar dinlenen tanık ve beyanları nitelik ve nicelik olarak mahkememiz açısından maddi gerçeği vuzuha kavuşturmaya yeterli olduğundan” şeklinde ihsas-ı reyde bulunarak vereceğinizi ilan ettiğiniz ceza; benim çocuklarıma bırakacağım en değerli miras olacak, ben yaşadığım sürece, onlar da tüm hayatları boyunca bu ceza ile övünç duyacaklardır… Bu sebeple; tahliye düşüncesi bile benim için büyük bir utanç, beraat ise en büyük cezadır… Benim Silivri’den çıkışım; ancak, Atatürkçü-Yurtseverlere Ergenekon tezgâhını kuran Tayyip, Eymür, Adliye, Emniyet ve MİT içindeki Fetullahçı çeteleri burada sanık sandalyesinde görmemden sonradır…

O nedenle; düzmece, üretilmiş, uyduruk ve sahte delillerle, değil bir, bin defa da müebbet verseniz, namerttir meydanı Amerikan ve İngiliz Emperyalizminin maşalarına, Fetullahçılara, siyasal dinci, siyasal şeriatçı soysuzlara, 2.Cumhuriyetçilere, Tayyip ve yandaşları ile yanaşmalarına terk eden…

Ve yine değil bir müebbet, müebbetlerinize müebbet ekleseniz, yine namerttir bir milim bile geri duran; Atatürk ilke ve devrimlerinden, laik, demokratik Cumhuriyete bağlılıktan ve Mustafa Kemal’in askeri olmaktan…”

O günlerde sadece kitap yazdığım için deminde belirttiğim gibi hakkımda 1 müebbet artı 69 yıl ceza isteniyordu.

Kitap yazarak işlediğimi iddia ettikleri suçlarım şunlarmış, onu da beraat istemiyle öğrendim:

49- Sanık ERGÜN POYRAZ'ın hakkında"Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı Bir İsyana Tahrik Etmek" (TCK 313/1), "Terör Örgütü Üyeliği" (TCK 314/2),"Kişilerin Siyasî, Felsefî Veya Dinî Görüşlerine, Irkî Kökenlerine; Hukuka Aykırı Olarak Ahlâkî Eğilimlerine, Cinsel Yaşamlarına, Sağlık Durumlarına Veya Sendikal Bağlantılarına İlişkin Bilgileri Kişisel Veri Olarak Kaydetmek" (TCK 135), "Devletin Güvenliğine Veya İç Veya Dış Siyasal Yararlarına İlişkin Belge Veya Vesikaları Geçici De Olsa, Bunları Tahsis Olundukları Yerden Başka Bir Yerde Kullanmak" (TCK 326/1),"Devletin Güvenliği Veya İç Veya Dış Siyasal Yararları Bakımından, Niteliği itibarıyla, Gizli Kalması Gereken Bilgileri Temin Etmek" (TCK 327/1), "Yetkili Makamların Kanun Ve Düzenleyici İşlemlere Göre 634/658 Açıklanmasını Yasakladığı Ve Niteliği Bakımından Gizli Kalması Gereken Bilgileri Temin Etmek" (TCK 334/1) ve "Yasaklanan Bilgileri Açıklamak" (TCK 336/1) suçlarından açılan kamu davalarından CMK.nun 223/2.e maddesi gereğince ayrı ayrı BERAATİNE,”

Ya işte böyle, Ergenekon sürecini yakında çıkacak olan Ergenekon İşbirlikçileri adlı kitabımda anlattım. Görüşmek üzere…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.